Mikâil Söylemez, Bütün Şairlerimi Affettim!

[28 Şubattan Gezi Sürecine: Şiirimize Olanlar]

Son bir yılda Türkiye’de cereyan eden olaylar, edebiyat ve sanat alanında bir kez daha kırılmalar ve ayrışmalara yol açtı. Gezi süreciyle belirginlik kazanan bu durum, benim kuşağımın bütün yönleriyle şahitlik edebildiği ve maruz kaldığı ilk ciddi ayrışma oldu.           70 ve sonraki doğumlular 28 Şubat sürecine bizzat tanıklık edip bundan direkt etkilenirken, 80 ve sonraki doğumlular bu süreçten bir tür ara kuşak olarak çıktık. Benim kuşağımın edebiyat ve şiirle olan ilişkisi, 28 Şubatın külleri ve ağabey kuşağımızın yaraları üzerine bina edildi. Böyle olmak zorundaydı. Hem sağ ve hem de sol camia, bu süreçten kendine büyük dertler edinerek çıkmayı başardı.  Her iki tarafın gençleri, bir yandan ağabeylerinin dertlerini sahiplenmeye çalışırken, bir yandan da yeni bir edebiyat/ şiir arayışına girişti.  Bu arayışta, her iki taraf İkinci Yeni’yi müşterek bir blok olarak kullandı. Solcu gençler Garip ve Toplumcu şiire İkinci Yeni’yi de ekleyerek yeni bir şiire ulaşmayı denerken, muhafazakâr camianın gençleri ise, İkinci Yeni’yi ilk basamak olarak kabul edip, buna Karakoç ve Zarifoğlu’nu da ekleyerek yeni bir şiir arayışına giriştiler. Aynı sürecin devamında ve gene Müşterek olarak kabul gören bir diğer isim İsmet Özel oldu. Her iki tarafın gençleri İsmet Özel’den aynı oranda istifade dip ve etkilendiler. Daha yakın bir döneme geldiğimizde, gene her iki tarafın aynı oranda ve özenle okuduğu bir diğer ortak isim Haydar Ergülen oldu. Muhafazakâr gençlerin tamamı ve Soldan bir gurup bu yeni dönemde Haydar Ergülen’in yanına Ebubekir Eroğlu’nu da eklemeyi başardı. 

Bu süreç devam ederken, şiir alanında 2000’lerin ilk yıllarından başlayan ve neredeyse gezi süreci öncesine kadar devam ede gelen yeni bir hareketlilik ve bana göre bir iyileşme söz konusu oldu. Ağabey dediğim kuşaktan bazısı, aynı dönemde şiir yazan gençlerle beraber yavaş yavaş yeni bir şiire doğru evrilirken, bunlardan daha genç olanları 2008-9’dan sonraya sarkan şiir serüvenlerinde, kendilerini yeni kuşakla beraber daha genç bir şiirin içerisinde buldular. Bu yakın ve yeni dönemde, her iki tarafın okunan ortak şairlerinde bir artış görüldü. 80 ve sonraki doğumlular, yukarıda saydığımız isimlerin yanı sıra, Bejan Matur, İbrahim Tenekeci, Yücel Kayıran, Hakan Arslanbenzer, Birhan Keskin, Hayriye Ünal gibi isimleri bir arada ve beraber okumayı sürdürdüler. Bu isimler, her iki tarafın gençlerince okunan yeni ortak şairler olarak öne çıkmayı başardılar. Bununla beraber, okunurluğu muhafazakâr ve ya sol kesimle sınırlı kalan iyi şairler de oldu.

Her iki tarafta, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet’i sürekli olarak karşı karşıya getiren ve şiirinin meselesini bunun üzerinden kurmaya çalışan kolaycı bir grup vardı. Onlardan sonraya denk gelen kuşak bu çatışmanın hasarlarını müşterek bir blok dediğim İkinci Yeni’yle kapamayı ve ‘iyi şiir’ söz konusu olunca İkinci Yeni’de buluşmayı başardı, böylelikle eskiyi unutmadan ama yeni bir başlangıç yapabildiler.

Şiir alanındaki varlıkları 28Şubat’an sonraya denk gelen bizim kuşak ise, 28 Şubat’ın hasarlarını yukarıda saydığım ortak isimlerle onarmayı başarmıştı. Fakat bu, gene her iki tarafta bulunan bazı çığırtkan ve kolaycılar tarafından bertaraf edildi.   Böyle olmasının elbette sebepleri var; gençler acemiliklerine ve tez canlılıklarına yenik düştüler, bunu onlara çok görmeyebiliriz sanırım. Fakat daha tecrübeli olan isimlerden bazılarını, ne biz ne de şiir affetmeyecek. Elbette her iki taraf, kendi hissiyatları doğrultusunda ve cereyan eden meseleler hakkında fikir beyan edecek, görüşlerini dile getirecekti. Fakat şiiri buna alet etmek ya da bu meseleleri bahane ederek kendi varlıklarını pekiştirmek uğruna yeni bir ayrışmaya ve kutuplaşmaya sebep olmak effedilir gibi değil.  Ne yazık ki bunun bedelini ödemek, gene her iki tarafın gençlerine düşüyor.  Buradaki bahsettiğim ayrışma, elbette siyasi görüş ve ideolojiler bağlamında değil, bu noktada herkesin fikri de zikri de kendine. Benim bu konudaki kanaatim;  özgürlüğünüz başkalarının mahkûmiyetine sebebiyet vermediği sürece özgürlüktür ve sizindir şeklinde oldu hep.  Fakat eğer bir edebiyat ve şiir tarihinden bahsedilecekse, böylesi bir ayrım yapmaya hiç kimsenin hakkı yok. Dahası böyle bir lüksümüz de yok. Nasıl ki bu gün Türkçe Şiirden bahsederken, sevelim ve ya sevmeyelim, Nazım, Akif ve Necip Fazıl’ı, Garip, İkinci Yeni, Karakoç, Zarifoğlu, İsmet Özel, Ataol vb. isimleri anmadan edemiyorsak, böyle bir şansımız yoksa, yarın geriye dönüp baktığımızda bu gün için söz konusu olan isimleri de anmadan edemeyecek, görmezden gelemeyeceğiz. Şükür ki gerçek olan bu.

Hâlâ görüyorum, bazı dergiler Necip Fazıl ve Menderes ilişkisini art bir niyetle mevzu bahsi edebiliyorlar. Bunun edebiyat ve ya edebiyat tarihiyle alâkası yok tabii.  Bu tutum ne kadar yanlış ise, Cemal Süreya şiirinden bahsedilirken görmezden gelinemeyecek bir mevzu olan ‘erotizm’den rahatsız olup, durmadan ve ısrarla, bütün bir şiir gündemini buna indirgemek hevesine kapılan ve evveli şair olan bazı kimselerin bu tutumu da çok yanlıştı.

Gezi olayları üzerinden şiir alanında pirim yapmaya çalışanların bu davranışı ne kadar yanlış idiyse, cereyan eden bu olayda, sırf eleştiri olsun için yazılan şiirleri hedef alan bazı kimselerin bu davranışı da gene yanlıştı. Dikkat ederseniz, bütün bunlar şiirin/edebiyatın dışında olması ve itibar edilmemesi gereken günübirlik mevzular. Şiir, siyasi ve ideolojik bir perspektifi aynıyla kabul etmez, hiçbir zaman etmedi. Bunun en iyi örneği, geriye dönüp baktığımızda,  70’lerden başlayıp 90’lara kadar sarkan, ve hem sağ, hem de solda yazılan şiirlerin acınası durumudur. Bu dönemde yazılan şiir, adeta anahtar kelimelerle yazılabilecek bir seviyeye indirgenmiş, şiirin kendi meselelerinin dışında gelişmiştir. 

Yukarıda verdiğimiz Necip Fazıl-Menderes, Cemal Süreya-Erotizm, Gezi-Şiir.. gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Edebiyat/ Şiir ilgilisinin bu gibi meselelere itibar etmesi, bana sorarsanız, eleştiri ahlakımızın olmayışından kaynaklanıyor. Cereyan eden bu olaylar karşısında, şairlerin ve ya şiir okurunun da elbette bir tasarrufu olacaktır, fakat bu ve benzer meseleleri şiire mal etmeye çalışmak, dahası bunu olduğu gibi şiire dâhil etmek, bana sorarsanız gayri ahlakidir, tutulacak hiçbir yanı yoktur.

Mikail Söylemez

İZDİHAM

 

 

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın