Meryem Genel, Nurettin Topçu’da Hürriyet Anlayışı’nı Yazdı

Felsefe tarihinde hürriyet meselesi üzerinde düşünen ve bu konuda fikir beyan eden her düşünür gibi Nurettin Topçu’da kendi felsefesi bağlamında hürriyet anlayışını ortaya koymuştur. Topçu’nun hareket felsefesine dayalı düşünce sisteminde hürriyet bir harekettir. Çünkü hürriyet, insanın bizatihi kendi eliyle eşyayı ve kendisini değiştirmesi demektir. Hareket olmadan bu değişimin gerçekleşmesi mümkün değildir. Topçu’ya göre, insanın ferdiyetini ortadan kaldıran her şey iradenin esareti demektir. Kibir ve gururumuz, bizi hareketsiz kılan sosyal dayanışma, bizim kendisine körü körüne itaatimizi isteyen toplum insanı esir eden kuvvetlerdir.[1]

Mahlûkatın en şereflisi kabul edilen insan, aynı zamanda mahlûkatın en sefilidir. Dışarıdan kendi varlığına musallat olan sefaletlerden başka onun bizzat kendi varlığında barınan sefaletler, hayatını istem dışı olarak tahammül edilmez bir hale getirmektedir. İnsanın, yaratılışında mevcut olan sefaletleri yenmeye çalışırken kullandığı kuvvet ve yetiler de iç içe geçmiş sefaletler silsilesidir. İnsan, kendisini esaretten kurtarıp hürriyete kavuşmak suretiyle Allah’a yaklaştıracak ahlâkî faziletler ile beraber kendisini sefilleştirecek en düşük hayvanî reziletleri aynı anda varlığında taşıyor. İnsanın sefaletlerinden kurtulup hürriyetine kavuşması ancak isyan ahlâkıyla aşk içinde erimesiyle mümkündür.[2]

Mutluluk, fayda, haz vb. şeyler insanın esaret kapıları olduğu için insan ancak bunlardan kurtulup hür olduğu ölçüde ahlâklıdır. Bu bağlamda hürriyetin habercisi olan isyan ahlâkı, iradenin sonsuza ulaşmak gayesiyle her çeşit menfaat ve tutkuya, sonlu olan iyilik ve mutluluğa başkaldıran sorumluluk idealidir.[3] Topçu’ya göre, hür olan her hareket bize göre anarşizm, ilâhî irade karşısında ise bir itaatkârlıktır. Tam bir hürriyetle hareket ederken yani isyan ederken, ne sadece insanlığımız var ne de sadece ulûhiyet; hem insanlıktan payımızı alırız hem de ulûhiyetten. Bir kere insanlıktan ayrılınca, artık insan değiliz ve ulûhiyetten ayrılınca da artık isyancı olamayız. O hâlde var olmak ve isyancı olmak istersek Allah’a bir iştirakimiz söz konusudur. Bu bakımdan hür hareket bu iştiraki gerçekleştirir.[4] Sadece isyan eden hürdür ya da gerçekten hür olan sadece isyan edendir ve ahlâkiliğin fışkırdığı mistik kaynak Allah’ın iradesi yani mutlak iradedir.[5]

Gerçek hürriyete sahip olan insan, birçok hareketi yapma iktidarından sıyrılmış ve kendini kurtarabilmiş insandır. Her şeyi yapabilen bir şâkî, her türlü suçu işlemeye kabiliyetli bir psikopat kesinlikle hür değildir. Bilâkis, pek çok hareketi yapmak kudretsizliğine irade ile sahip olan kimse tam olarak hür olabilir. Zira hür olan irade, yalnız itici kuvvetin harekete geçmesinden ibaret değildir. Onda iki kuvvet hâkimdir: Biri harekete geçme kuvveti yani itici kuvvettir. Diğeri ise yasak edici kuvvet yani frenleme kuvvetidir. Bu iki kuvvetin tam ve mükemmel bir âhenk içinde işleyişi sayesinde insan gerçek anlamda hür olabilir. Harekete geçirici kuvvet hayati hazlardan, menfaat endişesinden, sempati ve alışkanlıktan, aşktan ve şöhretten, ilim ve sanat ideallerinden, cemiyetten, tahrikten, zafer sevgisinden ve nihayet hayatî otomatizmin hareket etme ihtiyacından kaynaklanabilir. İnsan söz konusu bu itici kuvvetlerden herhangi birisiyle harekete sürüklenebilir. Şayet itici kuvvet ulvî bir ideal ve insanî bir dâva ise hareket iyi bir meyve verebilir. Kötü ise ondan ancak felaket ve sefalet doğacaktır.

Frenleyici kuvvet, itici kuvvet harekete geçtiğinde her adımda onu kontrol eder, yanılma anında frenler, doğru yolda da freni gevşetir. Bir engelin atlanacağı yerde durur, hesabını yapar, sonra kararını verir ve her adımda kararlarına kendi şahsiyetinin mührünü vurur. Dolayısıyla frenleyici kuvvetin hareketi, itici kuvvetin hareketleri gibi mukavelesiz, kontrolsüz, şuursuz ve kör bir yürüyüş değildir. Kalabalıkları bağırtırken veya bir masumu linç ettirirken hayatın kör ve şuursuz akışından istifade edenler hürriyetin düşmanlarıdırlar. Hürriyet düşmanları, insanın kendi kendisiyle baş başa kalmasından korkarlar. İnsanın kendi ruhuna sığınmasına fırsat vermeden şaşırttıkları ruhun derinliklerinde gözleri kör edici bir dumanla yangın çıkartırlar ve kendi evimizi kendi elimizle bize yaktırırlar. Hürriyetimizi gafletimize kurban ettirirler. Bu çerçeveden bakıldığında hürriyet, ferdi harekete geçirici pek çok ve çeşitli kuvvetlerin karşısına frenleyici kuvveti çıkarmak demektir.[6]

İnsan hem hür hem de esir bir varlıktır. Çünkü bir yandan belirlenmiş bir özün, diğer yandan da sadece kendi özünden gelmeyen bir varoluşun sahibidir. Onun hürriyeti varlığını izah eden, kuşatan sebep ve etkenleri bilmeye / özümsemeye muvaffak olduğu ölçüde gelişecektir. Her varlığın sahip olduğu hürriyetin devam ve kuvveti, kendi varlığının özüne (zatına) olan münasebetiyle ölçülür. Şayet Allah mutlak hür varlık ise bu sonsuz varlık olmasından yani özünün ebediyen varoluşunu ihtiva etmesinden ileri gelmektedir ve mademki Allah fikri fikirlerin fikridir, insanı sadece o hür kılabilir ve kurtuluşa götürebilir.[7]

Sonuç olarak denilebilir ki hür vatandaş yani hür birey yetiştirmek isteyenlerin nesilleri sürü haline getirmekten korkmaları ve kaçınmaları gerekmektedir. Çünkü her sürü esir bir sürüdür. Ancak fert halinde hür olunabilir. Kant’ın da ifade etmiş olduğu gibi kültür, tecrübe, duygu ve bilgi ile yüklü olan vicdan ancak mutlak varlık tarafından hareket ettirildiği zaman hür olabilir. Sefaletlerimizin idraki nispetinde hür oluruz. Nelerin esiri olduğunun farkında olan ve bilen fert, hangi kuvvetlerin esiri olduğunu idrak eden cemiyet hürriyetin eşiğinde demektir ve ona yaklaşmıştır.[8]

[1] Nurettin Topçu, İslâm ve İnsan, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2014, s. 28.

[2] Nurettin Topçu, İslâm ve İnsan, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2014, ss. 34-37.

[3] Nurettin Topçu, İsyan Ahlâkı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2015, s. 22.

[4] Nurettin Topçu, İsyan Ahlâkı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2015, s. 203.

[5] Nurettin Topçu, İsyan Ahlâkı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2015, s. 204.

[6] Nurettin Topçu, Var Olmak, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2014, ss. 74, 75.

[7]Nurettin Topçu, İsyan Ahlâkı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2015, s. 45.

[8] Nurettin Topçu, Var Olmak, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2014, s. 76.

 

 

 

 

Meryem Genel

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın