Mehmet Niyazi, Doğu Batı Divanı

http://www.izdiham.com/uploads/yyazi/large/

Muasır medeniyetten çok söz ediyor, onun üstüne çıkmak bize hedef olarak gösterilmiştir, diyoruz. Ne gariptir ki söz konusu medeniyeti gün ışığına çıkaran ilim ve kültür insanlarının eserleri henüz dilimize çevrilmemiştir. El yordamı, gördüklerimizle oralardan bir şeyler aktarmaya çalışıyoruz; oysa bilim, sanat, kültür konularında görünenden ziyade görünmeyen önemlidir; zira gördüklerimizin kökleri görünmeyenlerdedir.

Bir kitabı tercüme etmek, yazmak kadar zordur. Önce o kitabı çok iyi anlamak şarttır; bunun için kaleme alanın yetiştiği ortamı tanımakla işe başlamak icab eder. Yazar tanındıktan sonra eseri ele alınmalıdır. Eserin ruhuna vâkıf olduktan sonra, sıra o ruhu ortaya çıkaran cümlelere gelir. ‘Nietzsche’, ‘Schopenhauer’, ‘Mevlânâ ve Goethe’, ‘Aşk ve Akıl’ gibi telif eserlerinden başka Schimmel’den tercümelerinden tanıdığımız sayın Senail Özkan uzun yıllardan beri üzerinde çalıştığı ‘Doğu-Batı Divanı’na son noktayı koyabildi. Ötüken Yayınevi tarafından okuyucuya sunulan bu hacimli eserin ilk 170 sayfasında Özkan, Goethe’nin kim olduğunu, ‘Doğu-Batı Divanı’nın nasıl bir ortamda doğduğunu anlatmaktadır. Bu bölüm adeta ‘Doğu-Batı Divanı’nı açan bir anahtardır.

Goethe, Batı’nın en önemli ışık kaynaklarından biridir. Son yüzyıllarda insanlığın düşüncesini derinden etkileyen Almanlar, uzun yüzyıllar darmadağınıktılar. Duygu ve idrak olarak Goethe onları derleyip toparladı; Bismarck onun oluşturduğu zemin üzerinde siyasi birliği kurabildi. Böyle bir dahinin eserlerinden dilimize kazandırdıklarımız maalesef bir elin parmaklarını geçmemektedir. Onların da pek çoğu anlaşılmadan yapılan tercümelerdir. Bu tip kitapları eline alan bir genç; “Goethe bu mu! Bunu ben de yazarım.” diyebilir. Fakat Goethe’nin metniyle karşı karşıya gelince, nasıl bir idrakin huzurunda olduğunu kavrar. Bu paha biçilmez hazine hakkında Senail Özkan şöyle demektedir: “…

Goethe, Doğu-Batı Divanı’nı başta Hafız olmak üzere sadece İran edebiyatının etkisinde kalarak kaleme almamış; bilakis aynı zamanda büyük ölçüde Türk edebiyatının sultan şairlerinin, düşünürlerinin, devlet adamlarının ve sanatkârlarının da bariz etkileriyle yazmıştır. Doğu-Batı Divanı, Goethe tarafından Arap, Fars ve Türk edebiyatına yazılmış, eşsiz bir naziredir.”

Goethe de Mevlânâ da milletlerinin muhataralı zamanlarında yaşamışlar. Goethe Mevlânâ’yı çok iyi tanımış, belki de kendisine model almıştır. Nasıl Mevlânâ’nın bir ayağı İslam’da diğeriyle dünyayı dolaşıyorsa, Goethe’nin de bir ayağı Alman kültüründe diğer ayağıyla bütün dünyayı dolaşmaktadır.

Goethe, Diez’den Dede Korkut hikâyelerini öğrenmiştir. Diez, Dede Korkut’taki Tepegöz’ün Homeros’un Odysseus’undaki Polyphen efsanesinin ilk formu olduğunu iddia etmektedir. Diez bu keşfini Goethe’ye de kabul ettirmek istemişti. Böylece ispatı bütün dünyada yaygınlaşmış olacaktı. Diez’in mektubundan öğrendiği bu bilgiyi Goethe heyecanla karşıladı. ‘Goethe ve Diez’ kitabının yazarı Momsen’in bu konudaki kanaatini yine Senail Özkan’dan öğreniyoruz: “Meseleyi dostlarıyla görüşmüş ve tartışmıştır. Bununla beraber görüşmelerde Diez’in iddiasını destekleyen yeteri kadar delil olmadığı kanaati hasıl olmuş görünüyor.” Özkan bu hükme varıyor, ama kapıyı tamamen kapatmıyor.

“Velhasıl Diez, Homeros’un Asya seyahatlerinde bu efsaneyi dinlediği ve ancak dinlediği kadarıyla kendi eserine aldığı kanaatini taşıyordu. Diez’in bu iddialarının ne kadar haklı olduğunu zaman gösterecektir.” Bana öyle geliyor ki Goethe her şeyden önce Avrupalı olmakla öğünüyordu. Onun mabedi olan Avrupa’nın temel esaslarından birisi de eski Yunan felsefesidir. Bu dünyanın esaslı figürlerinden birinin kopyalama olduğu anlaşılırsa, diğerlerinin başına kim bilir neler gelir diye endişelendiğinden sükûtu tercih etmiş olabilir.

Goethe, edebiyatımızdan sadece Dede Korkut hikâyelerini tanımamış, kültür dünyamızı didik didik etmiştir. Zaten dünyadaki bütün kültür ve sanat hareketlerini yakından tanımayanın, zirvelerin güzelliklerini hazmetmeyenin ‘Doğu-Batı Divanı’nı yazmasına imkân olabilir mi!

Mehmed Niyazi, Kitap Eki

 

 

İzdiham

 

 

 

 

 

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: