Ömer Lekesiz, Medeniyet Şurubu

 İsmet Özel’i yazınca herkes Hilmi Yavuz’u konuşuyor. Ayda bir yazarsa daha çok konuşulur.

Hilmi Yavuz, son iki yazısında İsmet Özel’in medeniyetle ilgili bundan yaklaşık 35 yıl önce yazdığı yazılardan kimi cümleleri cımbızlamakla kalmayıp, onları -tıpkı namaz ayetini eksik okuyan Bektaşî tutumuyla- çarpıtarak yine kendinden söz ettirmeyi başardı.
Hilmi Yavuz için İsmet Özel’e çatmak, hakaret etmek suretiyle kendinden söz ettirmek cazip bir buluş olsa da şık olmadı; Şair Hilmi Yavuz’un entelektüelliğiyle bağdaşmadı; sakil düştü, kırıcı oldu; İsmet Özel’in vebalini yükledi ona.

Bu iki yazısıyla “İsmet Özel 35 yıl önce bunları yazarken, sen neredeydin Hilmi Yavuz, İslam’la ilgili hangi meseleyi tartışıyordun, Din adına hangi zorluğu yüklenmiştin, Müslümanların hangi derdini dert ediniyordun?” diye sorulmasına neden olmanın da ötesinde “Ben, her şeye ve herkese rağmen, İslam’ın bir büyük ve estetik medeniyet inşa ettiğini söylemeye ısrarla devam edeceğim. Bundan kimsenin şüphesi olmasın!” şeklindeki dayılanmasına karşılık “uyan da balığa gidelim” tebessümlerine maruz kalarak kendini komik duruma düşürdü.

Hilmi Yavuz iyi adamdır, sanat ve edebiyat konusunda birikimlidir ve kolay yetişecek biri değildir; İsmet Özel kadar iyi şiir yazamaması şiirinin kötü olduğu anlamına gelmez; münevver İsmet Özel kadar İslami düşünceye hizmet etmemesi vasat bir entelektüel olduğunu göstermez. Neticede Hilmi Yavuz Hilmi Yavuz kadar, İsmet Özel İsmet Özel kadar kıymetlidir.

Son birkaç yıldır Müslümanca meseleler üzerine zihin yorması da ayrı bir güzelliktir Hilmi Yavuz’un, ama bu onu mahallenin ağabeyi yapmaz; çünkü bu unvanı hak etmek kolay değildir; bu uğurda ömrünü harcamak gerekir, bedel ödemek gerekir.

Oysa ki, Hilmi Yavuz Müslümanların gündüz sohbetine grup vaktinde tam söz biterken katılmıştır; ona “Aleykümselam” denilip, oturması için uygun bir yer gösterilirse de kimse onu baştacı yapmaz.

Medeniyet konusunda İsmet Özel’e çatma, güya onun sözlerini tashih etme babından söylediklerinde açıkça görülen de bu geç kalmışlığı değil midir?

İbn Haldun’u bilmez mi hiç Hilmi Yavuz? Bilir. Peki onun “İnsan kendi ahlakını ve dinini muhafaza etmekten aciz olmak ve bozmakla insaniyetini bozmuş ve hakikaten de şekil ve sureti değişerek en çirkin bir şekil almış olur” sözünden habersiz midir? Haberlidir.

O halde, “İslam iki büyük medeniyet üretmiştir: İlki ve hiç şüphesiz en büyüğü, Vahyin ve Sünnet’in inşa ettiği ‘Ahlak Medeniyeti’dir. İkincisi ise, ‘Estetik Medeniyet! İslam’ın bu büyük estetik medeniyetinin, Vahyin ve Sünnet’in ürünü olduğunu göz ardı etmek sözkonusu değil. Bu medeniyet İslam’ın medeniyetidir ve elbette Vahyin ve Sünnet’in ürünüdür” derken insandaki bozulmanın Din’le bir ilgisinin olamayacağını, medeniyet de dahil insan icadının bozulmasının mukadder olduğunu ve yüzlerce medeniyetin bu nedenle helak edildiğini görememesi neyin nesidir?

“Estetik” diyor Hilmi Yavuz, el-hak Türkiye’de estetiği iyi bilen üç beş kişiden birisidir ancak konu medeniyet olunca cami yaparken kuş-evlerini bile ihmal etmeyerek emsalsiz bir inceliğe ulaşanların aynı caminin avlusunda onlarca insanı katlettiklerini unutması mazur görülebilir mi?

Yazısına “Medeniyet şuuru” başlığını atarken, Hayyâm, Sa’dî, Hâfız, Ahmed-i Dâî, Nevâyî, Nedîm vb. estetik anlayışın zirvesine yükselmiş yüzlerce güzide isimin aynı zamanda -Halil İnalcık Hoca’nın isimlendirmesiyle- “Has-bağçede ‘ayş u tarab” ile gününü gün eyleyerek medeniyet şuurundan ürete ürete, medeniyet şurubu ürettiklerini görmemesi nasıl bir şeydir?

Elbette İslam medeniyetinin en büyük temsilcilerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu’nu şairler yıkmadı ama “Sâkî duracak zaman değildir / Fevt etmeyelim dem-i şebâbı / Bir hâlete koy beni ki olsun / Dûşumdaki sof dahi şarâbî” ve dahi “Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan / Mâ’-i Tesnîm içelim çeşme-i nev-peydâdan / Görelim âb-ı hayât aktığın ejderhâdan / Gidelim serv-i revanım yürü Sa’d-âbâd’e” diyen Nedîm neslinin Din’den sapmayı maharet saymasının Osmanlı için sonun başlangıcı olduğunu anlamaması nasıl bir akıl tutulmasıdır?

Sayıları çoğaltılabilecek bu düşünsel arızalar, yukarıda peşinen söylediğim gibi Hilmi Yavuz’un “gündüz sohbetine grup vaktinde” katılmasından kaynaklanıyor. İlgili tartışmaların hangi zaman ve zeminde, nasıl bir ihtiyaçtan kaynaklanarak geliştiğini bilmediği için, kendini gösterme tutkusuyla İsmet Özel’e bodoslama dalmak isterken, oturtulduğu sedirden düşüveriyor.

Cevapları sert karşılıkları zorunlu kıldığı için yukarıda sadece sorular sormakla yetindim ama herkes benim gibi dindarlığından, yaşından, edebî ve felsefî müktesebatından dolayı Hilmi Yavuz’a tahammül etmeyebilir.

Doğrunun, güzelin ortaya çıkması adına her türlü tartışmaya da can fedadır ancak Hilmi Yavuz’un “bay”, “büfeci” vb. tedavülden kalkmış CHF kılıklı kelimelere yaslanarak grup vaktinde geldiği gündüz sohbetinde haksız yere, tutarsız bir gerekçeyle adam dövmeye kalkışmaktan öncelikle vaz geçmesi gerekir.

Üstelik ölümlü dünyadayız ve “Tabut kalın ciltli bir kitaptır”.

 

Ömer Lekesiz, Eski veya Yeni Şafak
İzdiham

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: