Necip Mahfuz: Yeni bir Sartre, yeni bir Camus yok

Necip Mahfuz: Yeni bir Sartre, yeni bir Camus yok

Yapılan ama yayınlanmayan bir Necip Mahfuz röportajı. 

Daha çok Ortadoğu’dan haber yapan Amerikalı gazeteci Jonathan Curiel, “Kahire’ye ilk kez 20 yıl önce gitmiş ve Nobel ödüllü Mısırlı yazar Necib Mahfuz’dan bir özel röportaj almayı başarmıştım” diyor. O sıralar Mahfuz 77 yaşındaymış. Ne yazık ki bu röportaj bir biçimde yayınlanmamış. “Muhabir olarak çalıştığım MacLean dergisi onu bir kenarda bekletmeyi tercih etti” diyor Curiel. “Editörün, ‘Jonathan, Necib Mahfuz’a gelene kadar yayınlayacağımız neler var, içimiz dışımız haber ve röportaj doldu, Madonna’yla konuşsan onu bile yayınlayamam’ diyen sesini hâlâ hatırlıyorum. İçimden yüksek edebiyatın pop kültüre yenildiğini geçirmişim.”

“Ben mutlu bir adamım”

Yazmaya 17 yaşınızda başladınız, neydi size buna sevkeden?

Bu sorunun cevabını iyi biliyorum, okumak… Tabii ben çocukken polisiye romanlar haricinde kitap bulamazdık. (gülüyor) O zamanlar bugün anladığımız anlamda bir çocuk edebiyatı yoktu çünkü, okuyabildiğimiz en eğlenceli kitaplar polisiye romanlardı. Yani şahsi seçimimden

Necip Mahfuz: Yeni bir Sartre, yeni bir Camus yok

bahsedemeyiz. (daha yüksek sesle gülüyor)

Romanlarınızda çoğu zaman problemli aileleri ele alıyorsunuz, kaçıp gitmek isteyen çocuklar, birbiriyle anlaşamayan ebeveynler… Bu sizin çocukluğunuz mu?

Pek değil. Elbette yazarken aileme, şehrime bakıyor, gördüğüm problemleri yazıyorum ama gazetelerde okuduğum, çevremdekilerden işittiğim problemler de bir biçimde hikayeye dahil oluyor. İşin gerçeği ben çok mutlu bir adamım. Fakat elbette çocukken o kadar mutlu değildim, okul bana hapishane gibi geliyordu. Bilirsiniz, her çocuğun hissettiği şeyler… Öte yandan arkadaşlarımın ailelerine baktığımda çocukluğum şahaneydi.

Uluslararası alanda ün kazanmak size ne hissettirdi?

Nutkum tutuldu, gerçekten, bu benim için düşünülmeyecek bir şeydi.

Nobel Edebiyat Ödülü hayatınızı değiştirdi mi?

Yok canım, ödülü aldığımda yaşımı başımı almış, epeyce olgunlaşmıştım. Ama evet, Nobel’in belki en azından ailemin hayatını değiştirdiğini söyleyebilirim. Maddi olarak kendilerini daha emniyette hissettikleri bir hayata adım atmış oldular. Bense aynıydım. Nobel’den sonra da her sabah Ali Baba’ya gitmeyi, gazete ve dergi karıştırmayı sürdürdüm. Her gün bir saat yürüyüş yapmayı da… (Ali Baba Kahire’deki küçük kahvehanelerden biri.)

“Cebelavi Sokağı’nın Çocukları” yüzünden bir süre önce yayınlandığında bazı radikal İslami gruplardan sayısız tehdit aldınız. (O sırada Mahfuz henüz saldırıya uğramamış, bıçaklanmamıştı.) 20 yıl önce yazdığınız bu kitapta Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’i birer karakterle özdeşleştiriyordunuz. İslam’a göre bu olacak şey değil! Başınıza gelebilecekler size endişelendirmedi mi?

Hayır. Hiç endişelenmediğim gibi, hükümetin özel koruma teklifini de reddettim. Beni gerçekten öldürmek isteselerdi eğer, bunu öyle veya böyle yaparlardı. Aslında tedirgin bile etmediler. Belki de uğraşmaları gereken daha büyük meseleleri vardı ve ben onlar için önemsiz bir ayrıntıydım. (gülüyor)

O halde Salman Rushdie’nin romanı “Şeytan Ayetleri’yle sizin romanınız arasında fark var.

Var tabii. Radikaller ikisinin aynı olduğunu düşünüyor muhtemelen ama değil.

Salman Rushdie için ne söylersiniz?

Açıkçası, Salman Rushdie’nin kitabında İslam’a yönelik çok aşağılayıcı bölümler var. Okumadım ama o kadar çok kişi anlattı ki, içeriğini aşağı yukarı biliyorum. Gerçi biliyor musunuz, onunla ilgili olarak bana gelen gazeteci ve televizyoncular da kitabı okumuş falan değil. Dediğim gibi sonuçta kitabı İslam dinini aşağılıyor. Benim kitabıma gelince; ben hiçbir dini küçük görmedim, hakaret etmedim. Sadece insanlığın belirli bir dönemini hayal ettiğim gibi yazdım. Bu konuda özgür davrandığımı inkar edemem elbette, yine de amacım kimseyi rahatsız etmek değildi.

Sözünü sakınmaz biri olarak tanınıyorsunuz, özellikle de siyasi konularda. Ortadoğu’ya barış ve huzur gelecek mi?

Bütün Araplar barış ve huzur istiyor. Bunu İsraillilerin de en az yarısı istiyor. O açıdan iyimserim, Filistin meselesinin çözüleceğine inanıyorum.

Siyasete atılmayı düşündünüz mü?

Hayır, sadece siyaset üzerine düşündüm, yazdım. Yazdıklarım hep edebiyat çerçevesindeydi.

Şu anda ne yazıyorsunuz?

Yeni bir roman yok. Yayınlanmamış kısa öykülerimi düzenliyorum.

Niçin?

Çünkü yaşlandım; gözüm görmüyor, kulaklarım duymuyor… Günde iki saatten fazla çalışamıyorum artık. O iki saatin de yarısını okumaya ayırıyorum, yarısında da yazıyorum. Eskiden üç saat yazar, beş saat okurdum.

Çağdaş edebiyat hakkında neler söylersiniz?

Ben Hemingway kuşağından geliyorum. Arapça, Fransızca ve İngilizce kitapları okuyabiliyorum sadece, onlar da pek parlak sayılmaz. 20’inci yüzyılın başındaki gibi büyük yapıtlar üretilmiyor, yeni bir Sartre, yeni bir Camus yok.

İlk romanlarınızdan bu yana Mısır nasıl değişti?

Mısır değişti gerçekten ve bu iyi bir şey ama bir dereceye kadar… Mesela bugün kadınlar çalışıp sosyalleşebiliyor. Bu işin iyi tarafı. Kötü tarafıysa, her geçen gün okur kaybetmemiz. Televizyon yüzünden olmalı

Batılı okurlar sizin romanlarınızda ne bulacaklar?

Edebiyat, umarım. (gülüyor) Londra’yı tanımak isteyenler Dickens okur ama o romanlarda eşsiz bir yaşama sevinci bulur. Paris’i tanımak isteyenler de Balzac okur ve aynısı onlar için de geçerlidir. Esas amacım bu. Geri kalan hiçbir şey benim için sanat kadar mühim değil.

 

 

 

 

Jonahan Curiel röportajı

İZDİHAM

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın