Mehtap Altan’ın İmgenar Sokağı

2014 yılı Türk Edebiyatında öykü adına oldukça verimli geçen bir yıl oldu. Okuyucuyla buluşan bir birinden güçlü öykü kitapları, düzenlenen öykü günleri, yayın hayatına başlayan dergiler bu verimliliğin canlı örnekleri oldular. 2015 yılı da öykü adına verimli bir yıl olacağa benziyor. Yılın ilk aylarında öykü kitapları raflardaki yerlerini almaya başladılar.

İmgenâr Sokağı, özgün ve kuvvetli şiirleriyle, birbirinden nitelikli ve keyifli soruşturmalarıyla tanıdığımız Mehtap Altan’ın ilk öykü kitabı.

Mehtap Altan 1973 yılında Kayseri’de doğdu. Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler bölümünden mezun oldu. Halen İzmir’de yaşayan Altan’ın Şiir, Deneme, Öykü, Kitap tanıtım yazıları ve Edebi Söyleşileri; Dil ve Edebiyat, Yedi İklim Temrin,Acemi, Divanyolu, Berceste, Berfin Bahar, Hayal Bilgisi, Şehir ve Kültür,Sincan İstasyonu ve Ihlamur dergilerinde yayımlandı. Halen izdiham.com’da soruşturmalar yapıyor.

Ayrıca İmgenâr Sokağı’nın 17. Öyküsü olan” Kuyudan Kumbara “ yazara,2014 yılında, Yağmur dergisinin açtığı : Ulusal 6. Hikâye yarışmasında üçüncülük kazandırdı.

Çok yönlü ve çalışkan bir yazar olan Altan 1995 yılında “Beyaz Ağıt” , 2014 yılında ise “Çivi” isimli iki şiir kitabı yayımladı. Şiir kitaplarından sora gelen bir öykü kitabı (İmgenâr sokağı 2015) düşündürücü bir adım olsa da kitabı elinize aldığınızda yazarın bu adım için geç bile kaldığını görüyorsunuz.

Toplam 17 öyküden oluşan İmgenâr sokağı, kitap isminin yanında “Çikolata Hüzünlü Öyküler” alt başlığı ile yayımlandı. Bu alt başlık kitabın içeriği hakkında ipucu sunsa da kitap hüzünden çok daha fazlasını barındırıyor.İmgenâr sokağı özeline geçmeden önce değineceğim önemli bir ayrıntı var. Yazar Altan Bu kitapla birlikte Türkçeye yeni bir kelime Armağan Etti: “İmgenâr” Dili zenginleştirmek ve dile yenilikçi bir söylem katmak için, sancısına katlanarak bir kelime doğurmak, yazar yahut şair olmaktan çok daha önemlidir.

İmgenâr Sokağı’nın öyküleri çoğunlukla taşra hayatından izler taşıyor. Öykü kahramanlarının dilinden belki de kendi hüznünü kırgınlığını anlatan Altan, diğer yandan taşra insanının yaşamına dair önemli sosyolojik tespitlerde bulunuyor. Altan yaşam içerisinde yakaladığı ayrıntılarla büyütüyor öyküsünü .Her anın, her resmin öyküsü yazılabilir. Önemli olan bu anın ya da resmin insanı yakalayacak bir duyguyu taşıyor olmasıdır. Altan şair yanının getirisiyle ve zengin imge yükü ile bu anı ve resmi büyülü bir dille anlatıyor. Onu bir Derviş Dede’yi ziyarete giderken gözlerine ilişen bir mezar ustasının tabelasında yazanları sorgularken bulabiliyoruz: “ sevdiklerinizin kabri özel olsun.” ya da bir yetimhaneye düşen mektubun taşıdığı gözyaşlarını çizerken.

Bir yazın türü için keskin ve değişmez bir biçimde belirleyebileceğimiz iyilik ya da kötülük kuralları yoktur. Fakat belli başlı aşamalardan geçmemiş bir metne de iyi dememiz mümkün değildir. Bu aşamalardan ilki bana göre Dil ve Anlatımdır. Dil ve anlatım yönünden zayıf kalmış bir öykü’nün kurtarır bir başka yönü olması mümkün değildir. Altan’ın öykülerinde göze çarpan ilk önemli özellik dil ve anlatım sınavının –yer yer sorunlar olsa da- başarı ile verilmiş olmasıdır. Bir diğer aşama ise “ amaç ve aktarım” aşamasıdır. Bu aktarım duygu, durum ya da bilgi olabilir. Bir aktarımı, amacı olmayan yani “neden yazıldığına” cevap veremeyen bir metin başarısız bir metindir. Altan’ın bu aşamanın da üstesinden geldiğini görebiliyoruz. Her öyküsünde okuyucuyu bir başka yerden yakalayan Altan okuyucuyu sorgulama yoluna taşıyarak aktarımını başarı ile gerçekleştiriyor.

İmgenâr Sokağı’na dair ,Mehtap Altan gibi bir yazar için ilk kitap acemiliği olarak göremeyeceğimiz tek eksiklik: Yazarın okuyucuyu yormak ve tespitlerini güçlendirmek adına büyücü gerçekçilik öğeleri ile bezenmiş öyküleri içinde arka arkaya sorular sormasıdır. Bu sorular metinlerin ritmini bozduğu gibi öykü dilinin “deneme” diline doğru kaymasına da sebep oluyor. Fakat kitap bütünündeki dil ve anlatım başarısı bu eksikliği telafi etmeye yetiyor.

Kurmacadaki başarısı, yapaycılıktan uzak şiirsel dili ve büyücü gerçekçilik öğeleri ile donanmış özgün öyküleriyle İmgenâr Sokağı güçlü bir ilk kitap. Şimdiden biliyorum Mehtap Altan bizi, çok daha güçlü öykülerinin sınırlarına taşıyacak.

Kitaptan:

Kendini özleyen insan ya çocukluğuna ya da rüyalarına kaçarmış.

“Aynısı”

“nedir evlat aynısı olan?”

“yıllar önce kumbara niyetine yaptığım ama kilidi olmadığı için öğretmenim tarafından kabul görmeyen kuyunun aynısı.”

“peki, neresiydi aynısı olarak görmene neden olan şey?”

“gecenin içindeki duruşu”

“bütün kuyular aynıdır. Ama hiçbir kuyunun kumbara olarak tasarlandığını duymadım. Eminim, vardı bir bildiğin onu tasarlarken.”

Zenginlerin ayrıntıların katili olduğunu söylerim hep! Zira onların ayrıntılara ayıracak zamanları asla olmaz.

İnsanlar kabuk bağlayan yaralarına arkadaş aramazlar mıydı hep?

İmgenâr Sokağı, Profil yayınları, Ocak 2015, 102 sayfa

 

Yunus Meşe değerlendirdi.
İZDİHAM

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: