Kübra Nur Duran, Putkem

Mektup ne güzeldir”

Lâedrî

“İnsan niye mektup yazar? Ya yüz yüze gelince anlatmak istediklerini açık açık söyleyemiyordur, ya da o ikinci kişi uzaktadır, onunla yüz yüze konuşma olanağı yoktur, oturur kağıda döker anlatmak istediklerini.” Erdal Öz böyle yazmış Onüç Günün Mektupları‘nın ön yazısında.

Çok düşündüm ben niye Öz kadar kendini bilen bir edime sahip değilim diye. Ne gönderirken mektubu ne de yazacak kadar niçinimi. Ama yine de bir mektup nedir insanın konuşmasından başka kendiyle? Mutlak bir kimse var kağıdın ucunda. Hiç olmadı kendi var. Çünkü kağıdın ucundan gelir sesler. Oradan. O uçtan. Mektup bahsinin temelinde şu var diye düşünüyorum: birine mektup yazıyorsanız mektup yazacak kadar uzaksınızdır, birine mektup yazıyorsanız mektup yazacak kadar yakınsınızdır. Onu ya postalarsınız ya da postacıya özenip elden verirsiniz. İkincisi yüz görümlüğüdür mektubun.

Okunacağını bildiğiniz bir mektup yazmak. Utangaç, cesur, temize çeker gibi kendini, gibi hayatı, gibi olanı olmayanı, kırmızı.

Bir mektuba ne sığar? İnsana ne sığarsa o. Parklar, bahçeler, yazıtlar, deftere çizilmiş resimler, reçel tarifleri, çay içimleri, sınav günleri, insan kalabalığı, balığın yalnızlığı, iyi kitaplar, ucuz filmler, kafeler, dans – ki hiç edemedim çünkü evlenmedim hiç ne alt katta arabesk bir salonda ne de kandıran kır düğünü serinliğinde- , kaldırımlar, berber, jamaika, dükkan bekleyen kızlar, doğum günleri, güneş, cadde kenarında donakalmış saatli direkler, etekler, masalar. Daha sayamam. Günü tutup ufaltıp, sıkış pıkış edip yazmayacağım anlayın diye. Mektup yazmıyorsanız anlamazsınız. Yormayın beni. Yaşım kadar derdim var zaten:

1. Posta kutuları kilitli ve anahtarı kimsede yok. Suç apartmanlarda mı bilmiyorum. Gelen faturalara da kızamıyorum.

2. Yürüyerek ya da bisikletleriyle mektup getiren postacılar hep öldü mü? İlkokuldan bu yana merak ediyorum. Bir parmak hesabı yaptım da şimdi. Olabilir.

3. PTT eskiden de böyle kurumsal mıydı? Mektup gönderirken sıra fişi almak zoruma gitti.

4. Mektuptaki göz değmelerinin yerini ve değiş açılarını bir türlü tutturamıyorum. Onunkiyle benimki üst üste gelemeyecek diye korkuyorum.

5. Yaşadığım yerdeki sokaklarda hiç posta kutusu yok. Zaten umrunda olan da yok.

6. Gördüğüm PTT posta kutularının türbe mimarisine benzemesi mektup öldü demenin yanında ölülerinize de mektup yazın mesajı veriyor olabilir. Neden yazmayalım?

7. Yazarkenki düşünüş boşluklarını ve duraksamaları önemsemiyoruz. İncinirler, bilmiyoruz. Onları da katalım.

8. Bazı zarfların üstünde sağ kenarda ‘açmatik’ yazan bir im yer alıyor. Bir mektubu -matik’leştirmek ne kazandırır. Zamandan mı?

9. Kafeler ne iyiler, bize kapılarını açıyorlar. Kahvehanede yazılan gibi olmasa da kafede de yazabiliriz.

10. Mektuplara da su içirelim. Onca yol… Ya susarlarsa?

11. Lâedrî. Söyleyeni bilinmeyen nazım parçalarının sonuna yazılırmış. Bazen yazarı kaybolmuş parçaların sonuna da lâedrî yazıldığı olurmuş. Nazım değilse de lâedrîli mektuplar yazalım birine. Bilinmesin kimden.

12. Koku bahsi canımı sıkıyor. Ellerimin kokusu çıksın istiyorum mektuba. Ellerimin. Parfüm değil. Bir hal çaresi bulamadım.

13. Onüç Günün Mektupları. Başka türlü türlü mektuplu kitaplar da var. Onları da okuyun. Ama ben isterim ki şimdi, bunu okuyun.

14. Mesajlar ve elektronik postalar hislerimizden yemesinler. Yedirmeyelim.

15.  Beyaz bir tel saç kovalıyor hayatı. Bu kovalamacaya şerh düşmek için ya da sadece Allah rızası için mektup yazalım.

16. İnsanlar mağazalara poşet poşet bir şeyler söylüyorlar. Kağıt poşetten daha sadakatli. Yutmuyor. Besliyor. Büyütüyor. Emziriyor. Mektup olacak kağıtları da içi dolu poşetler kadar sevelim.

17. Mektuplara müzik sığdırmanın bir yolunu bulalım acil.

18. Verecek kimseniz yoksa da gümüş böceklerine yazın, seviyorlar diye kağıtları.

19. Kadınlar depresyona girince alış veriş yapıp, kuaföre gitmesinler oturup mektup yazsınlar.

20. Erkekler siz de mektup yazın. Siz ucunu da yakın.

21. Göndermediğim en az altmış mektubun yanında gönderilmiş bir mektup ne demektir anlatamam. Anlatamam.

22. Bazıları “Unutmadım” diyor hiç mektup yazmamış, unutacak bilmiyor.

23. Böyle giderse ben bir şairin parmak uçlarında ölebilirim. Yetmez ama ölürüm ölümü.

 

 

Kübra Nur Duran

İZDİHAM

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: