Knut Hamsun, Victoria Kitabından Seçmeler

Johannes kalemi masaya bırakıyor, arkasına yaslanıyor. Evet, nokta bitti. Kitap önünde duruyor. Yazıp doldurduğu yapraklar, dokuz aylık çalışma. İçinden sıcak bir sevinçtir geçiyor, eseri tamamlandı çünkü. Oturmuş, günün ışığı pencereden dışarıya bakarken, türkü söylüyor, beyninde bir uğultu; zihni çalışmasına devam ediyor. Johannes keyiflidir, beyni hasat edilmemiş yabani bir bahçeye benziyor, toprağından buğular yükselen bir bahçe.

Esrarlı bir şekilde, dolu derin, ölü bir vadiye düşmüştü; üzerinde hayat eseri olmayan bir vadi. Ta uzaklarda ıssız ve unutulmuş bir org çalıyordu. Johannes orgun yanına gitti, onu tetkik etti; org kanıyor, çalarken bir taraftan kan sızıyordu. Johannes yürüdü, bir Pazar yerine geldi. Her taraf ıssız; ne bir ağaç ne bir ses, ıssızlığı içinde boş bir Pazar yeri. Fakat kumlarda çizme izleri görülüyor, orada konuşulmuş son sözler sanki henüz havada duruyordu.

Bu kadar kısa bir zaman önce terk edilmişti meydan. Johannes’ in gönlü garip bir duyguyla doldu. Henüz Pazar yerinin havasında yüzen bu sözler onu ürkütüyor, ona yaklaşıyor, onu eziyordu. Johannes onları kovuyor, ama onlar yine geliyorlardı. Söz değildi bunlar; bunların bir grup halinde rakseden ihtiyarlar olduğunu şimdi görüyordu. Niçin raksediyorlar, raksettiklerine göre niçin sevinçli görünmüyorlardı? Bu ihtiyar topluluğundan doğru soğuk bir hava esiyordu; Johannes’ i görmüyorlardı, ölüydüler. Johannes doğudan taraf, güneşe doğru yoluna devam etti. Bir dağa geldi. Bir ses duydu: “ Bir dağa mı geldin?” “Evet” diye cevap verdi. “Bir dağın eteğindeyim” Ses: “Eteğinde durduğun dağ benim ayağımdır!” dedi. “Ben en yukarıdaki o aleme bağlıyım, gel, beni kurtar!” Johannes yola koyulup o aleme gitti. Bir köprü başında bir adam durmuş, onu gözlüyordu. Adam gölge topluyordu, misktendi bu adam. Gölgesini almak isteyen bu adamı görünce Johannes, adama doğru tükürdü, onu yumruklarıyla tehdit etti; ama beriki hiç kımıldamadan duruyor, Johannes’ in arkasında bir ses: “Geri dön!” diye bağırdı. Johannes arkasına döndü, bir kafa gördü; kafa yuvarlanıyor, Johannes’ e gideceği yeri gösteriyordu.

Bir insan kafasıydı bu; arada bir sessiz, sakin gülüyordu. Johannes onu takip etti. Günlerce, gecelerce kafa önde yuvarlandı, Johannes kafanın peşi sıra yürüdü. Deniz kıyısına geldikleri vakit kafa toprağın içine gömülüp kayboldu. Johannes bata çıka denizde ilerledi, suların içine daldı. Önüne kocaman bir kapı çıktı, büyük ve havlayan bir balığa rastladı. Yeleliydi balık ve Johannes’ e bir köpek gibi havlıyordu. Balığın arkasında Victoria duruyordu. Johannes ellerini ona doğru uzattı. Soyunuktu Victoria; Johannes’ e gülümsüyor, saçlarının arasından bir fırtına esiyordu. Johannes, Victoria’ ya bağırdı, kendi çığlığını kendisi işitti. Uyandı.

Knut Hamsun

İZDİHAM

“Biz yazılıya çalışmıştık, hayat bizi sözlü yaptı.” İzdiham Dergisi’nin 30 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye. İzdiham Dergisi'nin 30. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın