Merve Uygun, Estetik Bir Ölüm Belki

Empire State binasının bilmem kaçıncı katından atlayarak intihar eden güzel bayan Evelyn, müntehirin özelinde intiharı ululamak değil bu yazıdaki amacım. Hele senin parçalanmış limuzin üzerine, ellerinde eldiven, şık kıyafetin ve güzel yüzünle sanki uyuyormuşçasına zarafetle uzandığın o ölüm sonrası fotoğrafının harikalığından bahsetmek hiç değil. Bu fotoğraf bana “Ölüm çok yakışmış”, “ne zarif intihar” şeklinde cümleler kurduramıyor. Tabii ki, fotoğrafının etkileyiciliğini ve güzelliğini inkar edemem.

Güzel bayan sen bıraktığın notta: “Ailemin ya da dışarıdan hiç kimsenin hiçbir parçamı görmesini istemiyorum. Size ve aileme yalvarıyorum lütfen bedenimi yakarak yok edin” yazmıştın. Yok olmak, görünmemek istiyordun. Bu isteğinden dolayı sanırım kendime yakın hissediyorum seni.

 Gri günlerde, içim dışım gri olduğu zamanlarda hissettiğim yok olma isteği. Ölmek değil, yok olmak. Tüm zerrelerimle paramparça olmak, toza karışmak. Sanki o zaman, rahatlayabileceğim, huzura ereceğim gibi. Sen de bunu hissetmiş olmalısın. Varoluşun, uzayda kapladığın yer çok rahatsız etmiş olmalı seni. Bu yok olma bahsinin ardından bir anda Unamuno geliyor aklıma. Sevgili Unamuno. Ömrünün son döneminde inanç tazelemiş, Ateistlikten Hristiyanlığa  geri dönmüş. Sırf öldükten sonra yok olma fikri O’nu mahvettiği için, hiçliği istemediği için günahkar olup cehennemde yanmayı yeğlerim demiş. Yok olmaktansa, cehennem tercihi. O halde neden ben tüm zerrelerime kadar yok olmayı çılgınca, hunharca, tutkuyla istiyorum? Ya da neden sen cesedinin bile görülmemesini, toza karışmayı bu kadar çok isteyip bıraktın kendini boşluğa Evelyn?

Kazanın eşiğinden döndüğüm o an, işte o an karşıdan üzerime doğru gelen minibüse bakakalarak ölmekten nasıl da korkmuştum sahi. Mutlu anlarımda ölme isteğime şaşırmam bundan sanırım.  Bir merhale daha ilerlediğimin farkındayım yok oluşum üzerine. İlkin “kendime bir otomobil çarpsın coşkusu” vardı içimde. Yağmurda saatlerce trafiğin akışına ters yönde yürümem bundandı. Beynimde benzetimini defalarca kurardım o elim kaza sahnesinin. Sonraları yüksekler cezbetmeye başladı. Önce akan bir trafikte bir üst geçit seçtim kendime ve düştüğümü düşledim. Akşam trafiği olmalıydı, ışıklar gözümü almalı Yeşilçam filmlerindeki gibi ışıklar karışmalı, zihnimde sesler echo yapmalıydı. Her ikisinde de sonuçta ölecektim. Lakin şimdi, şu anımda ölmek değil, paramparça olmak derdim.

Birkaç gün, hafta ya da saat daha sonra griliğim geçince, hayatın ortasında en sevecen en pozitif var olacak mıyım? Yokluk, bu yokluk. Yine de var olmayacak mı bu bendeki, bu bendeki.

Ama işin garipliğine bakın ki, bunca yok olma, görünmeme isteğiyle intihar etmiş olan sen bu isteğine kavuşamadın. Cesedin, ölümünün üzerinden çokça yıl geçmiş olmasına rağmen hala gözlerimizin önünde. Ölümünün fotoğrafı, görülmesi gereken şu kadar sayıda resim arasında ilk sıralarda. Evet, evet bu durum bir haksızlık, bir saygısızlık olarak değerlendirilebilir. Tıpkı Kafka’ya yapılan gibi diyecekseniz. Kusura bakmayın ben Kafka’nın yazdıklarının yakılmasını gerçekten istediğine, bu dileğinde samimi olduğuna hiç ikna olamadım. Bir yazar kesinlikle okunmak, bilinmek ister doğrusu.

Ama n’olursa olsun sen Evelyn, Küresel medyanın değersiz kurban ilan ettiği vahşice katledilmiş, cesetleri tüm basına servis edilmiş, sosyal medyada paylaşım rekorları kırmış o bahtsız insanlardan değilsin. Geçmişte Vietnam’da, sonra Irak’ta, şimdi Suriye’de, Filistin’de öldürülen ve kanlı fotoğraflarından sergiler açılan o masum çocuklardan daha güzel değilsin. Seninki Montaigne’nin deyimiyle ‘gönüllü’, çokları içinse estetik bir ölüm.

 

 

Merve Uygun
İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın