Müfredat

 
İlk sözü alan tasavvufun temel meselelerinden bahseder, diğeri siyaset felsefesinin problemleri üzerinden bir değerlendirme yapar, Hesse’nin bir romanından bir örnekle açıklamaya çalışır konuyu, Borges’nin bu konudaki bir çıkarımını aktarır başka biri, söz nefesten hızlı yayılır odada, konuşmalar yer yer hararetlenir, fısıltıyla bir dize mırıldanır sözü başlatan, bir elini yumruk yapıp kısa sakallarının arasından çenesine koyarak. Genelde öğrenciler arasında tertiplenir; orta yaşlı adamların, gençliklerini bir miktar daha uzatma hamlesi hâlinde de ortaya çıktığı görülebilir zaman zaman. Belirli faydaları sabitse de, bir kitap etrafında onlarca kişinin toplanarak kitabın önsözünden paragraf aralıklarına kadar değerlendirmeler yaptıkları sohbetler lüks durumlardır.

Ya biraz kıyıda kalmış orta büyüklükte bir ilçe merkezinde, bozkırın orta yerinde bir şehirde veya merkezle tek ilişkisi muhtar olan bir köydeyseniz? Kitabın açık olan sayfasıyla çehresi karşı karşıya duran bir insan düşünün. Bilinen bir sahne ama o sohbetlere karşılık düşününce, değeri katmerlenen bir sahne. Halim, Nallıhan’da, görevinden kalan zamanlarda, sayfa sayılarının başını döndürerek kapatıyor kitapları. Mesela gece uyumadan evvel okuduğu son cümle nasıl bir kader birliğine giriyor rüyalarıyla? Yoksa o rüyayı sırf o cümle sebebiyle mi gördü? Bunları merak ediyorum. Zizek’in Gıdıklanan Özne’sinin burada bir katkısı olmalı, kitabı okurken kafa çatlamanın uyanılacak güne bir mirası. Konya’da, bu gecelerden birkaçını birbirine bağlayıp kitapları okuyarak talan etmekle geçiren bir Ceyda var. Marcos’tan, Che’den, Humeyni’den, Fidel’den bahsetmemizin arka planından kitaplar akıyor hep, kitap isimleri, sayfa sayıları, basım yerleri. Basım yeri Beyrut olan kitaplardan konuşsak, diye geçiriyorum aklımdan bazen. Cioran’ın Tarih ve Ütopya’sından bahsedersek, atlılar, ordu sürüleri, tarihin kanlı süvarileri muhabbetin sağındaki tepenin ardına doğru ortalığı toza dumana boğarak yol alacaklar sanki. Ahmed bin Bella, son emrini veriyor olacak, kaygılı ve ürkek suratlı Fransız işgalcilere karşı. Behice abla, Şeriati’yle birlikte daldığı onca düşün ardından, Afyon’da, bütün kaviliğini koruyarak, umudu bir de İkbal’den dinlemek istiyor. Kevir’den, Yalnızlık Sözleri’nden uzun uzun konuşulmuştu. O kitaplarla bir başına kaldığında yüreğinin kabardığını hissedebiliyorum. Kevir’den bir cümle okumak, yirmili yaşlarından birini tekrar yaşamak gibi diriltici bir hâl. Bu yollardan sonra Ferit Edgü ile Mustafa Kutlu’yu art arda okumalı şu sıralar. Doğu Öyküleri’ni ve Beyhude Ömrüm’ü. Abdûlgaffar El-Hayatî’nin, bir yayınevi katalogunun arka sayfasında okuduğum “[k]itaplar karşı ve yana olmayı seçenler için vardır. Ya da sıkılanlar için basit vakit öldürücülerdir.” cümleleri bu insanların hâlini fısıldıyor bana.

Unutmadan, Müfredat’ın Eylül-Ekim sayıları, bu sayılara mahsus olmak üzere otuz iki sayfa olarak yayımlanacak. Temmuz-Ağustos periyodunda Müfredat’ı yayımlamadığımız için, böyle. Dördüncü sayıda selamlaşmak üzere.

izdiham

 

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: