Nursema Şeyma Oflaz, Biraz Zaman

Onun için geldi ve geçti diyorlar. Bu sözde biraz dargınlık var elbette biraz sitem.

Sadece diyorlar alıp oradan oraya attığı yetmezmiş gibi bir de saçlarımızdan tutup sevda yağmurlarında sürüklüyor bizleri. Yıkanıyoruz elbette dedi. Biraz biraz açıyor rengimiz. Onun mevsimi gibi, beyaz çiçekli bir sonbahara açıyoruz. Yazık ki bile bile döküleceğimizi yılmadan açıyoruz. Ama biliyoruz açan, dökülen, her şey biraz onda. Aşk onda. Sabır onda. Var olmak onda. Oluş onda.

Oldu olacak diyoruz alıp götürse bir bilinmez diyara bütün sevgimizi. O zaman daha az acır canımız . Biraz biraz unuturuz. Unutmak en çok biraza yakın değil mi.?

Unutmayı değil de alışmayı öğretiyor. Biz de alışıyoruz biraz biraz bu pervasızca geçişlere ve savrulmalara. Yeni bir gün uğruna. Hem diyoruz uyanınca başlayacak her şey, hem tüketiyoruz uyuyarak uyanık olmaya dair ne varsa . Bir rüya uğruna. Çünkü sadece uyuyorken hissetmiyoruz onun geçişini.

O hep geçer ve geçmekte olur. Geçerken Biraz izi kalır diyorlar. Bazıları bu ize yaşlılık diyor oysa bilmiyorlar onun kazandığını. Yendik sanıyorlar yeni olan her şeyle. Oysa o girdiği bütün savaşları kazanır.

 Hangi zamana doğduysan, o zamana ölürsün diyorlar. Bazıları yaşamak diyor buna, oysa bu Biraza en yakın anlam. Biliyoruz boşuna değil bu dönüş. Çokça koştuğumuz bu yolda kenarlarını umut çiçekleriyle süslüyoruz aklımızın. Süslüyoruz ki gerçeğe olan sevgimizi yitirmeyelim. Boşuna diyorlar uzaktan izleyenler, biz aldırmıyoruz. Koşuyoruz bir mevsimden ötekine. Çünkü biliyoruz rüzgarı yenemeyiz fakat ona eşlik etmeliyiz yeni tohumlar için. Bilerek geçiyoruz yaşanmışlıklar üzerinden. Biliyoruz ki ölmek için önce doğmak gerekli. Gerisi biraz biraz yorgunluk, onun işi bu;.

Doğmak  ne ağır bir kelime.  farkında olmakla kesiliyor göbek bağımız. İşte o vakit tartabiliyoruz yükümüzü. Yalnız anlam veremiyoruz geçerken hem nasıl demirden ağır hem nasıl bir tüy gibi savruluyoruz ardan oraya.?

Boşver terazileri zamana bırak diyorlar. Ne güzel bir söz. Onlarda biliyor ki biraz biraz iyileştiriyor bütün yaraları. Yahut öyle olmasını umut ediyoruz. Nasıl hem yaralayıp hem iyileştiriyor?

Bir zaman ki artık yoruluyoruz… bir ağaç kestiriyoruz gözümüze biraz soluklanıyoruz gölgesinde. Ama bu ne büyük bir  ses  kainatın yaşamak şarkısı çalınıyor kulaklarımıza ölmeye en yakın dalından kopmakta olan yapraklardan. Biliyoruz ağaçları yaşatan rüzgarın notası bu. İşte o vakit zamanı geldiğinde gitmeyi en iyi onlardan öğreniyoruz.

Gitmeden önce nasıl esilir bütün dakikalarda onu öğreniyoruz  rüzgardan sonra bir içli geçmiş zaman bırakıyorlar bütün mevsimlerden toplanmış çiceklerle, acıyor elbette canımız battıkça dikenleri göğsümüze zamanın. Hep ken hiç olaçağını biliyor olmak, acıtıyor.

Kurtulmak diyorlar; Biraz’ın dışında olan o her şeye. O sonsuzluğa, o özgürlüğe… İşte bunlara kavuşmak için topraklar örtüyorlar insanların üzerilerine. Fakat biliyorlar hiç vazgeçmemekle hep vaz geçmek arasındaki boşluğu. En çok bu yakıyor canlarını. İşte yaşayanlar bu her gün yeniden filizlenen acıya ölmek diyorlar. Bundandır biraz daha az pişmanlık için çiçekler ekiyorlar bu  boşluğa. Vazgeçmenin mevsimlerinden bir taş yapıp dikiyorlar başlarına.  Bolca ağlıyor ve sessizce eğilip o taşa hep aynı şeyleri söylüyorlar;        

Keşke Biraz daha zamanımız olsaydı.

Nursema Şeyma Oflaz

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın