Mahmut Özkızıl, Ebced

Sana dair bir ayrıntıdır kalbim. Bu cümle benim telefon numaram. Şöyle ki:

Bir şey düşünürken aynı anda beynimden alt yazı olarak başka düşünceler de geçiyor. Bu tam olarak böyle mi ifade edilmeli, bilmiyorum. Durumu en iyi açıklayacak benzetmenin bu olacağını düşündüm. Çünkü her evde, her beyinde, her gözde televizyon var. İşte beynim de o televizyonlar gibi. Komik bir film izlerken altta facia haberleri geçer ya bazen. Kafamın içi de böyle. Her zaman zıt şeyler tabi. Çoğunlukla alakasız düşünceler, cümleler… Mesela güncel bir olayı düşünürken o anda aklımdan ‘Maradona o gölü elle attı’ ‘Papa Müslüman olur ve bunu dünyaya duyurursa ne gibi sonuçları olur’ gibi cümleler de geçiyor.

Kafamdaki bu karmaşayı henüz küçük bir çocukken fark ettim. Yıllarca bunun üstesinden gelmeye ve bir ‘an’da tek bir düşünceye odaklanmaya çalıştım ama başaramadım. Ta ki bir gün Nurculukla ilgili bir televizyon programında EBCED kelimesini işitinceye kadar.

Ebced çok uzun ve çetrefilli bir konu. Özü ise şu: Arap alfabesindeki her harfin bir sayı değeri var. Programdan bu kadarını öğrenmem bana yetti. Bu sayede nisbeten beynimi disiplip altına almayı başardım. Önceleri aklımdaki düşünce şeritlerine numara verdim. Zamanla kendimi geliştirdim, düşünceleri temsil eden kelimelere ve en sonunda da harflere numara vererek sayılar-rakamlar sayesinde daha düzenli düşünmenin yollarını bulmaya çalıştım. Yıllar içinde bu bende bir saplantıya dönüştü. Öyle bir dereceye geldi ki bir şiir veya hikaye okuduğumda manadan çok kelimelerin sayısal değerini düşünüyordum. Bir hastalıktan kurtulmaya çalışırken daha beterine yakalanmıştım. Bunun çaresini bulmalıydım. Nitekim buldum da.

On üç yıl sekiz ay yirmi altı gün önce Ebced hesabını Latin Alfabesi’ne uyarladım. Bulduğum sistemde her harfin bir sayı değeri vardı, bu rastgele bir düzenleme olmadığı gibi; basit, hemen çözülebilecek bir şifre de değildi. Bir formülü vardı o formülü bilenler (benim dışımda bilen yoktu) kolaylıkla bir sayı dizinini bir cümleye dönüştürebilir ya da sayısal bir veriyi hiç kimsenin hiçbir şekilde anlayamayacağı, çözemeyeceği, tahmin edemeyeceği bir biçimde kelimelerle ifade edebilirdi (Şimdilik ancak bu kadarını söyleyebilirim).

Sistem teoride tamamdı: Her harfin bir sayı değeri vardı, alfabe sistemetik bir biçimde değerlenmişti ve bu değerlerin bir formülü vardı. Bu formül sayesinde bu iletişim evrenine giren (yine şimdilik sadece ben) orayı avucunun içi gibi bilir bilmeyenlerin ise tahmin bile edemeyeceği zorluktaydı. Coşku ve heyecandan ölmek üzereydim öyle ki bir cümle dahi kuramıyordum. Bir gecede alfabemi değiştirmiş ve kendimi cahil bırakmıştım. Üç kahve ve dört sigaradan sonra heyecanım biraz dinince ilk cümlemi kurdum:

1918 672935: Cennet sadedir.

Büyüleyiciydi, muhteşemdi, harfler ve sayıların da ötesinde bir evrendi. Rakamlar ve o iki kelime çivi gibi ama alalade değil; parıl parıl parlayan elmastan bir çivi gibi beynime çakılmıştı. Gözlerime inanamıyordum. Tekrar tekrar okudum, defalarca sağlamasını aldım, netti, ne eksiği ne fazlası vardı. Sistem benim bile etmediğim kadar kusursuzdu. 1918 672935 ‘’Cennet sadedir’’ demekti. Aynı cümleyi defalarca bazen sayı bazen harfle yazdım okudum yazdım okudum. Yoruldum. Beynim durmak üzereydi. Dinlenmem lazımdı, uyumalıydım ama uyuyamıyordum. Uyumaya çalıştıkça kendimi bazen sekiz bazen üç bazen c bazen t harfi gibi görüyordum. Böyle olmaz diyerek kalktım sabaha kadar sayfalarca yazı yazdım. Önce sayılarla yazdım, sonra onları harflere çevirdim, sonra tekrar sayı harfsayıharfsayıharf. Delireceğimi düşünmeye başladım. Belki de delirmiştim de bunun farkında değildim. Zaten farkında olsam deli olmazdım ki. Ertesi gün ikindiye doğru koynumda harita metod defteriyle uyandığımda yazmaktan, okumaktan ve cümlelerin, kelimelerin sağlamasını almaktan bitkin düşüp uyuyakaldığımı anladım. Bu uyuduğum en derin, en kesiksiz ve rüyasız uykuydu.

Şimdi girişteki cümleyi tekrar yazmama gerek yok sanırım. Benim telefon numaram: Sana dair bir ayrıntıdır kalbim. 0506 416 ……’yı kelimelere çevirmek için tam altı dakika kırk sekiz saniye uğraştım.

Devamı gelecek…

(Bir sonraki yazıda bu sayısal alfabeyi şiire nasıl uyguladığımı Beyhude Zamanlar kitabımdan örneklerle açıklayacağım)

 

 

Mahmut Özkızıl (82456987)
İZDİHAM

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: