Karabatak Dergisi 13. sayıdan mısraları Fatma Şengil Süzer seçti

bana “çeneni kapat ve bizi takip et” dedi yıllar
bir balo salonunda mühim hırslara takdim ettiler beni
başım dönmüştü, yaşamak baş döndürür
dans etmiştim, dans baş döndürür

Ayşe Sevim
(Karabatak, 13)

Herkesin ortasında meydanda
Manşetten düştü popüler
Sardılar günlük gazetelere
Bir meydan saatinin altına
Bilinsin diye gömdüler.
Hüseyin Akın
(Karabatak, 13)

Tanığım yok belki günahsız sanılır
Tanığım yok belki dirseğimi bir taşa
Belki diyorum kolay oluyor vazgeçmek
Belki incecik bir duadır iskeleti insanın
Kimseyi incitmeden bir gölgedir geçiyor
Aynı gözden her gün aynı telaş
Anne uzun koridor
Sümeyra Yaman
(Karabatak, 13)

düştüm ilk değilim üstelik
arayan yok biliniyor yerim
dağılacak bulut bir rüzgar bekliyor
görevli, eli ağzında nefesini tutmuş
tiz bir ses, açılacak bahçe kapısı
dipteyim elimde sabır
Şafak Çelik
(Karabatak, 13)

ne güneşin altına gemiyi
ne şaşırmış müneccimi taşların ortasına
meşgul etmeyin beni

göze görmeyi unutturan öğle sıcağı geçer
yerine göze görmeyi unutturan öğle sıcağı
alkış tutacak ne var
avını küçük küçük lokmalara bölecek
kopacak yine bir tel
Meryem Kılıç
(Karabatak, 13)

Bunu niye yazdım ben söylerdim bilse idim
Bir bilinmez içinde şurada burada şöyle
Gönlü ferah olanlar kadir kıymet bilenler
Her şeyin sahibi var, sahibi; Allah kerim.
Nurettin Durman
(Karabatak, 13)

Çokça yolculuk biriktiriyorum kendim için
Ah o ağaç gölgeleri, ah o pınarlar
Muhacir densin bana geçtiğim her yerde
Ve kardeşlerim olsun, omzuma omuz veren
Zaman bize en güzel yüzünü gösteriyor oysa ki
Çok uzağında kaldım düşlerin, sevmelerin
Son bir bakış beni kendime getirecek, belli.
Mustafa Uçurum
(Karabatak, 13)

bir tek acı eksikti ben ölürken
kemiklerim eksikti
gökdelenler serumun üstünde bocalandı
yalnız otobüsü bekleyen gözlerin eksikti
Emirhan Kömürcü
(Karabatak, 13)

bir azaptan kaçarken acıyor sırat
denizin bittiği yer, koşmak için
yanacağız biraz daha uçarsak
orman; yalnız incir ve zeytin
Fuat Eren
(Karabatak, 13)

kalksan keşke
ayağına dolandıkça yer
ılıyan yol bir yanın
yazık
eriyor hümâ kuşu
F.Nuriye Torun
(Karabatak, 13)

Toplayın yakın ne varsa
Üşümeden toprak
Kirlenmemiş ayakları seç
Vakit hızlanma vakti
Sürükledikçe ırmak
Sen yukarı kulaç at
Söndüğünde ayak sesleri.
Kamil Remzi Cin
(Karabatak, 13)

Neden kirlenmiş olsun
Neden duvarlarda bebek posterleri
Ölmek mi, bir hatıradır, dokunun
Adnan Metin
(Karabatak, 13)

yandıkça açılır ellerinin çiçeği
işit
her el bir kılıf annelerin çevirdiği
söyle
adımız nasıl uzar parmak ucunda
putun boynuna asılı adımız nasıl
ellerinden başlar çatırdamaya
Sevgi Yerlioğlu
(Karabatak, 13)

işte böyle Edward adımızdan oyulmuş keskiler ve bıçkılar bir bir
suya bağlıyorum beş topal yaprağı fotoşoplayıp yedi mağara dumanını
uzatalım boynumuzu varsa yüzümüzün rengiyle dirilen yargıç
söz hakkını bize verseler de sussak kelepir dudaklarda bir salon
Yusuf Koşal
(Karabatak, 13)

Ağaçlarda bir eziyet
Seni de yerleştirmek için
Ayak diriyorlar
Senin yapraklarından
Salyangoz koparacaklar
Koray Feyiz
(Karabatak, 13)

Fatma Şengil Süzer’e teşekkür ederiz.
İZDİHAM

  İzdiham Dergisi 36. Sayı   Ağustos-Eylül 2018   İzdiham 36. Sayısını söyleyemediklerini sessizliğe emanet edenlere ithaf ediyor.  Siz de okurken bu dünyanın gürültüsünden uzaklaşacaksınız.  Bu sayının sürprizi Sadri Alışık’ın hiç bilinmeyen ve yarıda kalmış filmi olan Ayyaş’ın hikayesi ve hiçbir yerde yayınlanmayan fotoğrafları.  İzdiham, büyük keyif alacağınız bir sayı ile karşınızda.   Dergiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın