Sevgili kardeşim, ne yöne doğru gidiyorsunuz?

Siz bedel istiyorsunuz kardeşim. Sizden olmayanı kabul etmiyorsunuz. Sizden olmayana iş vermiyorsunuz. Sizden olmayınca asla görmüyorsunuz. Sizden olmayana kulağınız, gözünüz kapalı kardeşim. Yalnız sizin sesiniz ve şiiriniz var sanıyorsunuz. Hüsrana uğramaktan korkmuyorsunuz. Siz hesap yapıyorsunuz kardeşim. Gösteriş ve güç tutkunusunuz. Yol kurmayı değil yolunu bulmayı seviyorsunuz. Fani olduğunuzu unutuyorsunuz.

Sizin işleriniz hiç bitmiyor kardeşim. Gökyüzüne bakmıyorsunuz, toprağı görmüyorsunuz. Hep acele ediyorsunuz. Her şeyi acil üretip, çabucak tüketmek istiyorsunuz. Çocuğunuzun yanağını okşamıyor, ihtiyarınızın elini öpmüyorsunuz. Kol kola bir yürüyüşün tadını bilmiyorsunuz. Kimsesize, yoksula, düşmüşe, mazluma, işsize, darda kalmışa omuz vermekten korkuyorsunuz.

Siz sevgisiz kalmışsınız kardeşim. Tüm korkunuzu ondan yaşıyorsunuz. Kazanmanın ikliminde hırs rüzgârına kapılmış gidiyorsunuz. Geriye dönüp bakmaktan rahatsız oluyorsunuz. Pişmanlıklarınız karşısında vicdanınızın titreyişini hissetmek istemiyorsunuz. Yalnız cüzdanlarınızla, yalnız unvanlarınızla, yalnız kartvizitlerinizle bezeli bir yaşam inşa etmek istiyorsunuz.

Sizin yüreğiniz küf tutmuş kardeşim. Anı ve hatıra okumak yerine dedikodu yapıyorsunuz. Sinemayı hor görüyorsunuz, tiyatroyu lüzumsuz buluyorsunuz. Müziğin helalliği ve haramlığı üzerinde tartışıyor, aşkın bir bela olduğunu düşünüyor, nostaljik bir travma içinde şifadan uzak bir hayat sürüyorsunuz.

Sizin her şeyiniz var kardeşim. Gazeteleriniz var, dergileriniz, belediyeleriniz var, kültür faaliyetleriniz. Lüks arabalarınız var, yüksek telif ücretleriniz. Yüksek yerlerde arkadaşlarınız var, tuhaf ahbaplıklarınız. Övgüleriniz var, yalnız yanınızdakinin yaptıklarını doğru bulan anlayışınız. Kameralı evleriniz var, güvenli ve neşeli. Ama hep ezilmişi oynayan da siz oluyorsunuz. Kaybeden de sizsiniz, kazanan da. İronik hâlinizi, irfan diye sunuyorsunuz.

Siz hikmetli sözler ediyorsunuz kardeşim. Tasavvurlu, tasavvuflu. Tefekkürlü, teşekkürlü. Temrinli, tahlilli. Mağdurlu, mazlumlu. Müsamahalı, müdahaleli. Ürkekli, üzüntülü. Çok uzağında olduğunuz hayatların romanlarını yazıyorsunuz. Hayatınızda hiç yeri olmayan kelimelerden şiirler diziyorsunuz. Türkülerden bahsediyorsunuz ama içeriğini yaşamıyorsunuz.

Sizin hep gönülden bahseden üslubunuz var kardeşim. Hep temkinli davranıyorsunuz, itidali elden bırakmıyorsunuz, yazdıklarınızdan sorumlu olmak istemiyorsunuz. Bunun için riske girmiyorsunuz, cesur olmuyorsunuz, yanlışlıkların üzerinde sek sek oynuyor, yere düşmemek için çırpınıyorsunuz. Üstelik her fırsatta düşmez kalkmaz bir Allah diyorsunuz, utanmıyorsunuz.

Siz renk vermemeye bayılıyorsunuz kardeşim. Etik ve ahlâk arasında, inisiyatif ve sorumluluk arasında, özgün ve orijinal arasında savrulup duruyorsunuz. Karar veremeden taraf tutuyorsunuz. Bir kişinin vebaline girmekle bir milyon kişinin vebaline girmek arasındaki konunun büyüklüğünü unutuyor, istatistikî verilerle yine alacaklı oluyorsunuz. Slogan atılarak yapılan yürüyüşlerin hiçbir şeyi asla başlatamayacağının ve asla bitiremeyeceğinin farkına varamıyorsunuz.

Sizin zihniniz sorulara kapalı kardeşim. Eleştirmiyorsunuz. Muhalif olmayı düşmanlık zannediyorsunuz. Öğrenmekten korkuyor, kitap okuyandan hazzetmiyor, yeni fikirleri reddediyorsunuz. Edebiyat yapmayın diyorsunuz, her yıl yeni bir televizyon programında reyting kovalıyorsunuz. Felsefe yapmayın diyorsunuz, sözlerinize Freud’un bir sözüyle, yazılarınıza Heidegger’in bir cümlesiyle başlıyorsunuz.

Sevgili kardeşim, ne yöne doğru gidiyorsunuz?
Düşünmeyi düşünüyor musunuz kardeşim?
Ne yapıyorsunuz?

Yağız Gönüler
twitter.com/ekmekvemushaf

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın