Lenin

Sevgili yoldaşlar!

İsteğinize karşılık olarak, gazete i­çin üç makale gönderiyor ve genelde işbirliğimiz ve özelde de aramızdaki ilişkiler hakkında birkaç kelime söyle­menin elzem olduğuna inanıyorum.

Daha önceki temasınızdan bir yayınevi kurmak ve bir seri Sosyal-Demokratik broşürü edit yapmamı istediğinizi anladım.

Görüyorum ki şimdi durum değişti, bir gazetenin yayınına başlamak üzere olan yazı kurulunuzu oluşturmuşsunuz ve beni de işbirliğine davet ediyorsunuz.

Söylemeye gerek yok ki, bu öneriyi içtenlikle kabul ediyorum, fakat, bunu yaparken, başarılı işbirliğinin sadece aşağıdaki şartlarla olası olduğunu düşündüğümü de belirtmeliyim; 1) elyazma­ları ile ilgili kurallar hakkında (ka­bul edildiği, reddedildiği, değiştiril­diği) ve bütün yayınlar üzerindeki ka­rarlardan bilgilendirilecek şekilde edi­törler ve işbirliği yapan yazar arasında düzenli ilişkiler…

2) makalelerim özel bir takma isimle imzalanmalı (eğer size gönderdiğim kaybolmuşsa siz başka bir tane seçiniz); 3) teorik sorunları, şu andaki pratik görevleri, gazetenin (veya broşürler serisinin) istenen karakterini ilgilendiren temel konulardaki görüşler uzerinde, editörler ve işbirliği yapan yazar arasında anlaşma.
Editörlerin bu koşulları kabule deceğini ümit ederim ve aramızda mümkün olabilecek anlaşmayı en kısa zamanda hayata geçirmek için, üçüncü şarttan ortaya çıkan sorunlar üzerinde kısaca duracağım.
“Eski akımı güçlü” bulduğunuz ve Bernsteinizme ve onun Rus yandaşlarına karşı özel bir polemiğin gerekmediğini düşündüğünüz konusunda bilgi sahibi oldum. Bu görüşün çok iyimser olduğunu düşünuyorum. Bernstein’ın, Rusya Sosyal-­Demokratlarının çoğunluğunun kendisi ile aynı fikirde olduğu doğrultusundaki a­çıklaması [81]; “eski akımın” kurucusu, temsilcisi, ve en sadık savunucusu olan Emeğin Kurtuluşu Grubu [82] ile yurtdışındaki “genç” Rusya Sosyal-Demok­ratları arasındaki ayrılık; Rabochaya Mysl’ın birkaç yeni söz söyleme yönünde­ki boş çabası; “yaygın” siyasi görevlere karşı isyan etmek, küçük sorunları ve amatörce çalışmayı put derekesine yük­seltmek, “devrimci teorileri” kaba bir şekilde alayla cilalamak (No.7, “Ge­çerken”); son olarak, legal Marksist yazınındaki mutlak düzensizlik ve Bernsteincılığı kullanmak için onların temsilcilerinin çoğunun çılgınca çaba­ları, (a la mode -moda olmuş) “eleştiri” –bütün bunlar, bence, “eski akımın” yeniden kurulmasının ve enerjik bir şekilde savunulmasının gerçek bir ivedi sorun olduğunu göstermeye hizmet etmektedir.

Makalelerden, gazetenin görevleri ve yayın planı üzerine olan görüşlerimi göreceksiniz, ve bu sorun üzerindeki dayanışmamızın derecesini öğrenmekten çok memnun olacağım (ne yazık ki bu makaleler biraz acele ile yazıldı: hangi tarihe kadar gönderilmeleri gerektiğini bilmek benim için çok önemlidir).

Rabochaya Mysl’a karşı dolaysız bir polemiği başlatmanın gerekli olduğunu düşunuyorum, fakat bu amaç için No. 1-2, 6 ve 7’den sonrakilerin; ayrıca Proletarskaya Borba’nın [83] elimde olması gerekir. Ayrıca, en son olarak ismini verdiğim broşüre, gazetede gözden geçirmek için ihtiyacım vardır.

Makalelerin uzunluğu açısından kendime bir sınır çizmemem gerektiğini yazıyorsunuz. Bir gazete olduğu müddetçe, gazete makalelerine öncelik vermeyi ve hatta, ilerki bir tarihte makaleleri broşüre çevirme hakkımı saklı tutarak, broşür konuları olarak ele almayı düşünüyorum.Yakın gelecekte üzerinde durmayı önerdiğim konular şunlardır:

1) Program Taslağı (hemen göndereceğim) [84]; 2) RSDİP’nin gelecek kongresinde tartışılacak taktik ve örgütlenme sorun­ları [85]; 3) İşçiler ve sosyalistler için özgürken, hapisteki ve sürgündeki temas kuralları üzerine bir broşür -Polonyalıların broşürünü model alarak “temas kuralları üzerine”­ eğer mümkünse, benim için temin ederseniz memnun olurum-; 4) Grevler (I.­ Anlamı, II. Grevler üzerine yasalar; III. Son yılların bazı grevlerinin gözden geçirilmesi); 5) Kadın ve İşçi Sınıfı davası­.

Yazı Kurulunun elindeki malzemenin neler olduğunu yaklaşık olarak bilmek istiyorum, ki aynı konular üzerinde tekrar durmaktan kaçınabileyim ve çoktan “tüketilmiş” konular üzerinde durma­yayım.
Yazı Kurulundan aynı kanallarla bir cevap bekleyeceğim (Bu yolun dışında grubunuzla herhangi bir haberleşme aracım olmadı ve yoktur da).

F .P. [86]
_____________________

PROGRAMIMIZ

Uluslararası Sosyal-Demokrasi şu an bir ideolojik yalpalama içindedir. Şimdiye dek, Marx ve Engels’in öğrettikleri devrimci teorinin sarsılmaz temelleri olarak görülüyorlardı, ama şimdi her yerden bu öğretilerin yetersiz ve za­manı geçmiş olduğunu ilan eden sesler yükselmektedir. Kendisinin bir Sosyal­-Demokrat olduğunu ilan eden ve Sosyal­-Demokratik bir organ yayınlamaya niyet­lenen herkesin, Alman Sosyal-Demokratlarının kafasını meşgul eden ve yalnızca onları meşgul etmekle kalmayan bir sorun karşısındaki tutumunu kesinlikle belir­lemesi gerekmektedir.

Biz tutumumuzu bütünüyle Marksist teoriden yana belirliyoruz: Sosyalizmi bir ütopyadan bir bilime dönüştüren, bu bilim için sağlam bir temel atan, bunu daha da geliştirmek ve her yönüyle mü­kemmelleştirmek için izlenecek yolu ilk gösteren Marksizm oldu. Emekçinin kiralanmasının, işgücünün satın alınmasının, milyonlarca mülksüz insanın bir avuç kapitalist, toprağın, fabrikaların, madenlerin vb. sahipleri tarafından köleleştirilmesini nasıl gizlediğini açıklayarak modern kapitalist gelişmenin, geniş-ölçekli üretimin küçük üretimi ortadan kaldırması ve sosyalist bir toplum sistemini mümkün ve gerekli kılan koşulları yaratması eğilimi gös­terdiğini ortaya koydu. Marksizm, bize kökleşmiş adetler, siyasal entrikalar, bulanık yasalar ve karmakarışık öğreti­lerin siyah örtüsü altından sınıf mücad­elesini bütun çeşitlikleri içerisindeki mülk sahibi sınıflar ile, mülksüzler kitlesi ve bütün mülksüzlerin başındaki proletarya arasındaki mücadeleyi çekip çıkarmayı öğretti.

Marksizm, bir devrimci sosyalist par­tinin görevinin, kapitalistlere ve on­ların çanak yalayıcılarına, işçilere düşen payı artırmak için yalvarmak ve komplolar düzenlemek değil, fakat prole­taryanın, nihai amacı siyasi iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi ve sosyalist bir toplumun kurulması olan, sınıf mücadelesini örgütlemek ve bu mücadeleye önderlik etmek olduğunu aydınlığa çıkardı, kavuşturdu.

Ve işte şimdi biz soruyoruz: içinde bulunduğumuz günlerde pek çok gürültü
Çıkartan ve Alman sosyalisti Bernstein`ın çevresinde toplanmış bulunan çığırtkan “yenilikçiler” tarafından bu teoriye yeni bir şey katılmış mıdır? Kesinlikle hayır. Onlar, Marx ve Engels’in bize geliştirmemizi emrettik­leri bilimi bir adım olsun ileriye götürmüş değillerdir; onlar, proletaryaya hiçbir yeni mücadele yöntemi öğretmemişlerdir; onlar, geri teorilerden parçalar ödünç alarak ve proletaryaya müca­dele teorisini değil teslimiyet -proletaryanın en amansız düşmanlarına, sosya­listleri yemlemek için yeni araçlar aramaktan hiç bir zaman usanmayan hükümetlere ve burjuva partilerine teslimi­yet­ teorisini vaaz ederek yalnızca ri­cat etmişlerdir. Rusya Sosyal-Demokrasisinin kurucularından ve önderlerinden biri olan Plehanov, Bernstein`ın en son “eleştirisi”ni [87] amansızca eleştirmekte bütünüyle haklıydı; Bernstein’in görüşleri şimdi, Alman işçileri tarafından da (Hannover Kongre­sinde) [88] reddedilmektedir.

Bu söz1erin bir suçlama seliyle karşılaşacağını sanıyoruz; sosyalist partiyi, “dogma”dan saptıkları için, her bağımsız görüş için, “batıniler”i kesen bir “müminler tekkesi”ne çevirmek istediğimiz çığlıkları yükselecektir. Bu çok moda ve keskin lafların hepsini biliyo­ruz. Ne var ki, bunların içinde zerre kadar hakikat ya da anlam bulunmamaktadır. Butün sosyalistleri birleştiren, onların, bütün inançlarını kendisinden aldıkları, ve mücadele yöntemleri ile eylem araçlarında kendisini uyguladıkları devrimci bir sosyalist teori olmaksızın güçlü bir sosyalist parti olamaz. Bütün bilginizle doğru olarak gördüğünüz böylesi bir teoriyi temelsiz saldırılara ve kokuşturma girişimlerine karşı savunmak bütün eleştiriye karşı olduğumuz anlamına gelmez.

Biz Marx’ın teorisini tamamlanmış ve ihlal edilmez bir şey olarak görmüyoruz; tersine, biz onu yalnızca, eğer hayata ayak uydurmak istiyorlarsa, sosyalistlerin her yönde geliştirmeleri gereken, bilimin temel taşını atmış olduğu inancındayız. Biz, Marx’ın teorisinin bağımsızca işlenmesi­ni Rusya sosyalistleri için özellikle esas olduğu düşüncesindeyiz; çünkü, bu teori, özgül olarak İngiltere’de Fransa’dan farklı, Fransa’da Almanya’dan farklı ve Almanya’da Rusya’dan farklı uygulanan genel kılavuz ilkelerden başka bir şey sağlamamaktadır. Bunun için biz, gazetemizde teorik sorunlar üzerine makalelere hoşnutlukla yer ayıracağız ve bütün yoldaşları da ihtilaflı noktaları açıkça tartışmaya çağırıyoruz.

Rusya’da, sanki, Çar ve Çarlık hükümeti bütun sınıflardan bağımsızmış ve hepsine eşit muamele edermiş gibi görünür. Ama gerçekte ise,bütun memurlar özellikle mülk sahibi sınflardan seçilmektedir ve hepsi de bakanları kendi çaldıkları havada oynatan ve ne isterse elde eden büyük kapitalistlerin etkisi altında­dırlar. Rusya işçi sınıfı iki katlı bir boyunduruk altındadır; hem kapitalistler ve toprak sahipleri tarafından soyulup yağmalanır, hem de, onlara karşı savaş­masını engellemek için polis elini kolu­nu bağlar, ağzına tıkaç sokar ve halkın haklarını savunmak için yapılan her girişim kıyıma uğratılır. Bir kapita­liste karşı yapılan her grev askerin ve polisin işçilerin üzerine salınmasına yol açar. Her ekonomik mücadele zorunlu olarak bir siyasal mücadele haline gelir ve Sosyal-Demokrasinin de bunların iki­sini biribirine, çözülemez bir biçimde, proletayanın tek bir sınıf mücadelesi olarak birleştirmesi gerekir. Böylesi bir mücadelenin ilk ve en başta gelen hedefi siyasal hakların ele geçirilmesi, siyasal özgürlüğün ele geçirilmesi olmalıdır. Eğer St. Petersburg işçileri tek başlarına, sosyalistlerden azıcık yardım görerek, süratle hükümetten bir taviz koparmayı iş gününün kısaltılması yasasının benimsenmesi [89]­ başarmış­larsa, o zaman, tek bir Rusya Sosyal-Demokratik Partisi tarafından önderlik edilen Rusya işçi sınıfı bir bütün olarak, ısrarlı bir mücadele içinde, bunun­la karşılaştırılamayacak kadar önemli tavizleri elde edebilecektir.

Rusya işçi sınıfı, başka hiç bir sınıf yardımına koşmasa bile kendi eko­nomik ve siyasal mücadelesini tek başına açmaya muktedirdir. Ama siyasal mücade­lede işçiler tek başlarına değillerdir. Halkın haklardan topyekün yoksunluğu ve başı bozuk memurların vahşi yasa tanı­mazlıkları, özgür düşüncenin ve özgür konuşmanın baskı altına alınmasına tes­lim olmayan bütün onurlu eğitilmiş in­sanların öfkesini uyandırmaktadır; bunlar baskı altında tutulan Polonyalıların, Finlerin,Yahudilerin ve Rus dinsel mezheplerinin öfkesini uyandırmaktadır; bunlar, küçük tüccarların, imalathane sahiplerinin, hiç bir yerde memurların ve polisin eziyetlerinden kurtulamayan köylülerin öfkesini uyandırmaktadır. Bu grupların hepsi de tek başlarına kararlı bir siyasal mücadeleyi sürdürme yeteneğinden yoksundurlar.

Ama işçi sınıfı bu mücadelenin sancağını yükselttiğinde, her yandan destek göre­cektir. Rusya Sosyal-Demokrasisi halkın hakları için bütün savaşların, bütün demokrasi savaşçılarının başına geçecek ve yenilmez olduğunu gösterecektir.
Bunlar­ bizim temel görüşlerimizdir ve biz bunları gazetemizde her bakımdan sistematik olarak geliştireceğiz. İna­nıyoruz ki, bu şekilde Rusya Sosyal-­Demokratik İşçi Partisi’nin yayınlanan Manifesto’sunda gösterdiği yolda yürüyor olacağız.

 

Lenin
İzdiham

 

 

 

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: