Mustafa Damar, Komser Recep

 

 

 

 

 Mustafa Damar kerpetene olan tutkusunu çiziyor.

 

 

 

Meslekteki onca yılımdan sonra “emekli oldum rahatım” düşüncesi sarmaya başlamıştı beni. Ama Komiser Recep, gelip “abi sana ihtiyacımız var” diyince, emekli olmak için benim polisliği değil, polisliğin beni bırakması gerektiğini tekrar anladım. Emniyette ki odam çok güzel, bilgisayarım önümde, altıma son model bir araba verdiler. Dükkanı hanıma emanet ettim ve emniyete geri döndüm.  Günlerdir tek bir cinayet işlenmiyor, ofiste pineklemekten başka bir iş yapmıyorum. Masada uyuya kalmışken telsiz cızırtısı ile kendime geliyorum. Cinayet var. “ohh bee!” diyip Komiser Recep’i yanıma alıp emniyet binasından çıkıyoruz., Recep’in kullandığı arabayla gidiyoruz olay yerine. O kadar hızlı sürüyorki gitmek değil ışınlanıyoruz anasını satiyim.  Maktül 20-21 yaşlarında genç bir kız. Adı Rukiye. Öldürülme şekli, başına aldığı sert darbe. Büyük ihtimal taş gibi bir şeyle vurulmuş. Avcuna bir yüzük yerleştirilmiş. Galiba bir aşk cinayeti. Ailesinin evine Komiser Recep ile beraber gidiyoruz. Ev fazla geniş değil. iki oda bir salon. Fazla eşya yok. Evde iki kişi var. Bi anne bi baba. Anne ile ben konuşuyorum, Yardımcım Recep öbür odada Rukiye’nin babasını sorguluyor.  Anneye sorular sormaya başlıyorum. “Kızınızın son günlerde bi değişik halleri oldu mu?” “Valla memur bey, biraz morali bozuk gibiydi ama genç işte o yüzden pek gitmedik üstüne” Ne memuru arkadaş, koskoca Başkomiser’im lan ben. “Peki anlaşamadığı kişiler var mıydı?” “olsa da bilemem ki memur bey, genç kız, bişey diyince elli tane laf sayıyor. Bizim zamanımızda böyle miydi? Annemizin,babamızın karşısında çıt çıkaramazdık.” “Sevgilisi falan var mıydı?” “Bi çocuk varmış. Ekrem, mahalledeki berberde kalfa’lık yapıyormuş. Onla konuşuyormuş geçen anlattıydı azıcık.” “Başka bişey anlattı mı Ekrem’le ilgili?” “Çocuğun niyeti ciddiymiş, evlenmek istiyomuş hemen, ama daha kocama bişey söylemedim” “Sizce kim yapmış olabilir?” “Bilemiyorum ki memur bey, kimsenin günahını almak istemem ama yapanın elleri kırılır inşallah, iki cihanda iki yakası bir araya gelmez inşallah sürüm sürüm sürünür” “Teşekkürler, tekrar başınız sağolsun” “Amin, sağolun” Evden çıkmak için Recep’in çıkmasını bekledim. Geldiği gibi anlatmaya başladı, kızın bi konuştuğu çocuk varmış, berber’de kalfa. Adı Ekrem. Kızın babası ondan şüpheleniyor.

Doğru berbere gidiyoruz. çocuk orada yok, evinin adresini alıp hızlı bir şekilde eve geçiyoruz. Kapıyı çaldığımız halde açan yok, mecbur kırıyoruz kapıyı. Ekrem duvarın dibinde çökmüş, bişeyler mırıldanıyor. Yanına yaklaştıkça daha kesin duyar olduk sesini. “Annemden kalan bu yüzüğee, razıysan gel benimle, annemden kalan bu yüzüğe, razıysan gel benimle” “Kıpırdama poliiss! Kal olduğun yerde!”

Bakışlarım Recep’e döndü, Ekrem’e doğrultuğu silahı indirmesi için kaş göz işareti yapıyorum, anlamıyor öküz, daha aynı şekilde durmaya devam ediyor. “İndir olum silahını” dedim.  O sırada Ekrem bize dönmüş ne olduğunu gördüm, anlamaya çalışıyordu olanı biteni. “Ne oldu evladım? Rukiye nerede?” “Çok sevdim ben abi, hem de çok. Ama param yok. Param yok diye öleyim mi lan ben? İnsan değil miyiz? Sevmeye hakkımız yok mu? ‘Ana ‘dedim, ‘çok seviyorum, gel isteyek.’ Kadın sırf ben mutlu olayım diye parmağında ki yüzüğü verdi. ‘al olum git kıza evlenme teklifi et’ dedi. Geldim Rukiye’min yanına. ‘annemden kalan bu yüzüğe razıysan gel benimle’ dedim. ‘yok’ dedi. ‘ben dünyalar güzeli bi kız. Bu yüzüğe mi varacam’ dedi. ‘Sen unut bu işi Ekrem olmaz, ben zengin biri olsun istiyorum’ dedi. O an, o saniye, o Rukiye bitti benim gözümde. Yerde bulduğum taşı vurdum kafasına. Ben yaptım abi, ben öldürdüm onu”

Ne diyeceğimi bilemiyorum. Yanında duran taşla beraber Ekrem’i de alıp merkeze geçiyoruz. Odama alıyorum Ekrem’i biraz sohbet ediyoruz, ailesinden falan bahsediyor. Çok iyi bir çocuk aslında ama naparsın işte kader. Biz sohbet ederken, Recep girdi odaya. Elinde taş

“Bu taş’ta iki kişiye ait kan var Eko, ne iş? Bir de değişik bi pislik var?”

“Abi Rukiye’yi öldürdükten sonra, kaçarken çok sıkıştım, bi ağacın dibine çömeldim. İşim bittiğinde, taşla temizlerken, Haci Dayının oğlu Rüstem gördü beni. Kimseye anlatmasın diye onunda kafasına vurdum taşı.

 

 

 

Mustafa Damar, www.twitter.com/mustafadamar

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın