Selin Yankı

Selin Yankı

Bademcikler , evet evet onlar. Çocukların korkulu rüyası. Doktorlar tonsil diyor. Herkes çocukluğunda heyecanla dondurma yemeye, soğuk kola ,gazoz ya da meyve suyu içmeye niyet ettiğinde aynı uyarıyla karşılaşır.

“Soğuk içme ,bademciklerin şişer.” İnat edip buna karşı gelenlerin bağışıklık sistemi zayıf ve genetik yatkınlığı olanları olaydan birkaç saat ya da birkaç gün sonra ateşler içinde bir güne başlarlar. Sadece bu değil tabiî ki. Artık boğazlar da tıkanmıştır. Bunu muhtemelen öksürük, kusma ve ben sana demedim mi cinsinden laflar takip eder. Ateş bir türlü düşmezse ertesi gün, ertesi gün beklenmeyebilir de kimi zaman,doktorun yolu tutulur. Acil servise geldiyseniz eğer ülkemizde hemen bir ağrı kesici ateş düşürücü iğne yapılır. Öğürtünceye kadar ağız açtırılır aaa diye bağırtılır hasta kişi. Doktor , hımmm, bademcikler iltihaplanmş der ve reçeteye de tonsilit yazar. Reçetede bir antibiyotik ya da penisilin muhakkak bulunur. Sonra ateş düşürücü şurup ya da hap. Ağız spreyi ve ekstra durumlarda vitamin verildiği de olur.
Esasında bu hastalık ve tedavisinde kullanılan yöntemler çokça tartışılmalı. Ben yirmi üç yıl bademcik sorunu yaşamış bir insan olarak şunu diyebilirim. Bana sadece bir kez boğaz kültürü yapılarak antibiyotik verildi. Bunun dışında her zaman doktor kafasına göre ilaç yazdı. En son penisilin kullandığımda test yapmadan vurdukları için ölümden döndüm. Ülkemdeki sağlık problemlerine başlarsam bu yazı bitmez.

İşin sosyal boyutuna baktığımızda toplumda en sık rastlanan hayat standartını düşüren bu hastalığın insanların psikolojileri üzerinde bir hastalık olması dışında ne gibi etkileri var bunlarda bahsetmek istiyorum. Bademcikleri sık sık şişen bir birey hiçbir zaman canı istediğinde sıcak ya da soğuk bir şeyi yiyemez ve bu onun içinde ukde kalır. İçi sızlar yaz gelince. Ağustos sıcağında ateşler içinde yanabilirsiniz. Çorba daha geçmeyebilir boğazınızdan. Halüsinasyon görme olasılığınız da yüksektir. Herkes bu havada nerde üşüttün der. Onlara içiniz ezilerek derdinizi anlatırsınız. Sonra doktorların sizi kusturmaya çalışmasını anlamaya çalışırsınız. Zamanla kabullenirsiniz. Önceleri doktorun ağzınıza soktuğu demir nesneyi hatırlarsınız ve onu herkes kullanıyordur onu da hatırlarsınız yüzünüz buruşur. Sonra hemşirenin onu da diğerleriyle kaynattığını hatırlarsınız ve gene yüzünüz buruşur. Kbb servisleri ve poliklinikleri ile ahbap olmuşsunuzudur çoktan. Eczane reçeteyi görmeden size ilaçlarınızı veriyordur. Abarttım sanırım.

Ailecek yaptığınız bir pazar pikniğinde rüzgara karşı yürüdüğünüz günün sabahında uyandığınızda, aslında uyanmak ve ayağa kalkmak isteyip kalkamayıp yere düştüğünüzde ve tir tir titrediğnizde içiniz yanar. Yine mi dersiniz? Hemen ateş düşürücü alırsınız ama kar etmez. Hemen hastaneye gidersiniz. Bir de o halde kuyruk beklersiniz. Doktor ateşinizi ölçer. Adam afallar. 42! Hemen kan tahliline gönderir sizi. Kanınızda sedimantasyon yüksektir. Hem de öyle böyle değil. Kendinize geldiğinizde üç gün geçmiş olduğunu söylerler size ve dönüp aynaya baktığınızda yüzünüzü tanıyamazsınız. Kollarım morluk içindeydi ve inanamayacağım kadar zayıflamıştım. Hiçbir şeyi net hatırlamıyordum. Sadece titriyordum ve beni ıslak çarşafa sarıyorlardı. O daha çok titretiyordu. Kulaklarım, burnum tıkalı ve boğazım da tamamen kilitlenmişti. O nasıl bir iltihapsa bir hafta hastanede yatmama rağmen tam olarak geçmedi ve tedaviye evde devam ettik. Bu süre zarfında bildik sesler işittim. Kızlarla dışarı çıktığında dondurma mı yedin? Soğuk su içtin gene duramadın. Olabilir evet. Bu süreçten sonraki aylarda dershaneye başladım ve her ay düzenli olarak ya bademciklerim iltihaplandı ya da faranjit oldum. Sonra dillere destan üniversite yıllarım başladı. Buyurun!

İşin daha trajik yani asla bırakmaz peşinizi bu hastalık. Cereyanda kalırsınız şişer, soğuk yersiniz şişer, üstünüzü açarsınız şişer, kirli havayı solursunuz şişer. Yani iltihaplanmak için oldukça fazla sebep bulabilir bu bademcikler. İlk , orta ve lisede malum da üniversitede bile iltihaplanır mübarekler. Halbuki üniversitede iltihaplanmaması lazımdır. Ben öyle düşünmüştüm nedendir bilmem. Öss gibi hayati bir sınavla milyonlar arasından üniversitede bir sıra kapmış olmak öyle mucizevi bir durum ki komple fizyolojimiz bile değişebilir diye düşünüyoruz. Ama durumun böyle olmadığını birinci sınıfta girdiğiniz ilk finalde anlarsanız işte hayatın kötü oyunlarından biriyle yüzleşmiş olursunuz. Üstelik bulunduğunuz şehirde sosyal güvenceniz geçerli değilse al başına belayı demektir. Bu acı gerçekle yani üniversite çağlarında da bademciklerimin iltihaplanabileceği gerçeğiyle yüzleştikten sonra ateşten günler yeniden başladı. Birinci sınıfta ufak sıyrıklarla atlattım. İkinci sınıfta yatay geçiş yaptığım için başka bir şehirdeydim ve sık sık kulak,burun,boğaz mütehassıslarıyla iletişim kurdum. Her tatilde eve geldiğimde ateşlendim. İnsanlar için artık bu rutin bir durumdu. Kenarda sızmış bir kız yatıyordu. Bayramlarda özellikle beni ayakta görenler şaşırıyorlardı. Üçüncü sınıfta o kadar abarttı ki sekiz ayda tam sekiz kere üst solunum yolları enfeksiyonu geçirdim. Bu yılın yazında da onları aldırmaya karar verdim. Tahliller ,şunlar bunlar oldu ve hastaneye yattım. Akşam sekizden sonra yemek yemek yasaktı. Yasak olduğundan mı bilmem canım sürekli bir şeyler istedi. Normalde de hiç olmazdı. Gergin bir şekilde uyudum sabah sekizde hemşire yeşil sert kumaştan bir gömlek getirdi. Giydim. Diazem yaptı. Ohhh rahatladım. Gülmeye başladım tekerlekli sandalyeye oturdum sağa sola sataşarak ameliyathaneye gittim. Tabi başıma ne geleceğini bilmiyorum. Ameliyathaneye girdim. Koltuğa oturdum. Doktor geldi. Konuşuyoruz. Ellerimi bağlamadılar. Ben de neden diye sordum. Gerek yok dedi doktor. Ağzını aç dedi. Ucu upuzun bir iğneyi ağzıma doğru getirince afalladım ama elden ne gelir. Önce damağıma, yanaklarıma,dilime sonra bademciklerime iğne yaptı. İlk önce tadını aldım çok acıydı. Sonra dilim, boğazım uyuştu. Doktor yardımcılarından sürekli değişik aletler istiyor. Benim çene koyuverdi narkozu yiyince. Doktor koca ellerini ağzıma sokup işlenmeye başladı. Sol bademciğimi sorunsuz aldılar. İşin kötü yanı kırt kırt diye kesiyor bunu hissediyorsun ama canın acımıyor. Kesti aldı bademciği. Sonra kotar denilen bir şeyle orayı yaktı. Ağzım kan doluyor nefes alamıyorum. Vakum tarzı bir şeyle kanı çekiyorlar. Delirecektim neredeyse. Ben doktora bir tekme geçirdim. Ellerimle saldırdım. Adamlara beni tutmalarını söyledi. Ayaklarımı bağladılar. Ellerimi tuttular. Sıra sağ bademciğe geldi. En çok canımı yakan da bu oldu. Parçalanmıştı ve birkaç kez kestiği için uzadı. Narkozun da etkisi sanki yavaş yavaş azalıyordu. Ağzım sürekli kan doluyordu. Ben çırpınıyordum. En son kontrolü de yaptılar. Kotarla o bölgeyi yaktılar. Kotarı yanlışlıkla damağıma da değirdiler ve o nasıl bir acıdır. Ağzımın kanını temizlediler. Kalktım tekerlekli sandalyeye oturdum bir süre yoğun bakımda kalmışım. Uyumuşum ne oldu hatırlamıyorum. Uyandığımda bir arkadaşım nasıl sızdıysa yanıma geldi. Odama gitmeliydim. Arkadaşım hasta bakıcıdan sandalye istemiş adam onun bir şeyi yok, sabahtan beri bize bağırıyor demiş. Ben yoğun bakımdan yürüye yürüye odama geldim. Uyudum sonra. Akşamüstü uyandığımda artık boğazım uyuşuk değildi ama müthiş canım acıyordu. Dondurma yemem gerekiyormuş. Kuzenlerim dondurma getirdiler. Al işte şimdiye kadar bu kadar dondurma yememiştin ye dediler. Ne mümkün ama. Sürekli kan tükürüyorum. Kan ve kakaolu dondurma karışıyor. Kan kokusu ve kakaolu dondurma kokusu karışıyor. Ama ya rabbim bu nasıl bir iğrenç tattır. Gerçekten çok zor bir ameliyattı. Lokal anesteziyle yapılması da ayrıca zordu. Bundan sonraki on gün boyunca sıvı şeyler tükettim sadece. Canım çok acıdı. Dünyayla bağlantım kesilmiş gibi hissettim kendimi. Sekiz şişe ağrı kesici ve sekiz şişe antibiyotik çocuk şurubu bitirdim. Bundan sonra artık çok mutlu yaşayacağımı düşünmüştüm. Ateş yok, iltihap yok. Ah ah! Öyle değilmiş. Bademcik bitti. Faranjit başladı. Üstelik onu aldıramıyorsun da. Sonra onu toparladık sinüzit. Onunla birlikte rinit. Bu ne kara talihtir Allahım dedim hep. Lakin şu var birkaç yıl sonra onlar da düzene giriyor. Bu durum beni o kadar çok etkilemiş ki hala soğuk su içmeye niyetlendiğimde içimden bir şeyler akıp gider. Ameliyattan sonra uzun bir süre dondurmadan tiksindim. Hele ki kakaolu dondurma gördüğümde huylanıyordum. Kaderin cilvesi işte.

 

 

 

Selin Yankı

İzdiham

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın