Sercan Zorbozan, Adaletin Gücü Mü, Güçlü Olanın Adaleti Mi?

 

 Sercan Zorbozan adalet kavramına değiniyor. 

 

“Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.”          Blaise Pascal

Türk edebiyatının mihenk taşlarından sayılan İbrahim Şinasi, Mustafa Reşit Paşa için yazdığı kasidede, herhangi bir Naât’ta, Hz. Peygamber için kullanılacak tüm sıfatları, Reşit Paşa’ya uyarlar:

“Aceb midir medeniyyet resûlü dense sana
Vücûd-ı mu’cizin eyler taassubu tahzîr”

Şinasi’nin şiiri sürüklediği mecra, Hilmi Yavuz’un tespitiyle, “Pozitivizm”dir. (Türkiye’nin Zihin Tarihi/syf. 71) Zira Şinâsi, Aydınlanmacı düşüncenin Osmanlı intelijansyasına süratle tesir ettiği bir çağda yaşamıştı ve şiirlerinde olduğu kadar inancında da Allah’ı, “Akıl” ile kavramak istemekteydi. Aydınlanmacı akıl da güç demekti. “İlerleme” adına adaleti tamamen arka plana çeken, mecbur kalındığında da adaletin kanla dağıtılması gerektiğini dayatan bir akıl. Yıllar geçti, Aydınlanmacı ideoloji bazen güç ile bazen yumuşakça, Türkiye halkının zihnine yerleştirildi. Kasideler unutuldu, Şinasi, Türk edebiyat tarihi kitaplarında ismi parantezler içine alınan rakamlar süresince konuşulur oldu.

Gelgelelim halkın damarlarına sirayet eden, “güce ve güçlüye olan gizli-açık hayranlık” hiç tükenmedi. Bir çok alanda varlığını devam ettirdi, bu ülkede siyasetçiler evliya, mehdi ilan edildiler, çok sonraları isimlerinin üzerine bulaşan çeşitli suç emareleri hatırlanmaz oldu, sıfatları bâki kaldı. Mafya babaları -o mafya ki binlerce çocuğu babasız, binlerce kadını eşsiz, binlerce anayı evlatsız bırakmıştır- Pascal’ın yüzümüze çarptığı gibi, adaletin karşısına çıktılar, adalet burada dediler, doğru olan biziz, herkes yanlış deyip insanların cebinden parasını, bedeninden canını, ruhundan insanlığını çekip çıkardılar. Ses eden olmadı. Biraz sivrilenler, demir yumruklar altında unufak edildiler. Ancak halk yine siyasetin kurtarıcılığını inancının önüne koydu, insanlık onurundan taviz vermek pahasına mitinglere hücûm etti, meydanları doldurdu. Adaletten mafyaya karşı yardım isteyeceğine mafyaya koşup adalet istedi. Hep söylenir, Türkiye’de polise-askere-devlete kurşun sıkmaz mafya diye. Bunu bile bir teselli olarak gördü, “Bizim mafyamız delikanlıdır, devletine milletine kurşun sıkmaz” düşüncesine büründü. Böyle olduğu için gelen soydu, giden vurdu. İnsanlık onuru paramparça oldu…

Peki neden?

İnsan olanın, soyguncusuna, katiline karşı içten içe duyduğu bu günahkâr hayranlık niçin? Maurois’in o veciz ifadesinde tarif ettiği gibi, “Ahlak düzeni sağlam olmayan ve soyguncularıyla başa çıkamayan” bir toplum mu yoksa bizim toplumumuz? Şinasi’nin güce karşı güç olarak görüp peygamberevâri benzetmelerle kişileştirdiği o zihniyet ne kadar erozyona uğradı? Cevabı kocaman bir “Hiç” gibi görünüyor, hâlâ etkisini devam ettiriyor: Siyasette putlaştırma-mitleştirme, sosyal hayatta ise güçlü ama zalim olsa dahi, güç kelimesinin ardından başka hiçbir sıfat aramamak şeklinde… Evet, “Haklı olanı güçlü kılamadığımız için, güçlü olanı haklı kılıp”, içimizde fokur fokur kaynayan ahlaki-ruhsal çöküntünün de yardımıyla dibini göremediğimiz bir uçurumun içine yuvarlanıyoruz.
Elbette böylesine çetrefilli bir konuyu iki örnekle sınırlandıramayız. Çoğaltacak olursak yüzlerce hatta binlerce benzer ayrıntı bulabiliriz. Ama mesele ayrıntılar içinde boğulmak değil, bizi boğan meseleleri ayrıntılara ayırıp her ayrıntıyı ayrı ayrı boğmak…

Adalet bir gün hepimize lazım olacak. Bu dünyada olmasa bile en adil olanın huzurunda…

 

 

Sercan Zorbozan

İzdiham

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: