Olgun Gündüz, Çınaraltı’da İkindi ve Akşam

 

Beylerbeyi’nin soylu mimarisini izleyerek varılan bu dingin deniz kıyısı kahvesinde bir süre karşı karşıya kalınan manzaranın eşsizliğine büyülenip sonra ikindi vaktinin akşama kavuşması sürecine tanıklık etmek şans mıdır, lütuf mu?
Muhtelif yaşama anlarının biricikliğine ruhun kapılarını açarak, adına yaşamak dediğimiz içi türlü duygu çeşitlemeleri ile yüklü hissi, idrak-ı en incesinden en derinine, en engininden en renklisine solumak;  burada yaşamanın nihayetlendirilemeyen bir dizi yoğunluğunun sıralanışı karşısında ifadeden taşan sessizliğin tınısını belki kıyıdaki kayıkların sallantısına bindirip boğazda yolculuğa çıkarmak hülyasının, burada sadece burada hülya olmaklıktan çıkıp mucizenin içine evrilen harikuladeliklerden biri olması karşısında çaresizlik ve acziyet içinde varolmanın yüce duyumsamaları üzerinde asil bir tebessüme bürünmek.
Denizin, mavinin derinliğinden çıkıp kurşunî bir ciddiyete bürünmesine eşlik edip anılardaki romantizmden dünya üzerindeki realiteye dönmek sonra tekrar güneşin karşı konulmaz ışıltısının kasveti neşeye çeviren ısrarına hayretle bakıp var edenin eylemelerine güzellikten başka bir sıfat yüklememek. Bu kıyı kahvesi, şehrin gürültülü seyrine bilge bir dinginlikle uzaktan gülümseyerek el sallıyor. İkindi bitmemek için elinden geleni yaparken yalı kıyılarını süsleyen erguvanlar, hakikatin tamlığının ve mükemmelliğinin tanığı olarak rüzgârın itinalı ama yer yer hoyrat dokunuşlarına yürekli ve onurlu cevaplar verir gibi sağa sola eğilip kırılmadan hareketlerini sürdürüyorlar. İnsanların yüzleri yıpranmış ayakkabı burunları gibi.
Akşam, Haşim’in dizelerindeki gibi tüm heybeti ile geldiğini çok uzaktan belli ediyor. Gölgeler çekildiğinde güneşin yüzünü göremez olduğumuzda başlıyor akşamın hicaz bestesi. Şehir yapabileceği sınırlı şeylerinden birini yapıp ışıklarını yakarak karşılıyor akşamı. Köprü 23 Nisana süslenmiş ilkokul sınıfları gibi. Akşam yere dökülen suyu bir çırpıda içine çeken sünger gibi alıp götürüyor kendini belirgin sunan ne varsa, koyu izler silik birer tortu şimdi. -Bir seni silemedi- demek geliyor içinden -bir sen kaldın akşamdan geriye-.
Yazık ki böyle tesellilere inanacak çocukluğun geldi geçti.
Akşam çökünce iyiden iyiye, kıyı kahvesi sakinlerinin yüzleri dükkanların inen kepenkleri gibi. Çay, bu kıyı kahvesinin esas oğlanı. Gidip geliyor elleri nasırlı garsonların tepsilerinde. Genç liseli kızlar henüz bronz heveslerinde. Yaşlı ihtiyarlar yok ortada, belli ki evlerinde. Orta yaşlı çoğu, ellerinde sigara sanki büyütüyor içlerindeki boşluğu.
Peki benim ne işim olabilir bu ayların en zalimi nisan ayının son günlerinde bu kıyı kahvesinin isimsiz yüzleri arasında?
Olgun Gündüz
İZDİHAM

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: