Mustafa Çolak, izmler Çıkmazında Saf Fikir Arayışları I

 

Mustafa Çolak yeni bir fikir yazı dizisine başladı…

Kapitalizmin diktesindeki beyin uyuşturma ve bilinçsiz insan yetiştirme çabasındaki görsel medya safsataları, yılbaşı, sevgililer günü vb. sonradan geleneğimize giren özel günlerde hediye alma alışkanlığı, her geçen gün artan eğlence mekanları, para babalarının sadece para ve eğlence üzerine kurmak istedikleri dünya düzenine doğru bu gidişe ivme kazandırırken, çağımız entelektüel kesiminin yazı veya söz ile devamlı eleştirileri bataklığa gömülüşe dur demeye yeterli olmuyor. Somut adım yok, ne yapmalı?..

Ve ilk çözüm önerisi; “Sistemi değiştirmek gerekli!” Tartışmalar, sistem batağından çıkmaya çabalarken bu öneri ile daha çıkmaz bir batağa farkında olmadan sürüklenmekte. Bir taraf sosyalizmi kurtuluş görürken, diğer taraf liberalizm diyor, bir diğeri ancak İslam devleti kurmakla çözüme ulaşılabileceğini savunuyor ve nihayetinde çözüm için bu masaya oturan üç-beş düşünen insanın sesi, bilinçsiz kalabalıkların sloganları arasında kaybolurken, sorun siyasi tartışmaya döndüğünden yine sonuçsuz kalıyor.

“İnsanları düşünmekten alıkoyarak para kazanma hırslarını körüklemek için dizayn edilmiş televizyon ekranları, yeni moda hudutsuz eğlenceler, konserler, sanat adı altında yapılan ilginç çalışmalar ve daha nice tuzaklar kapitalizmin meyveleri ise suç bu sistemdedir” düşünüşü buraya kadar doğrudur ancak tüm eleştiri oklarını salt bu sisteme odaklayıp, onu yıkarak yenisini getirme fikrinden, at gözlükleri çıkarılarak bir an evvel kurtulunması gerekliliği bilmemiz gereken en önemli gerçektir. En ufak bir arkadaş toplantısında sistem ne veya nasıl olmalı problemi masaya yatırılsa tartışma büyüyerek çözümsüz kalırken, koca bir devlet, hatta koca bir dünya sistemi birileri tarafından değiştirilirse neler olur siz düşünün…

Artık eleştirileri soyut kavramlara değil, önce kendimize sonra somut yetmiş milyon insana, altı milyar kafaya çevirmek şarttır. Değişmesi gereken kafa yapısı. Sistemi yok edip yerine a veya b sistemini getirmek inanılması güç bir olgudur, ki başarıldığını varsaydığımız takdirde dahi, belki çok kısa süreli bir refah ortamının sonunda kaos kaçınılmazdır. Zihnin sistemi değişmediği müddetçe demokrasi, komunizm, şu veya bu, yönetimin adı ne olursa olsun, sorunlarda en ufak bir azalışın dahi gözlemlenmesi mümkün değildir.

Tek çözüm, düşünce devrimiyle kafalardaki putları yıkarak bilinçli toplum oluşumuna tuz kadar da olsa katkıda bulunabilmek için her şeyini ortaya koyma davasında. Kimsenin dini inancına ve dünya görüşüne karışmayan, “özgürlük” kavramını maddesine ve manasına sindirmiş, okuyan, bilen, doğruyu yanlışı ayırt edebilen, insanların kişisel doğru-yanlışlarına da saygı duyan, zulmün karşısında durmaya yemek yemek ve su içmek gibi zaruri ihtiyaç duyan bir toplum… Dünyanın herhangi bir noktasında bir kişiye zulmedildiğini duysa, kendisi ve ailesi zulme uğramışçasına ayağa kalkan bir toplum… Tabuların esaretinden sıyrılmış, her daim aklını kullanan ancak aklı da putlaştırmayan bir toplum…

Sistem değiştirmekle iş düzelmiyor, bilinçli insan yetiştirmekte mesele demek ki. Burada ikinci soru çıkıyor karşımıza: “Bilinçli insanlar nasıl yetiştirilecek?” Bir kere yekvücut olmayı, beraberce düşünmeyi, birlikte soyut düşünceden somut adıma geçmeyi öğrenmemiz gerektiği, bu saatten sonra göz ardı etmememiz gereken mutlak çözüm yoludur. “Harekete geçmek, teoriden pratiğe dökmek…” gibi sözler insanları korkutuyor çünkü bu sözleri kullananlar bugüne kadar hep bir sistem devrimi hayaliyle yaşayan insanlardı. “Devrim” ise karmaşa ve kaosun adı olduğundan, korkutucu bir sözdür, insanlar korkmakta haklıdır. Ancak biz düşünce restorasyonundan söz etmekteyiz. Bir şeyleri yıkmak değil, aksine darmadağın olmuş harabeleri restore etmek gayesindeyiz. Önce gençliğimizin ve tüm insanlığın zihinlerini sallama, karanlıklara bir mum yakma çilesi… Eminim ki bu çile arkadaşlarının sayısı azımsanmayacak orandadır. Lakin her nedendir adeta ellerimiz kollarımız bağlı gibi oturmaya devam etmekteyiz. Kitaplar çıkıyor, dergiler basılıyor, konferanslar veriliyor lakin kimsenin kimseden haberi yok, birlik ve beraberlik yok. Ama bu birlik olmayacak bir şey değil, bahsini ettiğimiz toplum ütopya değildir.

Devam edecek…

 

 

Mustafa Çolak

mstfacolak@gmail.com

İzdiham

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın