Şair Osman Konuk, İzdiham’a konuştu

 

İlk şiirlerini genç yaşlarda bizlerle paylaşan, uzun süren bir sessizlikten sonra şiirlerinde tekrar hayatımızı, dünyamızı, bize ait olanları aynadan daha keskin biçimde yansıtan Osman Konuk’un dünyasında şiir nerede durur?

Ben size başka bir hikaye anlatayım. Bir insanın hayatı nasıl şiirle dolu olur bilmiyorum ama böyle birini tanıyorum. Yıllar önce, o zamanlar akademisyen olan bir şair arkadaşım, “ne zaman tez çalışmaya otursam şiir yazıp kalkıyorum demişti. O tez bitmedi ama o şiirler hakında tezler yazılıyor. Düşünmesi şiir olan insanların niteliği. Kendinde şair diyelim. Benim dünyam şiirli değil.. Fikir versin diye, bilgisayarımın anasayfası memurlar.net. İçeriden dışarıya doğru yazamıyorum yani. Kötü yazarlar gibi kendimden alıntı yaparsam, içimden bir ses, sesin dışarıdan geldiğini söylüyor.

Ama dünyanın bir şiiri var. Orada duruyor. Yer ve zaman hareket ederken olup bitenler kendiliğinden sanat zaten. Onları hızlandırıp yoğunlaştırdığınızda bir şeyler oluyor.

Şiirinizin dili oldukça açık ve günlük dile yakın, fakat şiirleriniz anlaşılmak için yine de okurdan sorumluluk bekliyor, bu bağlamda “anlaşılmak” gayesi yazın yaşamınızı ne kadar etkiliyor?

Okurun bir sorumluluğu yok. Zaten kolay anlaşılır bir şey yazıyorum. Genel olarak anlaşılmak konusu karışık. Hemen herkes anlaşılmamak, anlaşılamamaktan yakınıyor. Apaçık, yüzde yüz anlaşılmayı kaç kişi göze alabilir emin değilim. Herhalde kimse “neyi ne kadar anlaman gerektiğine ben karar veririm” diyemez. Sorun, daha çok yazarın anlamları yönetme iddiasında. Böyle bir anlam zorbalığına yazarın hakkı da yok aslında gücü de. Okur yazara, yazar da okura, sürekli ev ödevi, anlama projesi, habersiz borçlandırma gibi tuhaf yaptırımlar yüklememeli. Ama yüklüyor, işin tabiatı gereği.

Şiir ilişkisi edebiyat teorisinden farklı. Şiir başka. Okur ya da yazar olarak, hangisi olduğu fark etmez, şiire karar vermiş insanların, en baştan, zımnen anlaştıklarını düşünüyorum. Kategorik okur-yazar ikiliği işlemiyor pek. Farklı taraflardan çok saf bir anlaşma ve basit bir işbölümü.

Şair olmayı seçmeniz ile alakalı anlattığınız bir hikaye var. Göklerden süzülen ışığı aferin’e yeğleyen bir çocuk… Şairlik girişimi dünyanın kendi şiirini duyabilme özlemiyle açıklanabilir mi, sizin şairlik yoluna girmekle karşılaşmayı umduğunuz bir düş var mı?

Bahsettiğiniz “göklerden süzülen bir ışık” değildi, sadece kar yağıyordu. Bir hayalim var mı? Var. İnsanlar erken yatıp erken kalksınlar. Şiirde de bir devrim yapılsın. Yazma, okuma, anlama gibi gereksiz ayrıntılardan kurtulalım.

Şiir dünyasında görünmediğiniz dönemlerde aslında hiçbir zaman şiire uzak kalmadığınızı söylüyorsunuz. Bu dönem nasıl geçti, sessizlik şiirinize katkı sağladı mı?

Sessizlik döneminin bir hikayesi var ama hiç ilginç değil. Bir de bu soruya verdiğim standart cevabı tekrarlayayım. Sessizliği yayınlamak imkansız. (Aramızda kalsın ama böyle söyleyince gizemli oluyor ). Ben de herkes gibi yayınlanamayan konularda çok daha iyi olduğumu düşünüyorum.

Şiirinizi güncel ve hayatın içerisinden oluşunu ne kadar önemsiyorsunuz? Şiirde evrensellik ve kalıcılık hususunda şiirlerinizin gün’ü barındırması şimdi’yi elinden yakalamış olması bir tür endişe yaratır mı?

Gündelik hayatı yazmaktan bahsediyorsunuz galiba. Bankalar, yürüyen merdivenler, reklamlar. Basit konular. Biraz çabayla herkes yapabilir. Doğal olarak bunlarla kalıcı olunamaz. Bir de ne kadar kalıcılıktan bahsediyoruz? On yıl ? Elli yıl ? Yüz yıl ? Hangi vade kalıcı kılar? Kalıcılık endişesi olanlar için harici harddiskler var. Kalıcılık teknolojisiyle bu işler çok kolay.

İnsanın bir şeyler yazayım evrensel olsun amacıyla yazalabileceğini sanmıyorum. Ama kavramlar özgül bir kültürel bağlamda kurulur. Yani her evrensellik iddiası yerel bir zihinden çıkar. Dolayısıyla evrensellik yerellik meselesi anlamsız.

“Şiiriyet cehennemdir” sözünüzle de ilgili olarak lirizmin şiiri kuşatmasından rahatsız olur musunuz? Şiirde üslup özelliği olarak aracısız ve öz cümleler tercih ettiğinizi söyleyebilir miyiz?

Söylenebilir. Ben lirizme karşı değilim ama kasttetiğiniz lirizm artık bir ticaret dili . Ayrıca tek lirizm yok, lirizmler var. Şiirde okuyucu olarak eski moda bir ölçüm var. Varolduğunu bilmediğimiz ama bizimle yaşayan melekelerin çalışması. Meleklerin mi deseydim acaba. Kötü ifade ettim, farkındayım.

Şiirsel akrabalıklara önem veren, Türk şiiri içerisinde konumlandığı noktayı bilen ve önemseyen bir şair olarak günümüz şiir dünyasını nasıl yorumlarsınız? Umut vadeden bir ortam görebiliyor musunuz?

Kötü şiir bolluğu şiire ve temsil ettiklerine hala bir ihtiyaç duyulduğu anlamına geliyor, iyiye yorarsak. Evet, tam olarak umut vadeden diyebiliriz. Tabi umutla, umut vaadi arasında ciddi fark var. Ne umuttur ne vaaddir ayrı konu. Vaad bol, evet.

Şiirinizde açıkça ikinci yeniden şairlere ve ikinci yeniden şiir atıflarına rastlıyor sanki eski bir tanıdıkla selamlaşıyoruz. Ayrıca şiirsel bir evrim olarak da nitelendirdiğiniz ikinci yeni hadisesine nasıl bakıyorsunuz?

Sadece İkinci Yenicilere değil, kendi kuşağımdan olanlara da, benden sonrakilere de atıflar var. Bir tür teşekkür, iyi ki varsınız, iyi ki yazdınız anlamında. Türk Şiiri’ne ait olmak duygusu bence bireysel iddia, poetika, akım ve girişimlerin hepsinin ortak keseni. Kendi yazdıklarımı da kişisel bir durum olarak görmüyorum. Bu aidiyetin, asabiyetin sonucu. Hikmet bizde değil, kaynakta. Kaynak müthiş. Ama bir o kadar da kıskanç ve titiz.

İkinci Yeni .önceki sorularla bağlantılı okunursa, modernliğin akla ilişkin tüm içkin sınırlarını aşmış, bunun şiirdeki karşılıklarını dönüştürmüştür. Manifestosuz, kendiliğinden bir hareket oluşu kültürel bir sıçrama olmasıyla ilgili.Arkasındaki kültürel derinlik, bin yıllık birikim olmasa bu kadar sürekli ve etkili olmazdı. İkinci Yeni, sürekli yeni. Gerçek anlamda kalıcılık burada aranmalı.

Gerçek anlamda şiirle yüzleşmenizin İsmet Özel aracılığıyla olduğunu biliyoruz. Kendinizi birden şiirin zirvesinde bulmak, tanışmaya yukarıdan başlamak sizde nasıl bir etki oluşturdu?

Çok heyecanlıydı. Bazen gerilimliydi, güzeldi. Hep özlüyorum. Etkisi ağırdı. O kadar yakın olunca, etkilenmeme çabası tersinden baskı oluşturuyor. Elbette büyük şans. Bazen bir mısrayı hiç değiştirmeden onlarca defa yazardım. Gerektiği kadar çok yazarsam kendi kendine değişir sanıyordum. Sonra bir gün değişti. Olağanüstü bir şey gibi gelebilir ama değil. Değişiyor. Sanatın topyekun, her şeyden önce bir zenaat olduğunu anlatmak çok zor artık. Bir yere kadar en azından. Sanatsal yaratıcılık denen şey uydurma.

“Sıradan, basit ve düzgün biri olmak bence her şeydir.” Bu söz, modernizme karşı alınmış bir tavır mıdır? Modernizmin türk şiirindeki duruşunu ve modernizmin şiire etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Modernizmin toplumumuza getirdiği en iyi şey, belki de tek iyi şey modern şiir midir?

Bu sözün aslında bir özü yok. Bir totoloji, bir temenni. Modernizm tartışmaları acayip bir hal aldı. Modernliği icat edenlerle eleştirenler aynı kültür çevresi. Modernlik, tarihi sıfırlayarak düşünceden varlığa, her şeyi yeniden tanımlama, belirleme projesi. Bu proje herşeyi tekrar yapıştırılamaz biçimde parçaladı. Şimdi parçalarla oynuyoruz. Diğer taraftan anti-modernizm bir taraftan da modernliği tahkim etme işlevi görüyor. Tahkim ve tamir ediyor. (İhsan Fazlıoğu’nun Modernlik eleştirilerinin eleştirisi konulu yazılarına atıfla.) Modernizm bir çok kötülüğün nedeni kesinlikle ama hepsinin mazereti değil. Modernlik öncesinde insanlar erdem cumhuriyetinde yaşamıyorlardı sonuçta ama modernlik, dışına çıkmayı imkansızlaştıracak ölçüde ve seçenek bırakmadan bir meydan okuma halinde yayıldı. Yaygın tepki modernliğe gelenekle karşı çıkmak oldu. Ama açmaz şurda. Gelenek de modernliğin icatlarından. Biraz ders anlatır gibi oldu, kusura bakmayın.

Sorunun son kısmı. Evet, Modern Türk Şiiri modernleşme hikayesinde başımıza gelen en güzel şey.

Bu sözün aslında bir özü yok. Bir totoloji, bir temenni. Modernizm tartışmaları acayip bir hal aldı. Modernliği icat edenlerle eleştirenler aynı kültür çevresi. Modernlik, tarihi sıfırlayarak düşünceden varlığa, her şeyi yeniden tanımlama, belirleme projesi. Bu proje herşeyi tekrar yapıştırılamaz biçimde parçaladı. Şimdi parçalarla oynuyoruz. Diğer taraftan anti-modernizm bir taraftan da modernliği tahkim etme işlevi görüyor. Tahkim ve tamir ediyor. (İhsan Fazlıoğu’nun Modernlik eleştirilerinin eleştirisi konulu yazılarına atıfla.) Modernizm bir çok kötülüğün nedeni kesinlikle ama hepsinin mazereti değil. Modernlik öncesinde insanlar erdem cumhuriyetinde yaşamıyorlardı sonuçta ama modernlik, dışına çıkmayı imkansızlaştıracak ölçüde ve seçenek bırakmadan bir meydan okuma halinde yayıldı. Yaygın tepki modernliğe gelenekle karşı çıkmak oldu. Ama açmaz şurda. Gelenek de modernliğin icatlarından. Biraz ders anlatır gibi oldu, kusura bakmayın.

Sorunun son kısmı. Evet, Modern Türk Şiiri modernleşme hikayesinde başımıza gelen en güzel şey.

Şiirlerinizde günlük hayatın akışı içerisinde karşılaştığımız tavırlara ya da durumlara itiraz, dünyaya alışamamış olmanın gerilimi, düzenin içerisinden olmayan bir ses hissediliyor. Şiirin çıkış noktası, dünya ile bir tür uyumsuzluk, gidişata ters düşme ile açıklanabilir mi ya da dünya ile gerilim yaşanmadan, bir meselesi bulunmadan da şiir oluşabilir mi?

Meseleyi kurgulayamazsınız. Siparişi de olmuyor. Dünyayla da fazla gerilmemek lazım. Sonra kopuyor. Adı dünya olan bir yerdeyiz. Ona basıyoruz. Bu durum, saçma, raslantısal ve anlamsız değil. Toplumsal dünya başka ama. Konumuz bu galiba. Siz de sosyoloji okuyorsunuz, bilirsiniz. Uyumsuzluk toplumsal normlardan sapma demek. O normlar kaynaktan sapmış durumdaysa o zaman uyumsuzluk güzeldir ve herkes topyekun çıldırmış olabilir. Uyumsuzluğun bazen aşırı uyum şekli de mümkün. Günümüzde durum biraz daha karışık.

Özellikle Muhatap şiiriniz göz önünde bulundurularak size yakıştırılan anti popülist duruş hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sorunun muhatabı ben değilim. Muhataplara sormak lazım.

“Dünyanın en güzel gülümseyen şairi”nin okuyucuyla buluşması yakın gelecekte gerçekleşecek mi yoksa uzun bir süre sabretmemiz mi gerekiyor?

İnşallah yazabilirim. Bakalım, kısmet.

“O gülümseme, dünyanın en güzel şairi”.

Tuhaf yazı tecrübesi olarak nitelendirdiğiniz “küllük yazıları”na benzer türde çalışmalarınız olacak mı?

Bazı durumlar oluyor, küllük çıksaydı yazardım dediğim ama küllük adı ve formuyla olmaz artık. Daha alışılmış türde bir seri olabilir.

 

Röportajı arkadaşımız Büşra Avşar yaptı.

İzdiham

 

 

 

 

 

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: