Mustafa Damar, Mizah Yazarlığı

Salı günü, Metin aradı. “olum yeter artık ne olacak bu senin halin? Tamam Melike seni terk etti ama bunun için dünyaya küsülmez ki be kardeş. Kaç ay geçti üstünden bak arayıp sormadı hiç seni, unuttu olum o seni. Bak Selin’in bir arkadaşı var. Adı Yağmur. Tam sana göre. Gel bir tanış, bakarsın sevgili olursunuz.” Evet hiç “selam napıyosun?” falan demeden daldı konuya. Onun bu huyunu hiç sevmem. Aslında bir yandan da haklıydı. Melike, hayatımın kadını sandığım kadın, ben hep sevdim onu, ve sevmeye devam ediyorum. Ortada hiç bir sorun yokken, mesaj attı. “Artık olmuyor,yapamıyorum, bitti bu ilişki” dedi. Sadece bu. 140 karakteri bile doldurmayan bir mesajla 2 yıllık ilişkiyi bitirdi. Hiç sormadı, ben böyle bir şey istiyorum, var mı bir önerin diye. Tamam saçma oldu, böyle bi soru zaten olamazdı. “Olum bak perşembe akşamı saat 21.00 ‘de Taksim’de buluşuyoruz.” diyerek kapadı telefonu, Metin Bey.

Perşembe akşamı, saat tam 21.01’de Meydanda buluşuyoruz bizimkilerle. Yağmur, çok güzel, yani ne bileyim, hani ayrılık bahanesi için derler ya “Benden daha iyilerine layıksın” diye. Bütün ayrılık bahanelerini baka sorun. O kadar çok terk edildim ki, ne kadar ayrılık sözü varsa ezberledim. Bi yerden sonra alışkanlık yapıyo bünyede. “Acaba ne zaman diyecek, bu kız nasıl terk edicek?, daha düzgün bi bahane uydurur inşallah” diye düşünmeye başlıyorum. Yağmur diyordum en son. Simsiyah dalgalı saçları,1.80 boyu, incecik vücuduyla adeta bağıyordu “ Ben, bu dünyadan değilim. Ben, siz diğer insanlar gibi değilim, ben muhteşemim, melekler benim yanımda sönük kalıyor” diye. Önce hafif öksürük metodlarıyla boğazımı temizledikten sonra “Merhaba” dedim, “Ben Sinan”. “Ben de Yağmur, memnun olum” dedi. Sesi o kadar güzel ki, dünyanın en güzel ses sanatçısı gelse yarışamaz. Ben Yağmur’dan gözümü alamayınca, Metin, “evet gençler nerde yiyiyoruz? Ben kurt gibi açım” diyerek girdi araya. İçimden “Hay senin açlığına” diye geçinirken, Muhteşem insan Yağmur, “Bana fark etmez, ama şöyle bi rakı-balık yapsak fena olmaz” dedi. İşte hayatımın kadını bu. Daha ilk dakikadan aşık olmaya başladım. “oluurr harika fikir” diyerek destekledim, Hayatımın kadını olan Yağmur’un fikrini.

Balıklarımızı yiyip, içeceklerimizi yudumlarken, Metin, “bu gördüğün adam mizah dünyasının dehası olabilecek bi adam ama hergele fazla üstüne düşmüyor bu işin.” diyerek başladı beni övmeye. En nefret ettiğim şeydir. Tamam eyvallah, bir iyilik yaptınız, bizi tanıştırdınız, ama çekilin gidin. Biz konuşamıyor muyuz? Bizden daha çok onlar konuşur, sanki biz değil onlar sevgili olacaklar bizim yerimize. Yağmur “aaa! hadi ya, karikatür mü çiziyorsun sen? Ben çok severim karikatürleri yaa!” diyerek, gençliğin sürekli dilinde olan karikatür karakterlerini saymaya başladı ve daha sonra korktuğum başıma geldi. Beklenen soru sonunda geldi. “ Benim karikatürümü çizer misin?” Ben her ne kadar “ya ben aslında yazı yazıyorum,karikatür çizemem, hele portre hiç çizememem” demeye hazırlancak olsamda, Metin Bey, sağolsun “yaa çizer tabii ki ne demek., Değil mi Sinan?” diye soktu lafı. “Kusura bakma ama ben, portre çizemem, yani yetenekli değilimdir.” dedim fakat, Yağmur “ O zaman normal bişey çiz şuraya” dedi. Kaçış yok, madem aşık oldun, mecbur yapacaksın. Eğer, beni yetiştiren üstad, kendisinin öğrettiklerini, kız tavlamak için kullandığımı görse ağzıma s.çardı heralde. Ufaktan bi adam çizip bıraktım masaya. Çok sevindi Yağmur’um,. “Sen yeter ki iste ben her zaman yaparım bunları sana” diyip hafif sululuğa vurdum işi.

Masadaki şişelerin artmasıyla, eş orandaki gülme sesleri de arttı. Konular konuları açtı, saatlerce konuştuk. Artık sevgiliyiz, bitti yani, Yağmur, benim aşk’ımmm. Telefon rehberine bile öyle kaydedebilirim. Hatta şimdi istesin Facebook şifremi vermezsem adam değilim. Herşey çok iyi gidiyordu, bu sefer olucak galiba. Artık düzeleceğim. Düzgün bi kadın buldum sonunda.

Beklediğim an geldi. Hesabı ödeyip, kalktık mekandan. Metin ve Selin arabalarına binip uzaklaştı. Selin hiç konuşmadı bu akşam, zaten normalde de pek konuşmazdı. Arabanın kapısını açıp Yağmur’u bindirdim arabaya. Bana gittik, içeceklerin ardından güzel bir koklaştık, rüyada gibiydim.

Sabah uyandığımda, yatak boştu,Yağmur kahvaltı hazırlıyordur diye düşündüm., Ya öyle değilse? Ya beni terk ettiyse? Hızla mutfağa koştum, oradaydı, bana bakıp gülümseyerek “günaydın sevgilim, yumurtanı nasıl yersin?” dedi. Sarılıp güzel bi öpücük kondurduktan sonra, “senin elinden yiyeceksem hiç fark etmez bitanem” dedi.

Bir kaç ay sonra evlenme teklifi edip evlendik. Ya ne olacağıdı? Gene mi terk edileceğimi sandınız ey okur? İçiniz fesat olum sizin. Evlendik işte, Mutlu Son. Aile var burada küfürlü konuşup bağırmayın lan!

Mustafa Damar

İZDİHAM

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın