Kurt Vonnegut’un Daha Ne Olsun: Mezuniyet Konuşmaları Kitabından Alıntılar

Kendinizi beş metre boyunda ve hiç durmadan yüzlerce kilometre koşacak gibi hissetmek isterseniz nefret, kokaini havada karada geçer. (sf.27)

Kadınlar konuşacak bir sürü kişi ister. Ne konuşacak peki? Ne olursa.

Erkekler bir sürü arkadaş ister. Bir de kimsenin kendilerine kızmamasını.

Aranızdan psikologlar veya rahibeler çıkabilir. Her iki durumda da ülkemizin astronomik boşanma oranlarından mustarip erkek, kadın ve çocuklarla uğraşmanız gerekecek. Karı-koca kavga ediyorsa kavganın para, seks yahut iktidardan kaynaklanır göründüğünü biliyorsunuzdur.

Ama birbirlerine bağırmalarının esas nedeni yalnızlıktır. Gerçekte dedikleri, “Sen yeterince kalabalık değilsin” dir. (sf.33/34)

Televizyon ve bilgisayarın, dost olmadığını ve beyin gücünüzü kumar makinelerinden daha fazla artırmadığını artık biliyorsunuzdur umarım. Sizden istenenler, oturmanız, her türden ıvır zıvıra para harcamanız ve borsada, yirmi bir oynarmış gibi oynamanızdan ibaret.

Sadece bilgili, kalbi sıcak insanlar başkalarına unutmayacakları ve sevecekleri şeyler öğretebilirler. TV ve bilgisayar yapamaz bunu.

Bir bilgisayar, bir çocuğa, bir bilgisarın neye dönüşebileceğini öğretir.

Eğitimli bir insan, bir çocuğa, bir çocuğun neye dönüşebileceğini öğretir. (sf.36)

İnsanoğlunun itiraz edilecek taraflarından biri, mutlu olduğunu nadiren fark edebilmesidir, derdi. Hoş zamanları tanımak için elinden geleni yapardı. Mesela yazın, elma ağacı gölgesinde limonata içip sohbet ederken birden lafı keser, “Daha ne olsun?” derdi. (sf.38)

Artık Amerika’nın insancıl ve akılcı bir Amerika’ya dönüşmesinin hayatta mümkün olmadığını biliyorum. Çünkü iktidar yozlaştrır ve mutlak iktidar bizi mutlak yozlaşmaya götürür. İnsanoğlu, güçle sarhoş olan şempanzedir. Bu tür sarhoşluğu ben de tattım: bir zamanlar onbaşıydım. (sf.55)

Hükümetimiz ve şirketlerimiz ve basınımız ve Wall Street ve dinsel ve hayırsever örgütlerimiz ne denli yozlaşırsa yozlaşsın, ne deni oburlaşırsa oburlaşsın müzik hep güzel kalacak.

Tanrı korusun, günün birinde ölürsem mezar taşıma şu yazılsın:TANRININ VARLIĞINA İNANMASI İÇİN GEREKSİNDİĞİ TEK KANIT MÜZİKTİ. (sf.56)

Diğer pek çoğunun yanı sıra caz tarihçiliğiyle de uğraşan harika yazar Alber Murray bana, asla tamamen iyileşemeyeceğimiz feci vahşet döneminde, ülkemizdeki kölelik dönemi sırasında, köle sahipleri arasındakini katıyla aştığını anlattı. Murray bunu, kölelerin bunalımla baş etme yolu varken sahiplerinin olmayışına bağlıyor. Kölelerin bununla baş etme yolu, bluesdu.

Bana doğru gelen bir başka şey söylüyor Murray: Diyor ki blues bir evden bunalımı kovamaz ama çalındığı her odanın köşesine süpürebilir. (sf.57)

Başka ne diyorum, biliyor musunuz? Hiçbir hayvana, sadece insanlara değil, tavuk ve domuzlara da hayatı layık görmemek lazım. Hayat çok acı çünkü. (sf.59)

Özür dilerim. Özür dileyeceğimi söylemiştim, şimdi diliyorum. Gezegenin bu berbat hali için özür diliyorum. Ama hep berbattı. “Eski Güzel Günler” yoktu; sadece günler vardı. Torunlarıma dediğim gibi: “Hiç bana bakmayın. Ben daha yeni geldim buraya.” (sf.92)

İyi öğretmenleri hatırladığımızda adı aklıma gelen öğretmen bana bir defasında, “Sanatçıların yaptığı nedir?” diye sormuştu. Bir şeyler gevelemiştim. “İki şey yaparlar” demişti o zaman. “Birincisi, evrenin tümünü düzeltemeyeceklerini itiraf edeler. İkincisi evrenin en azından minnacık bir parçasını tamı tamına olması gerektiği hâle sokarlar. Bir avuç kil, dört köşe bir tuval, bir parça kâğıt, falan.” (sf.93)

Her sorunu parayla çözme konusuna gelince: para bunun için var. (sf.100)

Kurt Vonnegut, Sibiryakoylusu

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın