Mahmut Dilmaç, Beş Güzel Adam

 

“Bu insanlar dev mıdır?
Giysi görmemiş gövde mıdır?”
Bir duruşları var onların
El ele tutuşup zulmün kepeğini kaldırdıklarında
Bu adamlar can mıdır?
Çatan giymemiş insan mıdır?
Dünyadan büyük yaraları var
Sırt sırta verip cellatlarına kaçtıklarında

I.
Beş güzel adamdan
Biri bir gün bir yara dayandı
Soyuldu sırtı devrilen taze ağaç gibi
Bıraksa yaranı koynunda
Bir cız eder içi gözlerinden süzülür hüzün
Keser yaranın ağzını dibinde
Kanar yüreği serçe kanatlarında
Sana güzel haberlerim var kardeşim
Yarana bir dağda
Bir çiçek açmış
Ağzı gülümsedi yaranın
Düşleri berraklık aldı kandan
Dağa kaçar
Şehirden uzaklaşır
Anlamaz içinin bir tazı sıçramasıyla avlanacağını
Ve elbet vardır bir kısmeti dağda açan kır çiçeklerinin
Size güzel haberlerim var kır çiçekleri
Çiçekler söküldü köklerinden
Toprak gülümsedi
Döndü baktı çiçek yaranın iliklerine
Kapanan yaranın yüzü gülümsedi
Güzel haberlerim var size
Adamlardan biri bir gün
Gelinlik gördü giymiş kuğunun ince boynunda
İniş çıkış yürüyüşle sallanırken daldı ummana
Şehri terk eder
Alır yanına siyah bir kuğunun örtüsünü
Yara kapanır kır çiçeklerin kapalı gözlerinden
Yaranı sarar kucağına Allah der yarana

II.
Beş güzel adamdan
Biri bir gün bir aşk gördü
İnsanlardan kaçar
Kabuğuna sığınır dünyadan kesilir
Sarsa aşkını koynuna
Roma yıkılır gözlerinin önünde
İstanbul fetih edilir, Kudüs harabe döner
Dünya devrilir gözlerini ayırmaz aşkından
Bulur kendini bir dervişin söz eteklerinde
Sana güzel haberlerim var kardeşim dervişten
“Aşk; yaşamdır, derttir, nimettir ve aşk yükseliştir.” der
Adamlardan biri
Aşka sığınır
Şiir yazar
Aşıktır kendinden yirmi yaş büyük bir kadının göğüs perdesine
Kadın kaçar yer yarılır adamın kafesinde
Kadın düşer adamın içine
Aşık olur çocuk adamın kocaman kalbine
Adam efkarlandı
Bir ışık gördü tanrıların ellerini saklayışında
Tanrıları öldürür, iblisi kovalar
Alır ışığı aşkının kır coğrafyasına
Işık parlar yükselir kaybolur, adam içinde kadın
Size güzel haberlerim var kardeşim
Derviş
“Aşka inananın kalbi Allah’ındır, sevenin kalbinde Allah vardır.” der
Adam içinde kadın adam kaybolmuştur

III.
Beş güzel adamdan
Biri bir gün savaş gördü
Gereğini belledi
Alır zırhını, cevşenini ve devirir devleri
Hiroşima’ ya kaçar
Hiroşima’da gövdeler kargaların gagasında sallanır
Şehri terk eder
Dağa sığınır
Vahşi yaratıkları istilaya uğratır
Dağdan kaçar
Anlamaz bir çocuğun göbek bağının anne karnında kesildiğini
Adamlardan biri bir gün
Bir zalim gördü Hewler’de
Yaşlılar binek, anneler taciz, çocuklar telef edilmişti
Sonra bir katliam
Katliam ki on asrın celladını ağlattırdı
Cellatlar çocukların anneleri gibi ağlardı
Anneler nerde
Ağlayan anneler neden ağlamıyordu
Çocuklar dedelerinden daha büyük ve vahşiydi
Adamlardan biri bir gün
Suriye’ye indi
Öyle bir iniş ki yerin katmanları dağıldı
Halep, kafatasların vücuttan, beynin kafatasından koptuğu o yer
Adam durdu ve çöktü dizlerinin dibine
Hama ‘da anneler dumanda çocuklarını arardı
çocuklar annelerini
Ve bütün cesetlerin kimliği aynıydı silah namlularında
Susamış cellatlar Hama’ da kan emerdi
Tanklar bebeklerin üstünde, anne karınlarında geçerdi
Adamlardan biri bir gün
Döndü doğuşunun yerle birleştiği yere
Vakit gece yarısının geçmemiştir
On beş temmuz belki de
Bir dirilişin başkaldıranıdır artık o
Bir alaturka saatinde
Drink Coca-Cola ziro
Adam kendinden kaçar, şehri devirir
Bir anti dünya kurar
Ve bilmez insanın kaç asrın evladı olduğunu
Zamanın insandan daha eksi olduğunu

IV.
Beş güzel adamdan
Biri bir gün bir vadi gördü
Dalar zap suyunun derinliği
Kalbi soğutur su
Su kurur vadi kapanır ova olur
Adam yüzünün atlasında bir kaktüse can verir
Artık yara almıştır bir kaktüsün iğne ucunda
Adamlardan biri bir gün
Bir ceylan gördü kırık gözleri
Ceylan kaçar vahşi sırtlan kapanından
Ömrü sırtlanın kerpeten çenesindedir
Sırtlan yok olur
Ceylan nerde
Adam çölden kaçar
Çakıl taşlı bir dağa tırmanır
Kaya diplerinde serinlenir
Bir kekik bir düzine yavrusuyla
Ve bir avcı çıkar, karşısında kekik
Keklik çırpınır yavrusu ellerinde öldürülen anne gibi
Yavrular dağılır
Avcı acımaz namlusunda yavruları için çırpınan kekiğin
Dağdan kaçar
Şehre sığınır
Anlamaz kâinatın sallanan taşının insanın çektiğini
Adamlardan biri bir gün
Kendini gördü parçalanmış yüzünde
Korktu
Ve yakardı âlem sallanır çatısında
Korkaklar devleşir
Devler korkar
Kulak zarlarını patlatan sesten
Ve artık bir umut direği kalmamıştır
Kalbi kaçarken yetişemeyen adama
Adam diz çöktüğü dünyadan kalkar
Mars’a kaçar
Bir ışık görür ayın son dördünde
Anlamaz ayın bir kızın kalbine gizlendiğini

V.
Beş güzel adamdan
Biri bir gün bir bela gördü
Gereğini belledi
Beladan kaçar aşka sığınır
Bir yaranın saydamlığında bulur kendini
Anlamaz aşk ve hırsın bir olduğunu
Aşkın aynı yerden kendi kendini
Hırsın düştüğü yeri yaktığını
Adamlardan biri bir gün
Bir mahkûm gördü
Bütün gardiyanlar mahkûm odalarının kapılarında kilitli
Yargısız infaz edilecek o melül adam
Ve bilmez
Suçüstü yakalananların aşka düştüğünü
Mahkûm odalarının soğuk betonları aşka sığınır
Sevgiyle ısınırdı parmaklıklar arasında
Ve artık bir umutları kalmamıştır
Kapının cızırtısını bekleyen mahkûmların
Adamlardan biri bir gün
Bir şey gördü
O şey ki
Ne şey
Ne de başka bir şey
Adamlardan biri bir gün
Bir zehir içti
Keser bacaklarını giysi görmemiş gövdesinden
Balçıkta emekler ellerinin üstünden
Güneşe doğru
Güneş kaçar
Adam kovalar balçıkla boğuşurken
Anlamaz beş güzel adamın kaderinin Levh-i Mahfuz’da gizlendiğini

 

 

 

 

Mahmut Dilmaç

İZDİHAM

 

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın