Recep Kayalı, Süt, acıyı alır

 

Hâlbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar

                                                                                                  Turgut Uyar

 Otuz yedi ekran televizyonumda eski bir Türk filmi vardı. Ben karışık tostumu yerken Sadri Alışık yine terk ediliyordu. Sadri Alışık ağlamaya başladı. Ben tostu yemeyi bıraktım. Çünkü Sadri Alışık ne zaman terk edilse benim göğsüme bir şey otururdu.

Göğsünüze bir şey oturduğunda tost yiyemezsiniz. Belki su içersiniz. Su boğazınızdan aşağıya akarken göğsünüzdeki o yumruyu aşağı indireceğini sanırsınız. Sonra işinize gücünüze devam edersiniz.  O kadar. Konumuz bu değil. Ben bu hikâyenin kahramanıyım ve size anlatacaklarım var. Önce ayağımın dibine koyduğum küçük ısıtıcımın ısısını arttırıyorum. Çünkü dışarısı buz gibi. Günümün büyük bir bölümünü bu prefabrik kulübede geçiriyorum.  Ve burası çok soğuk oluyor. Şu reklamlarda ‘’Hayalinizdeki binalar, harika komşular, yüzme havuzları, rüyanızı yaşatmaya geldik’’ diyen büyük siteler var ya işte onlardan birinde güvenlik görevlisiyim. Tam arkamda şehrin yeni yüzü yükseliyor. Midemi bulandırıyor bu. Uzun binalar halay çekiyormuş gibi yapışık. Aralarından ayı ve yıldızları göremiyorum. Ne çok gri var. Aslında bu durumdan daha fazla rahatsız oluyorum ama anlatamıyorum.  Keşke şair olsaydım. Bu durumu ironik bir dille sizlere anlatırdım. 

Durumdan rahatsızım ama şair değilim. Şair olamamam bu hikâyenin kahramanı olmamda bir engel değil. Bakın kendimden bahsederken filmdeki kadın pişman oldu ve Sadri babaya geri döndü. Sadri baba artık mutlu. Her şey yoluna girdiğine göre artık tostumu yiyebilirim. Büyük bir parça ısırıyorum. Sucuk midemi yakıyor. Tam bir haftadır her gün sucuk yiyorum.  Leş gibi koktuğumu düşündüğünüzü biliyorum. Yada asgari ücretle çalışan bir güvenlik görevlisi nasıl her gün sucuk yiyebilir diye şaşırabilirisiniz. Size şöyle söyleyeyim ben büyük bir anarşistim ve asgari ücretle devlete ancak bu kadar ‘’Nanik’’ çekebilirsiniz.  Midemdeki yanma büyüyor.  ‘’O kadar sucuk yersen rahatsızlanırsın tabi ‘’diyecekseniz. Haklısınız.  Zaten anarşist falan değilim.   Şu ‘’Nanik çekme’’ durumu az önce aklıma geldi. Hoşunuza gideceğini bildiğimden öyle söyledim. Siz sucuk yiyemiyorsanız sık yiyen birine tepki gösterebilirsiniz diye düşündüm. Size karşı mahcup oldum. Yalan söylemeye devam edersem Allah beni midemdeki yanmayla cezalandırmaya devam edebilir diye işin doğrusunu anlatıyorum.

   Geçen hafta B bloğun sorumlusu Kadir abi’yle beraber büyük alışveriş merkezlerinden birine gittik. Hafta sonuydu. İnsanlar sanki hafta sonu olsunda alışveriş yapalım diye düşünmüştü. Bütün şehir aynı anda aynı yerde gibiydik. Kadir abi kendisine verilen listeye baktı. Kafasını kaldırdı. Reyonların isimlerini okuduktan sonra bir süre düşündü. Kendisinin soldan gidip temizlik malzemeleri alacağını benimde şarküteriye gidip sucuk pastırma falan alıp alamayacağını sordu. Buraya Kadir abiye yardım için gelmiştim.  Ricasını kırmadım. Sucuk ve pastırma Hikmet bey’indi. Hikmet bey bir boşanma avukatıydı. Mesleki deformasyondan mı bilinmez geçen sene o da boşandı. Kibar biriydi. En önemlisi ona ne zaman yardımcı olsak bahşişlerini esirgemezdi.

Kadir abi’nin oğlu Ertuğrul bu sene Bilecik üniversitesini kazanmıştı. Harcıydı, yurduydu, harçlığıydı derken Kadir abi’ye bir yüklenme oldu. Ama yüklenme olsundu. O okusun gerisinin önemi yoktu. Yani Kadir abi’nin bahşişe ihtiyacı vardı. Sonra bir şey oldu.  Kadir abi’nin oğlu için attığım adımların sonu dünyanın en güzel kadınına çıktı. Yıllardır çirkin binalardan göremediğim o dolunay birden karşıma çıkmış gibi hissettim. Bir markanın sucuk tanıtım hostesi olan o kız geceyi ikiye bölen küçük bir bebek kahkahası kadar güzeldi.  

Yanına gittim. Gülümsedi.  Gülümsemesiyle içimde Neşet Ertaş çalmaya başladı. Bu durumun neyin habercisi olduğunu sizde bilirsiniz. Tanıttığı ürünün tüm detaylarını anlatmaya başladı. O kadar ulaşılmazdı ki.  Sadri Alışık terk edilmiş gibi hissettim.  Birazda utandım. Gencecik kız namusuyla çalışıyordu biz kalktık kıza böyle bir şeyler hissettik. Olacak iş değildi.  Belki öğrenciydi. Ertuğrul örnek alsın biraz. Bak kız nasıl çalışıyor. Onu izlerken düşüncelerin aklıma aktığını hissedebiliyordum. O anlatmaya devam ediyordu.  Ürününün yüzde yüz dana eti olduğundan falan bahsederken ben onun bu işe nasıl başladığını merak ediyordum.

 Siteye temizliğe gelen Hacer abla’nın kızı oyuncu olmak için bir ajansa yazılmıştı. Sonra kıza meyveli yoğurt tanıttırmaya başlamışlardı. Öyle bir şey olabilir miydi? İnşallah olmazdı. Adamın biri ona yüzünün çok karakteristik olduğunu, anlamlı baktığını, diyet yapıp, spora gittikten sonra onu birkaç firmanın reklamlarında oynatabileceğini söyleyecekti.  O da kabul edecekti. Gerisini bilmiyorum. Gerisini düşündüm ama ağlamak geldi içimden. Bilirsiniz içinizden ağlamak gelirse gerisini kurcalamak istemezsiniz.  Kız sucuklardan alıp almayacağımı sorarken Kadir abi temizlik reyonundan beni aradı, nerde kaldığımı sordu. Sucuklardan aldım. İyi günler diledim. Tekrar gülümsedi. Alışverişi bitirdik.  Sonra işimize gücümüze baktık. Sonra o sık sık aklıma geldi. O geldikçe aklıma ‘’Acaba keşfedildi mi?’’,  ‘’Bu hafta sonu yine alışveriş merkezine gelir mi?’’ diye sorular doğdu.

Sonra hep akşam oldu  -daha anlatırdım hikâyemi ama midem yanıyor devam edemiyorum- Tüm o kalabalıktan, betondan, görülemeyen dolunaydan, bir türlü olunamayan şairlikten arta kalan mide yangınım sönsün diye süt içiyorum.

Recep Kayalı

İZDİHAM

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: