Sefa Mutlu, Kaybettim

O gece o vakit o an
Susturuldum sustum hiç konuşmadan
Yanılmıyorsam eylül sonbahardı
Serin hareketli ve ıslak
Geçmiş yani dün bugün yaşıyoruz elbette yarın kıpırtılı umutlu gülümser güneşli
Uçan kaçan sürünen
Sonbaharın kendini yeni boşluğa bırakmış çelimsiz kahverengi yaprakları
Güneşe tutunca bir nevi ayna
Bir taraftan bakarsan yaz diğer taraftan kış
Biraz sıcak biraz soğuk
Ayarı yok yaprakların dökülse bi dert dökülmese bi mutlu
Rüzgar önce başta dağılan saçları sonra
Rengi bozulmuş ağaçtan yaprakları
Hüznün başkenti eylülü alkışlıyorum
Ne yaza uzak ne kışa
Tamda ortasında kayda değer herşey
Önce inandık sonra kolumuzu bacağımızı kırdık
Yetmedi söylendik söylendik hiç durmadan
Elimize bir avuç kararmış hüzün
Çantamız yoktu omuzumuzda ama yükümüz vardı biraz çöküktü galiba
Güneş gözbebeklerimde doğardı
Biraz ışık biraz sıcak
Sonra göğsüme düşerdi gölgesi o ince parmaklıkların
Basamaklar bir bir üç üç beş beş
Bir set olmuş zirvesinde dağın
Bal yapmaz dediler bal yapamadılar
Sonra bal yapmaz arı gibi dolandılar
Baldı sonuçta yapmadılar
Nerden başlasam bir yerden başlamam heralde
Anlamak derim anlamak anlamaktan mı başlasak ne yapsak
Başlamak şart mı başlamadan başlasak olmaz mı
Neyse kafalar karıştı durdu sendeledi
Biz yine kafamıza göre diyelim
Yürüyelim evet yürüyelim güneş batmak üzere zaten
Sonra bir dizenin elinden tutalım şöyle karşılıklı
Çok görmeyin alayda etmeyin o da çocuktur biraz
Duymasın belki ağlar belki üzülür
Yalnız kalır bir şiirde tek dize olarak
Ağlamaklı hıçkırıklı tedirgin
Tek başına yalnız bir başına
Çaresiz ve huysuz biraz piskopatca
Piskopos vurdum duymaz deli ve o denli
Nerde bu güler yüzlü polyanalar bilincin altına mı gittiler
Altını üstüne getirin bilincimiz üstte kalsın
Varsın kış gelsin odun kömür soba desen yanıyor
Üşürmüyüz üşürüz elbet kış bu
Kara mı kara kış işte
Yok sayalım ömrümüzün bir kısmını
Biraz kaybedelim biraz daha kaybedelim
Yetmezse yine kaybederiz
İnce eğik dik parça parça çıkalım yokuşları
Hedefe ya varırız ya varamayız
Öd patladı korktuk ve ağladık
Oysa bağımsızdık ama özgür değil
Haps olduk uzun kipriklere yeşile çalan gözlere
Biz sevdik harbiden sevdik durmadan ara vermeden sevdik sade katıksız sevdik
Sevgilim dedim seven gillerden olalım dedim
Başımız kanadı sert kayaya çarptık
Sonradan sahip olmadan sahiplenmemişcesine sevgili dedim
Bak dedim ya da bakma
Beni sana bakarken yakalama dayanmazsın dayanamazsın yüreğin yenik düşer
Ağlayalım sevgili birlikte ben gençliğime sen geçip gittiğine ağla
Bir delilik yapalım silmeyelim göz yaşlarımızı ağlamış gibi görünelim
Boynunu bükme saçlarını topla
Nasıl olsa sonbahar ağacından düşmüş bir yaprak gibi giderim
Sarardım kurudum parça parça salıverdim
Güvertesiz bir gemide battık battıkça
Karalar hasret gözlerinde geride kalan
Akşam olmadan sabahı köşeyi dönmeden seni kaybettim

 

 

 

Sefa Mutlu

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın