Sergey Yermolinski, Usta İle Margarita

Can Yayınları’ndan neşredilen Mihail Bulgakov’un Usta İle Margarita eseri okunmaya değer. Kitabın eleştirisini Sergey Yermolinski yapmış.

Sonra ağırlıklarını iyice vurgulamak için sözcüklerin üzerine basarak: “Patriarşiye Gölleri’nde dün Şeytan’a rastladınız” dedi.

Öyle bir kitap düşünün ki içinde hem sihirli bir şekilde cezalandırılan elit bir kesim olsun hem de büyük bir aşkın kahramanları, hem Şeytan ve 3 yardımcısı hem de İsa ile Pontius Pilatus. Bunlar muhteşem sayılabilecek (sayılabilecek, çünkü ikinci kesimde yer yer aksamalar var) bir kurguyla bir araya gelsin ve o kadar güzel anlatılsın ki her şey gözünüzün önünde cereyan ediversin. Adı da Usta ile Margarita olsun.

Başlangıçta nadir keşiflerimden sansam da, Usta ile Margarita, 20.yy’ın en önemli romanlarından biriymiş aslında ve üzerine şarkı* yazılacak kadar da popülermiş. Uzun yıllar boyunca basılamadığı – yazarı Bulgakov, yıllarca üzerinde çalıştığı eserinin basıldığını göremeden ölmüş – dikkat çekici konusu ve akıcı anlatımı düşünülürse neden popüler olduğunu anlamak güç değil.

Bana kitabı sevdiren unsurlardan biri, önsöz vs okumayı sevmememe rağmen ( İki nedenden: Biri Mina Urgan’ın Sineklerin Tanrısı önsözünde yaptığı gibi bir şeyle karşılaşmak, diğeriyse özellikle çok uzun önsöz/giriş/bilgilerin beni kitabın kalanını okumaktan soğutması. (bkz: Kasvetli Ev) ) bu kitabın uzun sayılabilecek “Mihail Bulgakov ve Usta ile Margarita” kısmı. Yazarın hayatındaki kimi detayların bilinmesi, Usta ile Margarita’nın anlaşılmasını kolaylaştırdığı gibi güzelleştiriyor da. Sevdiğim diğer bir nokta Usta’nın, İsa ve Pontius Pilatus üzerine yazdığı romandan bazı bölümlerin de kitabın içinde yer alması. (kısa bir roman içinde roman uygulaması ama yine de hoşuma gitti.) En sevdiğim yansa sunduğu hat safhadaki detay zenginliği, öyle ki okurken film izliyormuşum gibi bir hava oluştu ve kitabı bir türlü elimden bırakamadım.

Ama yukarıda söylediğim her şeye rağmen Usta ile Margarita’ya başyapıt diyemem. Eğer Bulgakov, Usta’nın romanına gösterdiği ihtimamın yarısını, kitabın ikinci kısmına gösterseydi derdim. Kitabın ikinci yarısında kurgu bayağı dağılıyor, ayrıntılar çoğalıyor, bağlantılar azalıyor ve “Keşke Bulgakov biraz daha yaşasaymış da şunu biraz toparlasaymış.” dedirtiyor. Yine de Usta ile Margarita çok, çok iyi bir kitap, uyku tutmayan uzun bir kış gecesinde bir solukta okumalık. Girişten ufak bir alıntıyla bitirelim:

Gogol geleneği iki yanlıdır, biri Palto adlı öykünün Gogol’ü, öbürü ise Burun adlı öykünün Gogol’ü. V. Kaverin, insanın Bulgakov’da her an, Gogol’ün Burun’unun ortaya çıkıvermesini beklediğini söylüyor… “Bu dünyada olup bitenler bazen ne kadar saçma oluyor. Şunu, bunu, bir başka olayı insan kabul edebilir elbette. Hatta en akla gelmeyeni bile… Hem sonra saçmalığın bulunmadığı bir yer var mı? Ne denirse densin bu tür olaylarla karşılaşılabilir. Seyrek de olsa karşılaşılabilir.”

Usta ile Margarita’nın, özellikle Şeytan’ın elini kolunu sallayarak Moskova’da dolaştığı bölümlerini okurken insan, Burun’un son sözünden alınan bu satırları hatırlıyor.”

 

Sergey Yermolinski
İzdiham

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın