Mustafa Akar, Soluk Renkte Eşofmanlar ve Liberaller

Doğduğumdan beridir duyduğum ilginç bir söz öbeği var…

Devlet ne zaman kendisiyle ilgili bir açıklama yapmak zorunda kalsa, işte o meşhur sözü hemen veriveriyordu yayın odaklarına: Ülkemizin sıkıntılı günlerden geçtiği bugünlerde…

Ben çocukluğum boyunca bu sözü her duyduğumda çok büyük felaketlerle çevrili olduğumuz fikrine kapılırdım. Bu felaketlerin bir kısmı gerçekleşmişti. Demek benden saklıyorlardı. Bir kısmı da gerçekleşmemişti ama her an gerçekleşebilir, evcağızımızdan başlayarak büyüdüğüm o küpküçük taşra şehrini falan darma duman edebilirdi.

***

Devlet denilen canlıyı önemsememiz için kolalanmış yakalıklar taktırılan, siyah önlüklerden mavi önlüklere geçerek birazcık da olsa renklerin dünyasına alışmaya çalışan biz çocukların çözemediği garip ve işveli olaylardan biri de Beden Eğitimi dersiydi. Evet, spor yapmayı öğreniyorduk tamam da ortadaki sorunu neden kimse görmüyordu. Adidas eşofmanların ülkeye yeni girdiği ya da bizim öyle sandığımız günler… Adidas eşofmanlardan giyenlerle, pazardan alınmış soluk renkli eşofmanlardan giyen çocuklar arasında tek fark vardı, ki Adidas’ı olanlar Beden Eğitimi dersinin hemen başlamasını isterlerdi. Cazibeli bir yanı vardı o kıyak eşofmanları giyip futbol oynamanın… Soluk renkli eşofmanlılar ise üstünü değiştirmemek için bir sürü gerekçeler uydururlardı.

Biz tam ortada duran memur ve işçi çocukları da bu duruma anlam veremeden konuşur, tartışırdık sürekli.

***

Türkiye’deki hayatımız her zaman bu tür dilemmaların arasında geçip gidiyor. Mesela okullara şu kadar bilgisayar alındığı veya bağışlandığı söyleniyor da, neden bu durumun sonucu olarak mesela teknoloji düşkünlüğümüz böylesine güzel sonuçlara ulaştı denilemiyor? Çünkü ortadaki sorun sayısal ya da verisel bir hadisedir. Türkiye’de insanlar sayısal olarak tanımlanırlar, verisel olarak ölürler çoğunlukla da…

Tüm bunları neden anlatma gayretindeyim.

Aslında yazı çizi işine eli kırık olan herkes gibi ben de aklımdaki konuyu anlatmaya, savunmaya, gerekçelendirmeye başlamadan önce; yolumu açacak kişisel darb-ı mesellerimle işimi kolaylaştırmak taraftarı mıyım? Hiç de değil. Bir konuyu anlatmak, onu anlatı sınırına çekelemek adına sergilenecek çok numara vardır aslında. Ben o numaralardan birçoğuna vakıfım, fakat burada birilerinin hayrına bir şeyler sadır olacaksa o ancak kişisel öykülerin mütevazı paylaşımı dikkate alındığında olabilir. Hepimizin öyküsü, her birimizin kayıplarına eşitlenmedikçe koyuver gitsin. Bu yüzden Adidas eşofman giyenlerle soluk renkte eşofman giyenler değil, tam da bu iki ayırımın ortasına düşenler maçın galibi olurlardı her zaman. Soluk değildi eşofmanlarımız. Oradan geldiğimizi, o solukluktan geçtiğimizi biliyorduk. Bir gün Adidas eşofmanımız olmasını murat ediyorduk elbette neden saklayalım; ama illa da markalı bir giysimiz olsun diye yüksek dereceli ütopyalarımızdan vazgeçmiyorduk.

***

Babalar paltolardır, gri, yeşil, lacivert

Her pederin pederi kendi yüreğine dert

***

Doğrusu babamın paltosu da gri ve siyah arasında bir renkte olurdu. Liseyi bitirdiğimde babamın bir paltosunu giyecek kadar olmuştum. Gri bir paltoydu. Adidas eşofman alacak kadar paramız vardı. Bense o parayı daha değerli şeylere yatırmakla meşguldüm. Babam soluk renkli bir eşofmanım olmasını istemediği için sürekli çalışıyordu. Gece gündüz… Ben bir geleceğim olsun için o sınavdan bu sınava koşturan bir canlıya dönmüştüm. Ülkemiz sıkıntılı günlerden geçiyordu. Devlet rengi evlerimizde kallavi küfürler edip sosyalist oluyorduk, İslamcı oluyorduk, ülkücü olanlarımız da vardı, tıpkı Troçkist olanlarımızın olduğu gibi… Ama Adidas eşofmanlarla soluk renkli eşofmanlar arasında çok şey değişmedi. Sadece iki rengin arası bulundu. Liberal olundu. Nedense?
Mustafa Akar
İzdiham

 

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: