Selvi Boylum Al Yazmalım Kitabından Bir Bölüm

Bir defasında yoldayım. Kolhozdaki yeni kurulan inek ahırına taş götürüyordum. Bir dağ eteğinde bulunuyordu. Yol bozkırın ortasından geçiyordu. Baştan her şey yollu yoluncaydı. Her adımda yol kurulaşıyor, yolculuk kolaylaşıyordu. Ahıra bir mızrak atımı yer kalmıştı. Bir su yolundan geçerken tekerlekler battı. Bak başa gelenlere! Baharda buradaki yol geçen araba tekerleklerinden öyle kazılmış, öyle oyulmuştu ki, bir deve batsa insan kulaklarını göremezdi. Her yönü denedim, olmaz da olmaz. Kamyon kıpırdamıyordu. Çamur, tekerlekleri öyle yutmuştu ki, ne öte, ne beri. Sanki bir yerden çelik kerpetenlerle sıkıştırılmıştı. Kızdım. Direksiyonu öyle bir çevirdim ki motor bir daha çalışmaz oldu. Altına girmem gerekiyordu. Çamurlara  yattım. Yollara binlerce beddualar okudum.

Tam bu sırada yavaş yavaş biri sokuldu yanıma. Kamyon altından çizmeleri görünüyor.
Çizmeler geldi geldi yanımda durdular. Daha da öfkelendim, bunu kim çağırmıştı buraya, seyredecek ne vardı sanki. Sabredemedim, kamyonun altından:

‘Defol şurdan, canımı sıkma.’’ diye  haykırdım.

Eski püskü, gübreyle bulanmış bir kadın eteği gözüme ilişti. Herhalde bir nineydi. Kamyona alıp götürmemi bekliyordu. Tekrar:

‘’Haydi  git yoluna nine.’’ diye bağırdım. ‘’benim işim var daha, var git yoluna…’’

Bu anda o:

‘’Ben nine değilim.’’ dedi.

Sanki sıkılıyordu, bir yandan da gülümsüyordu bunları konuşurken. Yeniden sordum:

‘”Kimsin, ne istiyorsun?’’

‘’Bir kız’’

‘’Kız mı?’’

Gözlerimi çizmelerine bakarak şaka ettim:

‘’Kız güzel mi bari?’’

Çizmeler birkaç defa kıpırdandılar. O zaman arabanın altından çıktım. Baktım gerçekten ince yapılı, çatık kaşlı bir kızcağız, durup durur. Al yazmalı, babasının olacak uzunca bir ceket omuzlarına atılmış sessizce yüzüme bakıyor. Gülümsedim:

‘’Güzelmişsin!’’

Gerçekten de güzeldi. Takıldım:

‘’İyi ama çizme yerine ayakkabıların olsaydı.’’

Kız hızla dönerek hiç geri bakmadan koşarcasına yanımdan ayrıldı.
Acaba ne oldu? Gücendi mi yoksa? Ne edeceğimi bilemedim. Kendimi toparladım ardından yetişmek niyetiyle bir iki adım bile yürüdüm. Sonra vazgeçip döndüm. Acele toparlanarak arabaya atladım. Bir ileri bir geri kamyonu kıpırdatmaya başladım. Kıza yetişmeliydim, başımda yalnız bu düşünce vardı. motor uğulduyor, sarsılıyordu. Ne ileri ne geri gitmenin imkanı yoktu. Oysa kız uzaklaşıyordu.

Cengiz Aytmatov
İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın