Korkuyu Beklerken – Oğuz Atay : Berzah Özgü Özalp

Simge tek anlamla kısıtlı olmayan metaforik bir oluşumdur. Anlamı metin içindeki yerine, kurgudaki işlevine göre değişir; okur yorumuna açıktır. Simge edebi metinlere çok katlı anlamlar katar. Bu sayede anlatıcı, kurduğu simgelerle alt metni olan eseler ortaya koyar. “Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya” hikâyesinde de “hikâye satıcıları” yazarların ve edebiyatçıların bir simgesidir. Anlatıcı, bu öyküsünde kurduğu diğer simgelerle de yazarın ve edebiyatın topumdaki konumunu eleştirmiştir.

Hikâyecilerin yaşadıkları istasyon, eleştiri unsuru olan simgelerden ilkidir. Hikâyeciler, bu öykünün başında belirtildiği gibi büyük şehirlerden uzak dağ başı kasabasında, bir demiryolu istasyonunda çalışmaktadırlar. Aslında dağ başında bir istasyonda çalışan hikâyeciler, toplumdan uzak kalan yazarlar ve edebiyatçılardır. Yazarların toplumdan uzak kalmaları beraberinde birçok sorunu getirir. Hikâyecilerin dağ başı istasyonunda yaşamaları, güncel olayları takip edememelerine neden olur. Güncel olayları takip edemeyen hikâyecilerin de okuyucuları öyküde de belirtildiği gibi “‘Bunları biliyoruz, yeni şeyler yok mu?’diyerek bayat hikâyelerimizi suratımıza fırlatıyorlardı. O zaman da elma ve ayran satıcılarına kaptırıyorduk sıramızı.’” sürekli yeni hikâyeler isteyen okuyucuların, yazarların toplumdan uzak olmasından dolayı edebiyata gereken değeri vermeyip “elma ve ayran satıcılarına” yani yazarlık dışındaki diğer mesleklere önem verdiklerini gösterir. Böylece, anlatıcı kullandığı “dağ başındaki ıssız istasyon” simgesi yardımıyla yazarların, edebiyatçıların sürekli yeni eserler yaratmak zorunda olduklarını, güncel olayları takip etmeleri gerektiğini vurgulamış, bu nedenle de toplumdan ayrı tutulmalarını eleştirmiştir. Güncel olayları takip etmekte zorlanan hikâyecilerin dildeki değişimleri de yakalamaları oldukça zordur, tıpkı okuyucularından uzak kalan yazarlar gibi hikâyecilerin dağ başında bir istasyonda olmaları dillerine de olumsuz olarak yansır. Okuyucularından, yani tolumdan uzak kalan yazar, dildeki değişimleri takip etmekte zorlanır. Öyküde belirtildiği gibi “İşimiz pek parlak sayılmazdı, çünkü istasyonumuza tren çok seyrek uğruyordu.” trenin çok seyrek uğraması, okuyucuların yazarla yeterince ilişki içinde olmadıklarını gösterir. Böylece, öyküde “hikâyeciler” diye sözü edilen yazarların dili toplumdan ayrı tutuldukları için gelişime açık olmaz, okuyucular için de edebiyat kolay vazgeçilebilir konumda olur. Bu durum da yine, yazarın toplumdaki konumuna yapılan bir eleştiridir.

“İstasyon şefi” bu hikâyedeki eleştiri unsuru olan simgelerden ikincisidir. “İstasyon şefi” bu öyküde iktidarın simgesidir ve hikâyecilere hem ekonomik hem ideolojik baskı uygulamaktadır. Hikâyecilerin, hikâyelerini istasyon şefinin odasındaki tek daktiloda yazmaları, yazarların eserlerinin yayınlanmasının matbaa sahibinin elinde olduğunu gösterir. Matbaa, bu anlamda yazarların üzerindeki ekonomik gücün simgesidir. Yazarlar matbaa sahibine bağlıdırlar, matbaa sahibi istediği sürece eserleri yayınlanabilir. Ayrıca, matbaa sahibi yazarların üzerinden para kazanır ne kadar çok eser basılırsa matbaa sahibi ekonomik anlamda o kadar güçlü olur. İstasyon şefinin sürekli yeni hikâyeler istemesi, hikâyecilerin daha çok yazmaları gerektiğini söylemesi de bunu destekler. İstasyon şefinin ideolojik açıdan yaptığı baskı ise hikâyecinin yazdığı aşk hikâyelerini engellemek istemesidir. Hikâyecilerin hangi konularda yazmaları gerektiğine de karışan istasyon şefi, ideolojik baskı unsurudur.  Anlatıcı burada yazarların ve edebiyatçıların eserlerini yaratırken iktidarın isteklerine boyun eğmek zorunda olduklarını simgelemiştir. İktidarın ideolojik açıdan yazarlara ve edebiyatçılara kurduğu bu ideolojik baskı yazarların toplumdaki konumuna yapılan bir eleştiridir. Çünkü yazarlar ve edebiyatçılar ideolojik açıdan özgür olmalılar.

Sonuç olarak, alt metni bulunan “Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya” öyküsünde birden çok simge kullanılmıştır. Bu simgelerin amacı yazarın toplumdaki konumunu eleştirmektir. Anlatıcı, yazarın toplumun bir yansıması olduğu için toplumdan ayrı tutulmasının yanlış olduğunu simgeler aracılığıyla vurgulamıştır. 1970’lerde yazılan “Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya” öyküsünde kurulan simgelerin, yazarın ve edebiyatın toplumdaki konumunu eleştirmesi dönemle ilgili bir durumdur.  1970’lerde toplumdaki siyasi sorunların da etkisiyle okuyucunun edebiyata olan ilgisi azalmış, yazarların toplumdaki yeri eleştirilmiştir. Adalet Ağaoğlu, Oğuz Atay gibi önemli yazarlar da bu dönemde, eserlerinde bu eleştirilere yer vermiştir.

 

Berzah Özgü Özalp

İzdiham

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: