Kimse Kıpırdamasın

Yasin Kara, Güven Adıgüzel’in Kimse Kıpırdamasın adlı kitabını yazdı.

Bizim mahallenin kitabı; Kimse kıpırdamasın!

Bugüne kadar denk düştüğüm en muzip, en matrak biyografini okuyarak başladım kitaba. Bahse konu yaşanmışlıkları anlatan cümlelerinde gizli özne olarak görev almak isterdim. Yani öyle imreniyor insan. Biyografindeki iyi orta niteliğindeki cümleleri bitirir bitirmez EsraTarakçı’nın ‘Ağrı kesici niyetine yaptığı başlama vuruşu’ 12 / 24 esasına göre korumakla mükellef olduğum ve adli sınırlar içinde kurduğum pamuk ipliğinden yapılmış kalemde şiir golü olarak kayıtlara geçiyor çizgi hakemleri tarafından. İnsan gol yediğine sevinir mi? Ben çok seviniyorum. Böyle gollere her zaman yer var kalemizde. Ve tabiî ki bu bir tatbikat değil…

Sayfa 37 deyim. Gözlerimi dedektif şüpheciliğiyle kısıp, yüzümü incelttikten sonra okuduklarımın şiir kitabına ait olamayacağını ve bu şiir görünümlü kelime birikintilerinin olsa olsa bir deliye ait notların kitaba izdüşümü olabileceğini düşünmeye başladım. Kitabın kapağına ve içerikle ilgili olan ilk sayfaya bir daha baktım. Güldüm, çok güldüm. Şiir, gülmektir, çok gülmektir belki dedim… Lütfen bana kızma Güven! Şiiri anlatmak yazmaktan daha zor sanki…

Kitabını alıp, çocukluğu, ilk gençliği beraber geçirdiğim arkadaşlarıma götürdüğümde onlara şöyle diyeceğim;

Arkadaşlar kimse kıpırdamasın! Güven Adıgüzel, bizim mahallenin kitabını yazmış.Gevrek gibi, çiğdem gibi bir şey olmuş. Güneşe bakarken okunacak cinsten. Tek kale maçlarımızı yazmış. Dalga geçtiğimiz okuma fişleri vardı ya onları da yazmış, “Işık, ılık süt içtiğinde beri yalnızım” demiş. Bruce Lee’yi yazmış. Müslüm Babaya ‘Şehrin son azizi” demiş. Kurbağalara taş atmış, ağaçkakanları belki de ağaçların içindeki bir sessizliğin oraya çektiğini söylemiş sessizce. Kavgaya mecbur adamlardan, güneşten ışık yontanlara kadar yazmış. Yasa dışı ne varsa… Sevdiğimiz kızlarla modern cafelerde değil pastanede geçen sınırlı zamanlarımızı, tamire verdiğimiz gözlükleri yazmış… Her şeyi anlattırmayın. Alın okuyun işte!

Şimdi olduğunuz yerde durun size kitaptan bir şiir okuyacağım. Kimse Kıpırdamasın!

IŞIK ILIK SÜT İÇTİĞİNDEN BERİ YALNIZIM

Işık ılık süt içtiğinden beri yalnızım

Pişmanım, bir polisi rehin aldım

Bakkal bile fark etmedi veresiye öldüğümü

Gidişimi vejetaryen yamyamlara ithaf ediyorum

Kayıp eşya bürosunu kundaklıyor adam

Daha bir yok oluyor dünyada kaybettiklerim

Dedemin Fatiha’sına özen gösteriyorum

Alıcı kılığına giren tüm acılarım yalnızdır…

Komplo kurmayı seviyor galiba balıklarım

Mayınlı akvaryumlarda olta izi buluyorum

Işık ılık süt içtiğinden beri yalnızım

Çıktığım vitesle inemiyorum hayata

Aleyhimde delil olacak susadıklarım

10 – 15 yıl kadar önce gevrek – boyoz satarak aile bütçesine günlük 30 gevrek parası kadar katkı sağlamaya çalıştığım günlerde özellikle hafta sonu ve yaz tatillerinde evlerindeki yemek tepsileriyle gevrek fırınlarına gidip satışa çıkan çocuklara sorgusuz sualsiz gevrek veren fırın çalışanlarına kızardım. Çünkü bu para kazanma, hayatı öğrenme sevdalısı çocuklar benim her gün aynı saatlerde satış yaptığım birçok müşterimi elimden alırlardı.Benim gevrekçilik yıllarıma tekabül eden dönemde bizim mahalleye yakın bir semtteki bahse konu gevrek fırınlarından birinde Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay dinleyip, demli çay içererek hayata tutunmaya çalışan bir fırın işçisi olduğunu çok sonra öğrendim. Yazdığın şiirleri de okuyunca senden bir kez daha özür dilemek istedim. Fırın işçilerini, gevrek satıcılarını seviyoruz usta.

Aynı mahalleye ait bir sapandan fırlatılmış iki ayrı taş gibiyiz seninle. Allah dostluğumuzu baki kılsın. Yolumuzu ters düşürmesin. Nefesimizi kesmesin.(Amin) İsrail’li ruhsuz, satılmış bir askerin kafasında ölümcül bir yara açtıktan sonra tekrar Filistin’li bir çocuğun sapanında kendime bir yer bulmak isterim. Ömrümü tamamladıktan sonra da mütevazi bir taş olup toprağıma karışmak isterim…

Şiir başına düşen insan sayısının azaldığı günlerde ‘Kimse Kıpırdamasın’la karşılaşmak öyle iyi geldi ki… Böyle olmalı diyor insan.

Şiirde gülmek pek alışık olmadığınız bir yüz halidir belki. Kitabı okurken şiir gülmektir, en azından tebessüm etmektir dedim. Ya da gülmek istediğimden öyle dedim. Kimse Kıpırdaması’nı kütüphanemize kazandırdığın ve bana “okuyabileceğimiz bir şiir kitabı var mı?“diye soranlara önerebileceğim bir kitap daha çıkardığın teşekkür ederim. “Kardeşim Yasin’e, gelecekteki en güzel günlere” diye imzalamışsın kitabı. Allah biliyor, içimden geçen dua;

Allah’ım artık zamanı gelsin zamansız düşündüğüm iyi şeylerin.

 

Yasin Kara
İzdiham

“Biz yazılıya çalışmıştık, hayat bizi sözlü yaptı.” İzdiham Dergisi’nin 30 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye. İzdiham Dergisi'nin 30. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın