Seda Çalımfidan, Expres Yemek Yeme Üzerine

Annesinin kızına, çalıma, fidana…

Eskiden yemek yemek kolektif bir faaliyetti. Özenle hazırlanan yemekler yuvarlak masalarda sergilenirdi. İbadet edermişçesine yenilen yemekler bir bütünlük hissi verirdi. Köşeli masalar çıkalı beri bu bütünlüğün bozulduğuna inanıyorum. Köşeleri gibi keskinleştik, duvarlarımız belirginleşti. Yapılan yemeğin ne tadı kaldı ne de bereketi…

Büyüklerim derdi insan kendini en çok çorba yaparken tanır diye. İkram ederken de karşısındakini. Seçtiği malzemenin ayarını, sırasını iyi öğrenememişsen Olgunlaşamazmışım. Farklılıkları aynı tencerede toplayıp pişirmek bir hayat dersi verirmiş insana.

Yemek yeme alışkanlıklarımız değişti maalesef. Akşam ezanında sofrada toplanmayı unutur olduk. Artık annelerimiz camdan seslenmiyor, ezan okundu sofra hazır diye.

Hatırlar mısınız bizim eskiden esnaf lokantalarımız vardı, şimdilerde sayıları hızla azalan. Karnı açı, garibanı, yoldan geceni, misafiri doyururdu. Sıcacıktı. Tahta sandalyelerde ve yuvarlak masalarda içilen çorbanın tadı unutulmazdı.’’ustam ver şurdan bir porsiyon kuru’’diye seslenirdik de kimse dönüp bakmazdı. Ardından lokma ya da muhallebilerimiz sunulurdu önümüze. …

Şimdilerde şık kadife koltuklarda benmarin usulü tatlılar, bonfile fleminyonlar adını bile yazarken üç kez baktığım, söylemeyi beceremediğimiz türlü yemeklere bıraktı. Hatta daha kötüsü oldu. Ekspres yemek dükkânları çoğaldı mantar gibi. Ayaküstü ticketlarımızı verip, elimize tutuşturulan tepsi ile ne yapacağımızı şaşırıp, toplam on dakika içinde kendimizi imha ediyoruz hemen oracıkta. Şimdi düşünüyorum da Napolyon’un Waterloo savaşını kaybetmesinin sebebi buydu belki de, askerlerin yeterince bir arada çorba içmemeleri…

Kim bilir… Küreselleşme bu olsa gerekti. İnsanlar geleneklerinden uzaklaştılar. Zengin fakir arasında uçurum olmayan dünya yerine duygusuz acımasız ve hızla tüketim çılgınlığına dönmüş bir dünyaya bıraktı. Sosyolojik açıdan bakıldığında yemek yemek tercihleri bir yerde toplumsal kimliği belirmeye başladı. Eğitim seviyeleri ve ekonomik düzeyi yükselen insanlar farklılık arayışına girdiler… Suchi yemek bir marka oldu mesela. İtalyanların loncadası bizim lokantamız oldu.

Zamanla daha da modernleşerek restaruantlarımız çıktı meydana. Gelişme, değişme, yenidünyaya ayak uydurma varın siz ne derseniz deyin ben bu değişime ayak uyduramadım, adımlarım tutmadı onun bu hızına yetişemedim.

Ben durdum izliyorum, bu modernleşmenin elimden tutup beni çekiştirmesine izin vermiyorum. Hala esnaf lokantasında zeytinyağlı taze fasulye yemeği seviyorum.

 

 

Seda Çalımfidan

İZDİHAM

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: