Özer Turan, Bisiklete Takılır mı Ok

Heyecanımız ve sabrımız arife gününe kadar zorlanarak; arifenin yoğunluğundan dem vurup bahaneler üreterek, bayramın birinci gününe, bütün mağazaların kapalı olduğundan ikinci gününe, bayramın artık bitiyor olduğundan üçün ve dördüncü gününe atılan bayramlık bekleyişimizle; başladı heveslerimizin boğazımıza tespih edilmesi.

Birinci sınıftan itibaren bisiklet sözüne kanarak, her yıl sınıf birincisi olmaya çalıştığımız gecelerde, çalışma kâğıtlarının arkasına iliştirdiğimiz ve her sınıf geçişimizde yeni vaatlerle yeni hayallere dalarken, bisikletin vites sayısını artırarak çizmeye çalıştığımız günlerde aldatılmayı da öğrendik.

Nihayet babadan umudu kestiğimiz yaşlarda başka babalarının kızlarına umudu bağlayarak, aşk denilen tuhaf bir dala tutunmaya başladık. Bu sefer vites değildi çalışma kâğıtlarının arkasında büyüttüğümüz, bir ok ekmiştik bir kalbin içine; etrafını renkli kalemlerle süsleyerek, birkaç aşk şiiri ile suluyorduk büyüsün diye. Büyüdükçe ok, büyüttüğümüz her şey gibi,  kalbimizi tam ortadan param parça ediyordu. Her şeyin sorumlusu artık şiirdi.

Her yere yürüyerek gittiğinden, dolmuşun fiyatından bile haberi olmayan babanın ellerini akreple savaşında desteklerdik, yan odadan duyduğumuzda annemizin bizim için harçlık istediğini. Niyetimiz iki hamburger parasıydı, bir dolmuş parası sıkıştırılınca jölesi kurumamış ellerimize, sıkılan dişlerimizin arasına birkaç dize iliştirerek gittik belediye bankı randevumuza.

Şiirin suçuydu, soğuk kış günleri kaçılan okulun koridorlarından daha fazla ısıtamamak kalbimizdeki oku sahildeki bir bankta.

Okun iki ucuna iliştirdiğimiz harfler gotik karakterlerden seçilmeye başlandığında, asabiyet problemleri yaşar olduk. Tüm dünya birden sinirlendi saçlarımızın şekline. Ve babam böbürlenmeye başladı arkadaş ortamlarında, bizim hayta çapkınlıkta. Annemle bana yollanan nasihatler sadeleşti, harcamasın bu kadar para.

Dünya odamın kapısına dayanıyordu ve ağızlarında yine, bisiklet vaadi ve ders çalış cümleleriyle.

Ebeveynlerimize, beni artık yalnız bırakın, dediğimiz bu yıllarda; aralarında şöyle konuşmaya başladılar;

Neler oluyor bu çocuğa?

Özer Turan

İzdiham

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın