Ömer Türkeş Ölümden Beter Yaşamlar Kitabını Değerlendirdi

 

Ölümden Beter Yaşamlar romanında İlker Aksoy, aynı evde rastlantıyla bir araya gelen iki insanın dış dünyayla ve birbirleriyle kurdukları gerilimli, bir o kadar da hüzünlü ve rahatsız edici ilişkiyi buruk bir mizahla anlatıyor.

2000’li yılların başındayız. Vaktiyle belli ki özenilerek yapılmış ama şimdilerde sığınacak bir yer arayan dar gelirlilerin barındığı eski bir Beyoğlu apartmanının en üst katında yaşayan Adem Ziya, iş hayatında dikiş tutturamamış genç bir adam. İçinde her oturanın ondan bir şeyler alıp götürdüğü, geriye hiçbir şey bırakmadığı, bakımsız ve pis dairede konaklamasının bir nedeni ekonomik zorunluluk. Ancak daire ile Adem Ziya arasında tarihsel bir bağ da var. Bir zamanlar daha güzel bir dünyanın mücadelesini vermek için bir araya geldiği arkadaşlarıyla komün kurdukları bu apartman dairesi Adem Ziya’nın geçmişle kurduğu karmaşık bağın bir parçası. Komün dağılmış, herkes bir yana savrulmuş, bir zamanlar karşı çıktıkları düzen içinde eriyip gitmişler. Adem Ziya ise uzun zaman, tek başına kalsa bile, korumuş değerlerini. Ama belli ki yalnızlaşmış, yalnızlık kızgınlık ve umutsuzlukla karışmış, hayat, rol yaptığı bir piyesten ibaret olmaya başlamış Adem Ziya için.

Bir gün eve geldiğinde tanımadığı bir adamla karşılaşır Adem Ziya…

Adının Diler olduğunu, evde kalmak için ortak tanıdıkları Kaan tarafından bir süreliğine gönderildiğini söyleyecektir kekeleyerek. Kırk dört yaşında olduğu halde ellinin üzerinde gösteren Diler, görüntüsü ve konuşmasıyla “bir insan asla bu kadar acınacak duruma düşmemeliydi hayatta” düşüncesini uyandırır Adem Ziya’da. Bir zamanlar komüncü gençlere “abi”lik yapan, şimdilerde önemsiz bir gazetede köşe yazıları yazarak sınıf atlamanın tadını çıkaran -eski solcu- Kaan’dan hiç hoşlanmamakla birlikte, Diler’in evde kalmasına ses çıkarmaz. Aslında umursamaz. Zira Adem Ziya da değerler ekseninde sürdürdüğü hayatın sonuna gelmiş, çevrenin ve ailenin ama özellikle de ekonomik koşulların bastırmasıyla kendisini sistemin akışına bırakmış, büyük bir şirkete girmek için başvuruda bulunmuştur.

Diler de bir iş peşinde. Elbette çok daha sıradan, gündelik ihtiyaçlarını karşılayacak gelip geçici bir iş onun beklentisi. Ne var ki ne eski arkadaşlarından ne kendisine arka çıkacağına inandığı Kaan’dan ses seda çıkmayacak, beş parasız Diler tamamiyle içine kapanacaktır. Çalışmaya başlayan Adem Ziya ise iş temposunun yoğunluğunda önceleri Diler’in varlığını yok sayarak yaşamayı sürdürse de, sonunda aralarında bir yakınlaşma kurulur. Anlatmaya başlar Diler; annesini, üvey kardeşlerini, 80 öncesindeki parti faaliyetlerini, yakalanışını, hapishaneyi…

Hikâyelerin ortaya dökülmesiyle Adem Ziya ve Diler’in ilişkisi daha insani bir boyut kazanır. Ancak 2000’li yılların ekonomik, siyasi ve toplumsal koşulları bu unutulmuş evde filizlenen umudu büyütmeye izin vermeyecektir…

Bir şey yapmalı
İlker Aksoy, Ölümden Beter Yaşamlar’da aralarındaki yaş farkına rağmen benzer nedenlerle yalnızlanmış iki insanın hikâyesini öne çıkarırken onların gerçekliğini pek çok yan anlatı ve karakter üzerinden derinleştirmiş. Böylelikle kimler katılmıyor ki hikâyeye; birikimini bankerlere kaptırmış sokak satıcıları, tinerciler, yoksullar, güçsüzler, orta sınıftan ev kadınları, işadamları, sınıf atlama hayalleri kuran genç girişimciler, yeni iş dünyasının gönüllü neferleri…. Bütün bu karakterler arasında Diler’in annesi öne çıkıyor. Kendi trajedisi ile romanın önemli bir parçası oluyor bu talihsiz kadın.

Mekân Beyoğlu, roman kahramanları erkek. Ancak aynı mekânda, aynı cinsel kimlikler konu edinen romanlardan çok farklı bir hikâye kurmuş, çok farklı temalara açılmış Aksoy. Küçük burjuva bireyin bıktırıcı varoluş problemlerine takılıp kalmamış. Ölümden Beter Yaşamlar’da da varoluş problemi var, ama buradaki varoluş problemi fiziksel varlığını sürdürebilmek için umutsuzca verilen trajik bir mücadele. Kuşkusuz Adem Ziya ile Diler’in mücadelesi aynı değil. Biraraya gelmeleri rastlantısal ama söz konusu rastlantı İlker Aksoy’un sergilemek istediği sınıf ve fırsat eşitsizliğini derinleştirmek açısından çok işlevsel.

Roman kısa kısa bölümlerle ilerliyor. Her bölüm farklı bir roman karakterinin bakış açısıyla verilmiş. Özellikle Adem Ziya ve Diler arasında gidip gelen bölümlerde, ikisi arasında geçen bir durumun, konuşmanın ya da olayın farklı yorumlarıyla karşılaşıyoruz. Gerçeklik önce muğlaklaşıyor, sonra bu çelişkili gerçeklik içinden insana dair daha gerçek bir şeyleri, yaşadığımız çağın hakikatini yakalıyoruz. İnsani ilişkilerdeki eşitsizliğiği, bencilliği, kaypaklığı, acımasızlığı ironik anlatısıyla, alaycılığıyla, mizahın karasıyla ortaya koyuyor Aksoy. Ölümden Beter Yaşamlar en kısa nitelemesiyle rahatsız eden bir roman. Bakış açısının sürekli yer değiştirmesinin de etkisiyle, aslında olaysız diyebileceğimiz bir hikâye çok akıcı, dinamik hatta heyecanlı bir atmosfere bürünmüş. Ancak zamandaki sıçramaların, araya giren -italikle yazılmış- hikâyeciklerin bir dağınıklık duygusu yarattığını, sanki daha sarih bir anlatımın daha uygun düşeceği düşüncesi uyandırdığını da eklemek gerekir.

Özete başlarken 2000’li yılların başları demiştim. Romanda tarih belirtilmiyor. Zamanı gazete haberlerinden, sokaktaki olaylardan, ekonomik dalgalanmalardan çıkarıyoruz. Bu türden haberler, olaylar ve dalgalanmalar Türkiye için sürekli tekrarlanan meseleler olduğu için, roman belli bir zamana sıkışıp kalmıyor, döngüsel ve genelgeçer bir trajediye dönüşüyor.

Diler’in dağınık ve travmalı algısını bile isyan ettiren bir trajedi, daha doğrusu toplumun ve gençlerin bu trajediye boyun eğmişlik halidir; “Oysa şimdi ne yapıyorlar? Bekliyorlar. Belki bir gün talih yüzlerine güler diye bekliyorlar. Piyangodan para çıkar diye bekliyorlar. Zengin eş bulmak için bekliyorlar. Patron terfi, hükümet maaş versin diye bekliyorlar. Eşek gibi çalışıp bankada para biriktirsinler, ev alsınlar diye bekliyorlar. Amca, dayı ölsün miras bıraksın, baba, teyze harçlık versin diye bekliyorlar. Göğe el açıp mucize bekliyorlar. Kafamızı kullanmaya kullanmaya aklımız çürümüş. Neden bu halde olduğumuzu anlayamıyoruz bir türlü. Aklımıza ilk ne gelirse, kulağımıza ilk ne fısıldanırsa yapmaya hazır oluyoruz. Çünkü açız. Yorgunuz. Öfkeliyiz. Korkmuşuz. Bir an önce uyanmamız lazım. Daha fazla cam çerçeve kırılmalı, daha fazla gürültü çıkmalıyız. Kimimiz malımızı, kimimiz canımızı kaybetmeliyiz. Kafalarını gömdükleri kumdan çıkarmalarını ancak böyle sağlayacağız insanların.”

 
A.Ömer Türkeş
İZDİHAM

 

 
Ölümden Beter Yaşamlar
İlker Aksoy
Sel Yayıncılık
2015, 325 sayfa, 18 TL.
 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: