Mustafa Toprak, Tatil Kitabı filmini değerlendirdi

 

Tatillerin gülüşerek başladığını herkes bilir. Anlık bir giriştir tüm yılın yüklenmiş telaşlarından arda kalan. Kimse sırt çevirmez içinden güneş geçen bir yaza. Sakin bir sabahın geniş kahvaltısıyla mahmurluğu alacağı bir tatili kim baş tacı etmez. Tatile karışmış sevinçlerin başında da annelerin yol bekleyen yorgunluklarını pastalarla böreklerle sarmalarla onarması yer alır. Artık anneler için hedef kitle bellidir; sabah akşam yemeği cümlenin tüm öğelerine serpebilecek en müsait vakitlerdir tatiller.

İşte ağız tadıyla açılan tatil günleri, her mevsimde olduğu gibi ilerlemeye ve kendini tüketmeye müsaittir. Günler ilerledikçe herkes kendi rutinine dönmeye başlar. Heyecanla yemekler ikram edilen çocuk, bulaşıkları yıkamış üstüne evi silip süpürme telaşına girişmiştir bile.

Tatillerin kendi içinde bu kadar değişkenlik barındırmasını film konusu olarak işleyen az sayıda yönetmen var. Tatilin neşeli tarafından tutup hayata karışabilecek üzüntüleri göstermeme yöntemine ters bir bakış açısı olan yönetmen sineması burada bir kapı aralıyor. Yönetmen sinemasının birçok versiyonunu etkin şekilde barındıran Seyfi Teoman’ın Tatil Kitabı filmi, ağız tadıyla başlayan bir tatilin sıkışan gidişatı üzerine kurulu yapısıyla insan geçişkenliklerini gerçeklikten ayırmamaya çalışarak anlatmakta. İnsani yaşam pratiklerini gösterebilme imkanını taşımasına dikkat edildiği davranışların sonuçları üzerinden anlaşılan filmde, biriken yaşam hareketlilikleri yaz tatili üzerinden anlatılmaktadır. Çocuk, abi, anne, baba, amca, esnaf sanki üç ayın içinde hayat çizgilerini belirlerler. Filmin başrolünde ilkokul öğrencisi Ali yer almaktadır. Babasının maddi durumu iyi olmasına karşın hayatı öğrensin diye sokaklarda sakız sattırılır. Gerçi neredeyse hiç satamaz sakızlardan, akşam eve geldiğinde annesi satın alır sakızlardan. Her ne kadar başrolde Ali yer alsa da abisi Veysel’in yüklendiği zorunlu hayat dikkat çekici boyuttadır.

Askeri liseye babasının zoru ile giden Veysel yaz tatili için geldiği memleketi Silifke’de aklına koyduğu bir kararı uygulama şartlarını arar durur. Askeri liseden ayrılma kararını babasına söylediğinde babası kendisinden bekleneni yapar ve karşı çıkar. Ayrılmak için askeriyeye ödemesi gereken tazminatı da ödemeyeceğini yaz bitince okuluna gitmesini söyler. Veysel çareyi amcasında arar. Amcası anlayışla karşılar. Önce Veysel’in babasının yanına gider ve konuşmayı dener:

-Abi bak bu böyle olmaz. Veysel meselesine bir çözüm bulmamız lazım.

 -Ne meselesi, mesele yok ortada. Kuyruğunu kıstırıp geri dönecek. Okuluna paşa paşa devam edecek. Başka yolu yok.

-Bir insanın içinde olacak. Öyle istemeden zorla olur mu bu?

-Sen bu işe karışma Hasan.

-Niye karışmayayım Veysel benim yeğenim.

-Hariçten konuşması kolay tabi. Yeğenlerin yeni mi aklına geldi be kardeşim? Zaten sen benim sözümü ne zaman dinledin. Burada kal dedik, okuyacam diye aldın başını Ankara’ya gittin. Tam bu okulu bitiriyor dedik, okulu bıraktın evlendin. Yuvasını kursun mesud olsun dedik, boşandın Silifke’ye geri geldin. Zamanında babama o kadar laf ettin, gençken önümü kesiyor dedin. Şimdi ondan kalan dükkanı çalıştırıyorsun. Veysel’i kendine benzetme.

Bu konuşmanın ardından abisinden hayır gelmeyeceğini anlayan Hasan, yeni çözümler düşünür zihninde. Veysel’in gündeminde hep bu mesele vardır ve bir akşam amcası ile otururlarken yine aynı konu konuşulur. Amcası kendinden emin bir tonda: “Tazminat işin detayı önemli olan karar vermek” der ve sakinleştirir. Amcasından aldığı bu güvenin etrafında yaz güneşi Veysel’i de selamlar. Fakat açan güneş pek aydınlık vermeyecektir ona. Kısa bir süre sonra babası iş gezisi için gittiği Nevşehir yolunda rahatsızlanır ve hastaneye kaldırılır. Acilen ameliyata alınır. Veysel’in aklında olan sorular değişmemiştir. Bir aralık bulup amcasına sorusunu yöneltir:

-Amca şu bizim tazminat işi var ya, onu napcaz, vakit geliyo?

-Veysel bak koçum ben düşündüm taşındım senin iş bana biraz mantıksız geldi. Bence askeriyeyi bırakma.

Veysel adeta buz kesmiştir konuşamaz, amcasının yakın zamandaki bu tutarsızlığına anlam verememiş gibidir. “İstikbalin garanti olsun.” sözünden sonra da amcasının anlayış yolları kapanmıştır Veysel için. Amcasının babası ile konuşmaya gittiğinde hatırlattığı geçmişten habersizdir Veysel. Amcası, babasının sözüne tabi olmuş ve hüküm verilmiştir, dönülecektir ve Silifke’den İstanbul’a bir otobüs kalkar.

Filmin içerisinde akan küçük kardeş Ali hikayesiyle, abisi Veysel hikayesi birbirinden bağımsız değildir. Tüm yönelimlerini kendi davranış kalıpları etrafında belirleyen bir babanın, çocuklarını isteklerinin uzak köşelerinden bile geçirmeme arzusu yatmaktadır. Filmin içerisinde bu sert duruşun yanında; sevecen, yardımsever ve zorluğun iyice sarmal hale geldiği noktada çözüm odağı olarak görüldüğü amca figürü de, kendi yaşamının aynısını yeğenleri üzerinde görmek korkusuyla garanti olan bir mesleğin devamlılığı üzerinden tavrını geliştirmektedir. Nitekim gözü karalığın genç yaşlarda itaat ile yakın ilişki içerisine girebileceği gerçeği sonuç olarak belirmekte ve herkes kendi yaşamına kaldığı yerden bıkkınlıkla devam etmektedir.

Mustafa Toprak

İZDİHAM

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın