Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlardan Seçtiğimiz Cümleler

” Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi.”

“…; kurduğum hayaller, bir bekar odasının dağınıklığına boğuldu.”

“Sabahları kimseyi uyandırmadan sessizce yola koyulurdum; gezici din adamları gibi. Yalnızlığın dinini yayıyordum.”

” Önce hayata atıldım. Fakat bunu nasıl yaptığımı bir türlü anlayamadım. ( Bir durumdan başka bir duruma nasıl geçtiğimi zaten bir türlü kavrayamam. Meselâ , karanlıktan sonra birdenbire nasıl aydınlık olur, albayım? Siz hiç görebildiniz mi?”

” Eşya sana karşı mı geliyor, kır onu! Sana boyun eğmeyen otlara vur tekmeyi! Her şeyi parçala. ( Kafanın huzuru için yap bunu.) ”

” Şimdi hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım. ”

“Gece vakti her şey başka bir kılığa bürünür generalim. Dallar, kollarını kavuşturmuş insanlara benzer. Yapraklar hışırdar, soğukta ısınmak için ellerini birbirine sürten insanlar dolaşıyor sanırsınız.”

“İşte ondan sonra kardeşim Hidayet, insanlığa öfkem başlıyordu, belki de ilk öfkelerimi bu oyunlar sırasında duymuştum. Çünkü, bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum. Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum anlıyor musun oğlum Hidayet? Oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım, başkalarının rüyalarını görmemeliydim.”

“Oysa, insan kendisine ait gizli bir kötülüğü, can sıkıcı bir küçüklüğü fark etmiştir tam o sırada…”

“Sermet Bey güldü. ‘ İkramiyenizle bir kat alacağınıza, neden huzur sahibi olmayı tercih ettiniz?’

“…Kendimle konuşurken bile onun hoşuna gitmeye çalışıyordum.”

“…Beni bu kadar seven ve ikide bir kollarını boynuma saran kadın neden böyle önemsiz bir mesele için beni azarlamıştı? İyi niyetlerle iyi eserler verilemeyeceğini neden hatırlatmıştı? Neden neden neden albayım?”

“Bir zamanlar seni sevmiştim. Ve sevgiyi senin suretine yaratmıştım.”

“O halde ben varım. Cogitosuz ergo sum albayım, cogitosuz ergo sum.”

” Demek ilkbaharı sevmeye hiçbir acıma engel olamıyor.”

“İşi öylesine şakaya getiririm ki , gerçeğin anlamı kalmaz.”

” ‘ -Nasıl yaşıyorsun? Ne yapıyorsun?
-Pek yaşıyorum sayılmaz. “Yaşamak” sözüyle”geçinmek” ya da ” çalışmak” gibi uzun meseleleri soruyorsan cevabı kolay.”

” Ciddi adamlar her yere gidebilirler. Onların hayat pasosu vardır: Gösterirler giderler. Kimse yadırgamaz onları.”

” Herkesin, bir fincan kahvesini içebileceği bir yakını vardır Sevgi. Herkes, içini, yalnız içine dökmez.”

“Aslında biz, herkesle birlikte, kendimizi de cezalandırmak istiyoruz. Bizim yaşamaya hakkımız yok, çünkü topluma bir katkımız yok; öldürmek istiyoruz.”

” ‘ Ucuz hayallerin anlatımı da ucuz oluyor, ‘ dedi. Kendini kötüle bakalım. Buradan bir yere gidilmez. ( Biliyoruz) ‘ Düşünürken ucuz gelmiyor, kelimelerle düşünülmüyor çünkü resimlerle düşünülüyor.”

“Gündüz çevremizde dolaşan bir sıcaklık ve gece yatağımızda bir rahatlık ya da gündüz, çevremizde bir rahatlık ve gece yatağımızda dolaşan bir sıcaklık uğruna bütün hayallerimizden vazgeçmemiz gerekiyordu.”

” Nedense bizim ince pabuçlarımız, hemen nasır yapıyordu ayaklarımızda; üstelik bulutların yağmuruna ve sokakların tozuna dayanmıyordu. Bizler, birer zengin karikatürü gibi dolaşıyorduk ortalarda. Ayakkabılardan nasırlarımız, gömleklerden kıllarımız, daracık pantolonlarımızdan mendillerimiz ve paralarımız ve cepdefterlerimiz fırlıyordu.”

“Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın. Korkuyorduk. Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan?”

” Yaşantımın size iyi gelmeyen yanlarını kendime saklarım. Çünkü sizi seviyorum Bilge. Bütün hayatımı, hayır bütün hayatımın sadece güzel oyunlarını, yerdeki terliklere doğru çekingen hareketler yapan ayaklarınızın dibine seriyorum.”

“Yeni sözlere güveniyorum. Evet, ben geldim Bilge. Here I come. Come come come. Ey kalem! Bu eser senin değildir. Ey gece! Bu seher senin değildir.”
“Bir sonuca varmadan dağılan binlerce konuşmanın acısı çöktü içine. Ölü doğduğu için, kimsenin içine işlemediği için hemen unutulan binlerce sözün ağırlığını duydu. Bilge beni ne yapsın? Ben kendimi ne yapacağımı bilmiyorum ki.”

” Temiz ruhların saf kalabilmek için, herhalde dünyanın pisliklerine bulaşmaması gerekiyordu. Bir daha hiç kürk istemeyeceğim Allah’ tan diye söz verdi kendine. Böyle küçük istekler insanı şaşırtıyor. Babamdan da nefret etmemeliyim. Hepimiz, büyük bir kaderin oyuncaklarıyız.”

“Derinliklerinde bir yerde, beklemesini bilirse bütün tuzakların ortaya çıkacağını ve kötü insanların konuşarak sonunda kendilerini ele vereceklerini hissederdi.”

” Bu zayıf, bu soluk, bu yerinden kalkacak hâli olmayan, bu Fransızca roman okumaktan başka bir şey bilmeyen kadın, nasıl olur da bu kadar direnebilirdi? Bu kuvveti nasıl bulabilirdi? Süleyman Turgut Bey o anda karısından ve onunla birlikte bütün kadınlardan, erkeğe zayıflığını hissettiren bütün budala ve inatçı kadınlardan, yani bütün kadınlardan, hepsinden, hepsinden nefret etti.”

” Sıkıntım da benimle birlikte ihtiyarlıyor.”

“Selim Beyin rahmetli karısı, güzel ve mütehakkim bir kadındı. Onu sevmişti Selim Bey. Şişmanlığından, boğazına düşkünlüğünden, dökülmeye başlayan beyaz saçlarından belli olmuyordu değil mi onun da bir zamanlar sevdiği?”

“Her işin bir sonrası olmasaydı ne iyi olurdu.”

“Yirmi yaşındayken, böyle heyecanları ifade edemeyecek kadar beceriksizdim; şimdi de gülünç buluyorum bu heyecanları. Alın size trajedi.”

” Aslında meseleler basitti. Onları karıştıran insan ihtirasıydı. İhtiras kelimesini düşündü Sevgi, bir süre. Hayır, düşünmedi: Hayvanat bahçesine ilk defa götürülmüş bir çocuk gibi baktı bu vahşi kelimeye. İhtiras, basitlik ve bayağılıktı. İhtiras, babasının gülünç tavırları giyinip, sokak dişilerinin peşinden koşmasıydı. İhtiras, Selim Bey gibi bir insanın bile, onu yüz üstü bırakan bir kadın için , gece yarılarına kadar kan ter içinde koşuşmasıydı.”

” ‘ olağanüstü ‘ gibi bir kelimenin hırpalamayacağı sıcak dünyalar kurulabilirdi.”

” Bazı şeyleri bizden İyi bilen, bizden yüksek kuvvetler vardı. Istırap, hastalık, ölüm gibi, insan kaderine hükmeden büyük kavramları, günlük yaşantı içinde olur olmaz kullanmanın cezası çekiliyordu: İşte ölüm, işte hastalık, işte ıstırap deniliyordu insana. ”

” Ben , insanın karşısında oturmasını bilirim; bazen, anlayışlı bir görünüşle susmasını bilirim; bir şeyler yapmak gerektiğini hissettiğim zamanlar da, bir şeyler yapıyormuş gibi yapmasını bilirim; mevzu ne olursa olsun sonunda, kendimden bahsetmeden kendimi methetmesini bilirim; iyi ve güzel insanlar, kendileri ve başkaları için hayatlarının bir manası olan insanlar ölürken, sağ kalmasını bilirim ve bütün bunları başkalarından biraz daha İyi ifade etmesini bilirim, şimdi yaptığım gibi.”

“Allah’ım, dedi sonunda; ne olurdu bütün bu ‘ şey’ leri anlatabilecek gücüm olsaydı .”

“Ne var ki, dünyada ‘ sizi anlıyorum’ gözlerinin sahteleri türemişti; gerçeği sahteden ayırmak çok zordu. Sizi – anlıyorum konuşmanıza – ihtiyaç yok’ ya da ‘ siz – onlara-bakmayın-yalnız-gözlerime inanın ‘ bakışlarının çoğu aslında ‘ bugünü -geçirmek-için-birine -ihtiyacım-var’ kalıbından ibaretti.”

“Sen her zaman kuyruğun arkasında kalıyorsun: Bir sinemaya gidemiyorsun, bir fincan kahve içemiyorsun, doğru dürüst ölemiyorsun. Hep tetikte olacaksın, hep ilerisini düşüneceksin: Sabah olmadan öleceksin ki cenazen öğle namazına yetişsin.”

“Soğuk bir yağmur yağıyordu. ‘Canın sıkılıyor mu?’ diye sordu. Sıkıntıya alışıktım. Bütün günü sobanın başında geçirirdim. ‘Kitap okumaz mıydın?’ İhtiyacım yoktu herhalde. ‘Neler düşünüyordun?’ Belirli düşüncelerim yoktu. Bazı şeyleri de düşünmekten korkuyordum. Bugün sağlam inançlarım var. Düşünceler de insanları iyileştirebilir.”

“Kolayca içini döken bunca insan varken doğrusu kimsenin zorla onların ağzından laf almaya niyeti yoktu. Ne sanıyorlardı kendilerini.”

“Onlar mutluluklara düşmandır. Karanlıkta gözleri daha iyi gören yarasalar gibi, mutlak bir gecenin olmasını beklerler. Bizi de şaşırtmak istiyorlar. Yorgunum, fakat her şeyi seziyorum. Artık bir roman yazacak kadar yaşantım var. Oturup yazmak için sadece.”

“‘İnsanlığın yalnızlıkla birlikte anlatılması güçtür oğlum.’Hikmet, hararetle karşı çıktı: ‘Siz bilmezsiniz albayım: İnsanlık tek başına kollarımda can verdi. Yanında kimseler yoktu.'”

“Yanımda sıcak bir varlık bulunca bencil oluyorum. İnsan, sevdiğini üzmek pahasına ondan yararlanmaya çalışıyor. Bu arada benim gibi, aşağılık durumlara düşüyor. Çünkü neden? Çünkü yalnızlık ve karanlık onu vahşileştiriyor. Gün ışığına ve insana alışamıyor.”

“Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur , anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. bİr yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım…”

“Belki de bu rüyayı hiç görmedim albayım. Belki de, hiçbir şeyin sonuna katlanamadığım gibi, bu rüyanın da sonuna katlanamadım ve seyretmedim sonunu. Küçükken korku filmlerinin de yarısında çıkardım. Belki de bu rüyanın tam burasında uyandım.”

“Kadınlar aptaldır albayım: Sadece sezmesini ve beklemesini bilirler.

“Biz bu dünyaya seyretmeye, hayran olmaya gelmişiz. Takdir etmesini bilmek de bir meziyet, derlerdi büyüklerimiz bize. Biz de önümüze geleni beğenirdik: Tarih hocasını Heredot, felsefeciyi Eflatun zannederdik.”

“Ortaya atılan her esere hürmetim vardır benim. Bir insanın, iyi kötü, otaya bir eser koyması ne kadar zor, ne kadar takdire şayan bir gayrettir bilemezsin.”

“İçimdekileri anlatabilecek birini bulsaydım, belki de bu cinayetleri işlemezdim, dedi. Yalnızlıktan bu duruma gelmiş.”

“Hayat talimlere benzemiyor albayım. Gerçek mermiler, insanı yaralıyor. Ha- Ha.”

“Tanımadığımız daha milyonlarca insan var acı çeken. Hangisinin kaderini değiştirmek elimizde?”

“Başkalarını mühim bulmayanlar bir gün kendilerini de mühim bulmayanlarla karşılaşacaklardır; fakat bu hakikat onların mühim bulmamış olduklarının mühim olduğu manasına da gelmez.”

“Gerçekten önemli ya da gerçek bir kişi olarak görünme telaşına düşmüştü albay.”

“ ‘Anlamıyorum.’ Dedi Bilge. ‘Sizler de neden herkes gibi, bu ülkede yarım yamalak bir şeyler yapmaya çalışan insanlar gibisiniz?’ “

“ Bilge, zayıf bir sesle, ‘Beni başkalarıyla karıştırıyorsun,’ dedi,
‘Çok yalnız yaşadım da ondan’ diye hemen karşılık Verdi Hikmet. ‘ Birden Bu kadar çok insanla karşılaşınca şaşırdım.Hepsini birbirine karıştırmaya başladım.’”

“Herkes, kendisini korumasını biliyor, benden başka,’ diye yakındı Hikmet. Sonunda hep ben kalıyorum ortada. Bedelini koymadan satılığa çıkarıyorum kendimi. Satın alanlar hiçbir şey ödemeye yanaşmıyor bu yüzden.”

“Hayaller ve kelimeler rüyadaki anlamlarını hemen kaybettiler.”

“Neden insan bir kelime, bir cümle yüzünden kaybediyor?”

“Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim,çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh’un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız ki benden bahsedin.”

“Ben oyun yazıyorum, bir gün sonraya çıkabilmek için ve güneşin bir gün daha doğmak üzere olduğunu görebilmek için her gün yeni oyunlar icat etmek zorundayım.”

“Ne İsa’ya yaranabildik, ne de Musa’ya, iki cami arasında kaldık.”

“Belki de insan o zaman, hareketlerini parçalara bölüp tekrar birleştirmek zorunda kalmaz. Çünkğ o zaman insan bilir ki, bütün hareketler daha önce parçalara bölünmüş ve tekrar birleştirilmiştir. Hiçbir parka atlanmamıştır. Endişe gereksizdir.”

“Kafamda yarattığım kahramanlar bile bana karşı çıkıyor. Oysa kitapların kahramanları, birbirlerinin olmadık dertlerini dinlerler; bütün vakitlerini buna ayırırlar.”

“Bununla birlikte albayım, her şeye ragmen albayım, ne pahasına olursa olsun albayım,ıstıraplarımla birikte gömülmeye razı olamadığım için , her insanın yaptığı gibi çocuk şeklinde, yazı şeklinde, itiraf şeklinde, suç şeklinde, oyun şeklinde kendimden geriye bir şeyler bırkmaktan kaçınamayacağım için bu sözlere boyun eğiyorum.”

“Aslında dış yaşantılarım çok fakir olduğu için, herkesin büyük bir titizlikle sakladığı bilinçaltı zenginliklerimi açıkça ve utanmazca kullanarak bitirdim.”

“Kafam cam kırıklarıyla dolu doctor. Bu nedenler beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? Bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım.”

“Bana kalırsa bu zavallı da, benim gibi, birçok insanın üst üste yamanmasından meydana gelmişti.”

“Elini göğsüne koydu: ‘ Biliyorum doctor, en çok merak ettiğin organdır kalbim. Onun bana ait olduğunu söylüyorlar doctor. İşte buna dayanamıyorum.”

“Peki o halde ben kimim? Hangi parçamın esiriyim? Kalbimin esiri. Ha-Ha.”

“Yıkılan binalardan, çöken yollardan, bakımsızlıktan ölen insanlardan, salgın hastalıktan, sellerden, depremlerden sorumlu kimdir?

“Ey ruh proletaryası! Bu uğurda gerekirse bütün gerçekleri çiğneyiniz!Bir oyunda bile gerçekleri dile getirmek gerektiği yalanına inanmayınız! Sizleri uyarıyorum! Gerçekler sizden yana değildir! Siz onları kendi oyununuza getiriniz.”

“Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız. Gerçekleri rüya yapmalıyız. Çelişiksiz, dikensiz ve düzgün rüyalarımızı yaşamalıyız.”

“Dünyada çok yalan var albayım.”

“İnsana ancak hayallerinde karşı konulmaz, ancak rüyalarda olur böyle şeyler.”

“İnsanlar her şeyi duyuyorlar. Bunun için de çabuk tükeniyorlar, hiçbir şeye şaşmaz oluyorlar.”

“Sanki insan –diyordum kendi kendime- ezilenin önüne kendini siper eden bir kahraman mıdır? Aldığım cevap –kendimden- şuydu: Evet, böyle bir kahramandır. İŞte bu cevaba dayanamıyordum.”

“Ben bütün oyunların, çocuklukla birlikte sona ereceğini bilseydim, muhakkak oynardım işte: Haini oynardım, korkağı oynardım, fakat oynardım; kimse beni sahneden çıkaramazdı.”

“İyi romanların okuyucusu olmaktansa kötü romanların kahramanı olmak istiyordu.”

“ ‘Affedersiniz, Fransız İhtilali’ne nasıl gidilir?’
‘Benim aklımdan geçilerek.’”

“Aslına bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile , ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle karar alınamazdı.”

“Sana anlatması zor, Sevmesini bilmeyenler kaderlerine razı olmalıdırlar. Oluyorum.”

“Dalgınlıkla yanlış kelimeler kullanmayalım; birbirimizi bu hususta her zaman uyaralım. Dikkat et, hatırlıyorsun ya, diyelim; aman elini unutma, elinden bir kaza çıkmasın. Bir de ne olur kelimelere dikkat et, yalvarırım kelimeleri unutma!”
“Hatıralar, bana duyularımın var olduğunu belirtiyor; gelecek zaman da sadece endişe veriyor.”

“Ölmek üzere olan bir insan korkmamalı. Ölmek nedir? Yaşayabileceğini hayal ettiğim olayların bitmesidir ya da insanın öyle sanmasıdır.”

“ ‘ Oyunlar’ dedi, ‘ Oğlum Hikmet, gerçeğin en güzel yorumlarıdır. Bizim gerçek dediğimiz şey de , bazı güçlükler yüzünden iyi oynanamayan oyunlardır.’”

“Dediğim gibi, para meselesi bizim için önemli değil. Çünkü, görmüşümdür ki, insan bir şey üzerinde çalışır, onu hakkıyla başarırsa, sonunda muhakkak bir yararını görür. Bunu da albayımdan öğrendim. İnsan parayı kendine dert edinmemeliymiş; kimse aç kalmazmış.”

“Annem, benim ölümden korktuğumu bilirdi; bunu bildiği halde gene de ölmüştü.”

“Bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım, içi boş kelimeler uğruna. Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden , onlarla oynadım. Oyunları da kelimelerin içinde tutukladım.”

“ ‘Seni olduğun gibi görmek istiyorum.’
‘Oysa ben , istediğim gibi görülmek isterim.’”

“Ben bir aydır prova yapıyorum; gene de seni görünce ne yapacağımı şaşırdım. Sen, nasıl oluyor da hep aslına sadık kalabiliyorsun? Neden hiç şaşırmıyorsun?”

 

Hazırlayan: Elif Öztürk
İZDİHAM

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın