Mustafa Kutlu, Aramıza Kim Girdi

İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa” denilmiş. Anlaşmak için “konuşmak”, yüzyüze olmak çok önemli.

Belki de bu sebeple eski eğitim sistemi bir hocanın rahle-i tedrisinden geçmeyi temel alıyordu.

Hocanın dizi dibine oturan talebe sadece onun aktardığı bilgileri öğrenmekle kalmaz. Sesinden, yüzünden, hareketlerinden çok şey kapar. Yüzü ne zaman aydınlanıyor, ne zaman bulutlanıyor; gözleri ne zaman ışıldıyor, ne zaman kararıyor; hangi mesele, hangi kişi hakkında ne söylüyorsa hali, tavrı hangi işaretleri barındırıyor? Oturması, kalkması, şefkati, öfkesi, yemesi, içmesi kısacası bir hoca olarak koyduğu, yaşadığı ölçüler nedir? Ne zaman susuyor, ne zaman gülüyor? Gülünce nasıl gülüyor? Başka insanlara nasıl davranıyor; dünyaya, eşyaya, tabiata nasıl bakıyor?

Hoca karşısında talebe bir yandan bilgi edinirken bir yandan irfan, edeb, terbiye, görgü öğrenir. Hikmet ve âhenge âşina olur. Bu usta ile çırak arasında da böyledir. Usul, erkân, tavır, eda, şive, kısacası ahlak, bu eğitim sisteminin temelini teşkil eder.

Bu sebeple kitaptan öğrenmekle hocadan talim etmek (meşk etmek) çok farklıdır. Yazı bu iletişimin bir alt basamağıdır. Onda dahi türlü mânalar gizlidir.

Bir kimsenin yazısına bakarak karakter tahlilleri yapılıyor; o kişinin o andaki ruh hali tesbit ediliyor.

Mektup bu açıdan çok önemli bir iletişim vasıtası idi. Bir mani şöyle der:

“Değirmen üstü şakşak

Küsülüysek barışak

Aramızda dağlar var

Mektup ile konuşak”

Aramıza telgraf, telefon en nihayetinde internet girdi. İnsanlar karşı karşıya gelmek yerine artık bu vasıtalar ile konuşmaya, anlaşmaya çalışıyor.

Ve tabii anlaşamıyorlar. Çağımızın en feci insanlık durumu âletlerle çevrili yalnızlığımızdır.

Bana göre modern teknoloji buhar makinasının icadı ile başladı. Her makinanın ardında bir dünya görüşü, bir inanç, bir fikir sistemi, bir ideoloji vardır. Modern teknolojiyi yaratan tanrıtanımaz düşüncedir. Ve ona her özelliği bu görüş kazandırmıştır. Önce bir silah yapılır, sonra bu silahı savuşturacak savunma mekanizması üzerinde fikir yürütülür. Bu sonu gelmez bir kısır döngüdür. Girilen yol hem insana hem tabiata düşmandır. Öyle ki bu zihniyet bize uzun yıllar “İnsanın tabiata karşı verdiği savaşta kazandığı başarıları” dikte ettirmiştir. Bu sebeple yerler delindi, petrol bulundu, petrole dayalı bir yaşam biçimi oluşturuldu; bataklıklar kurutuldu, yağmur ormanlarının kökü kesildi, atmosfer kirletildi.

Sadece Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında öldürülen insan sayısı, insanlığın varoluşundan bu yana yapılan bütün savaşlarda ölenlerin toplamından fazladır.

Felaket geldi kapıya dayandı.

Aklı erenler toplanıp bu gidişe dur demek için çare arıyor, anlaşmalar falan imzalıyor. Bana göre bu Allahsız teknolojinin yarattığı yaşam biçimi (konfor) terkedilmeksizin hiçbir çıkış yolu yoktur. Konfora karşı çıkanı aforoz ederler. Bilim dışına iterler, bilim kilisesi bu kabil muhalifleri derhal bertaraf eder. Kısa süre sonra ortada ne temiz toprak, ne temiz su, ne temiz gıda kalacaktır. Söylenildiğine göre küresel ısınma sonucu büyük, çok büyük doğal âfetler peş peşe yaşanacaktır.

Ben bunu kaçınılmaz görüyorum. Bir bomba yapılmışsa bir gün mutlaka patlar. İnsanoğlunun “bomba yapma”nın haddi aşmak olduğunu bilmesi, kavraması lazım. Ama işleyen sistem; “ne kadar tüketiyorsan o kadar mutlusun veya varsın” formülü yürürlükte olduğu sürece fabrika bacaları tütmeye devam edecektir. Bu bacalara filitre takmak da çözüm değildir, pansumandır. Moda hareketlerden biri olan “çevrecilik” de, “sürdürülebilir kalkınma” safsatası da birer hurafedir.

Modern teknolojinin icadı olan âletler masum değildir. Bu âletler sayesinde vücut bulan sistem bir Frankeştayn’dır. İdeoloji teknolojiyi; teknoloji ideolojiyi besliyor.

Artık en gözde meslek “gen mühendisliği” oldu.

Köroğlu vaktiyle boşuna söylememiş: “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” diye.

Peki ne olacak?

Ne bileyim ben, Allah bilir.

 

Kaynak: Yenişafak Gazetesi
İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın