Muhammed İkbal

Eski ateşi gözden kayboldu Doğu hayatının
Nefesi durakladı ve ruhu terketti vücudunu
Bir resim gibi zincirsizdir nefesi
Ve bilmez hayatın nedir tadı.
Kalbi kaybetti arzuyu ve hasret çekmeyi,
Flütü bıraktı çıkarmayı notanın sesini.
Ben ayrı bir şekilde beyan ediyorum kendi fikirlerimi,
Ve Mahmud’un kitabına cevap vermek için yazıyorum bunu.
Şeyhin devrinden beri,
Hiçkimse hayatımıza ateşten kıvılcım vermedi.
Yeryüzünde yatıyoruz vücudumuzun etrafında kefenlerle,
Ve yaşamadık bir tek ölüp te yeniden dirilme olayını.
O Tebriz’li akıllı adam tanık oldu gözlerinin önünde
Cengiz’in saldırısından sonuçlanan felaketlere.

Ben başka türlü bir devrim gördüm:
Çıkışını yeni bir güneşin.
Çıkardım anlayışın yüzünden duvağı,
Ve güneşi verdim ellerine bir toz tanesinin.
Sanmazmısın sarhoş olduğumu benim şarapsız?
Ve masallar çevirdiğimi şairler gibi.
İyilik görmezsin aşağılık bir insandan,
Beni şair olmakla suçlayan.
Yapacak hiçbir şeyim yok benim sevgilinin sokağıyla,
Ve ne keder çeken kalbim var ne de sevgili için bir özlemim;
Ne de tozudur benim yeryüzüm caddenin,
Ne de bir kalp vardır çamurumda benim kontrolunu kaybeden kendisinin.
Hayatta görevim benim aynı saftadır Doğru Sözlü Cebrail’le.
Ne rakibim var, ne bir haber verenim, ne de ben bir hamalım.
Dilenci olmama rağmen, Musa’nın gereçleri vardır bende:
Krala yakışan bir ihtişamı altında dilenci giysisinin.
Eğer ben yeryüzüysem, çöl alamaz beni içine;
Su olsam, nehir kuşatamaz beni.
Bir taşın kalbi titrer camımda benim,
Okyanusu sahilsizdir düşüncemin.
Perdemin gerisinde pek çok alın yazısı gizli yatar
Ve bir çok ölüp te yeniden dirilmeler doğar elime benim.
Bir an için kendi köşeme çekildim,
Ölümsüz bir dünya yarattım.
“Utanç duymam ben böyle şiirden,
Çünkü bir ‘Attar gibisi yüz senede bir bile gelmeyebilir’”
Bir yaşam ve ölüm savaşı veriliyor ruhumda,

Gözüm perçinlenmiştir ölümsüz hayatın üzerine,
Senin çamurunun hayata yabancı olduğunu gördüm,
Bu yüzden verdim senin vücuduna nefesini kendi ruhumun.
Bütünüyle tesiri altındayım sahibi olduğum ateşin:
Aydınlat gecenin karanlığını benim lâmbamla.
Kalp vücudumun toprağına dikildi benim bir tohum gibi,

Başka bir nasip yazılıydı benim kitâbeme.
Khudi’nin ideali tatlı bal gibidir benim için.
Başka ne yapabilirim ben? Bütün mevcut malım bu deneyimden ibaret.
İlkönce kendim tadına baktım bu deneyimin,
Sonra karar verdim onu paylaşmaya insanlarıyla Doğu’nun.

Eğer Cebrail bakabilseydi bu kitabın içine,
İlâhi Işığı bir tarafa atardı sanki tozmuş gibi o;
Hayıflanırdı kendi düşük makamından,
Ve haber verirdi Tanrı’ya kalbinin halini:
“Artık istemem ben örtüsü kaldırılmış bir Tanrıyı görmeyi,
Arzu etmem başka hiçbir şey gizli kalp-yarasından.
Hazırım vaz geçmeye ebedi birleşmeden,
Çünkü şimdi anlıyorum ne tatlılıklar olduğunu ağlayıp sızlamanın içinde!
Ver bana gururunu ve boyun eğişini insanın,
Ver kalbime benim yanışını ve tüketilişini insanın.”

 

Muhammed İkbal
İZDİHAM

 

 

 

 

 

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: