Kamil Yeşil, Çivi

Sarı. Kısa. Sivri.

Küçükleri ele zor geliyor. Küçük ama kendi küçüklüğüne uygun olarak ince yapılı hepsi. Her bir yerde iş görüyor. Taşıması kolay. Boyundan daha çok marifetli. Büyük çekice bile gereksinim göstermiyor. Bir şey ile başından bastırmak yetiyor. Sonra kırt diye yerleşiyor yerine. Başı küçük olduğu için sıra sıra olmuş hali de göze hoş geliyor. Tura gibi.

Yenilerinin ucu daha sivri.

Sipsivri.
Girdiği yerden çabuk çıkarılabiliyor.
Yerinde iz bile bırakmıyor.
Bu iyi.
Senin için çivi oldum, beni çak diye bakıyor hepsi.
Olur, çakarız.

Ama bunlardan elimizde çok az. Elimizdekiler daha çok eskimiş olanlar. Bir çerçeveden, bir tahtadan sökülmüş. Bazıları yerini beğenmemiş, düşmüş. Yuvası kalınlığından geniş olan yerde durmaz çivi. Dursa da bir iş görmez, iki şeyi bir arada tutmaz.

Kim demiş çivi çiviyi söker diye. Bunların hiçbiri diğer arkadaşının yerinde gözü olan bir çivi değil. Hiçbiri yerini kendi cinsinin elinden kaybetmemiş. Çivileri kim çakmışsa yine onlar sökmüş. Öyleyse çivileri çakacak olanlar yine sökenler olacak. Bir şey öğrenmiş olmalarını isterdim sökenlerin. İkinci kez sökerken artık dikkatli olmaları. Sökülürken kanırtılmış çünkü bu çiviler. Çekilirken yerinden boyunları eğrilmiş. Başları kaybolmak üzere çoğunun. Epeyce küflenmişler de var aralarında. İş görmez mi. Elbette görür.

Ancak doğrultmak gerek.

Çanak bir tabut olmuş çivilere. Çanak, çivi cesedi ile dolu. Atılsa olmaz mı? Olmaz. Çünkü her birinin bir hatırası var. Kimi bir çehiz sandığının kapağından sökülmüş kimi mutfak dolabından. Para kasasından düşen de var aralarında takunyadan düşende de. Nice yıllar takunya ile abdest almışı var aralarında. Atın nalını tutmuş olanı da.

Güzelsiz Saray var, çivisiz Saray yok.
Türbedarsız türbe var, çivisiz türbe yok. Çivilerin her biri türbedar olmuş nice türbe var.

Yerine bir kez yerleştikten sonra ebediyen oraya kendini vakfetmiş çiviler. Sadakat örneği çiviler. Bunlar da o arkadaşları gibi olmak istemez mi. İster. Öyleyse düzeltmek, doğrultmak lazım. Çoklar ama. Olsun. Bazı yerler var ki muhkemleştirmek gerek orayı. O zaman kullanırız. Bazı şeyler var ki onları raptetmek gerek. Kullanırız. Elde bulundurulması da önemli. Tutturmaya hazır bir çivinin onu çakmaya hazır bir çekicin birlikte olması ne güzel. Hele onları tam yerinde, bir vuruşta, dimdik çakma gücüne, iradesine sahip olmak….

Birkaç tane olsa cesaretim gelir. Çabucak doğrulturum diye düşündüm. Ama bunlar öyle değil. Yüzlerce. Üst üste. Saatler yetmez bunları doğrultmaya. Günler, aylar gerekli.

Bir yerden başlamak gerekir ama. Bitirmek için başlamak gerek.

Doğrulturken ele vurmamak lazım çekici. Makbul olan bir vuruşta tam eğri yerine indirmek. Çok değil. Gerektiği kadar. Az kuvvet uygulamak doğrultmaya yetmiyor. Çok kuvvet ise zarar veriyor. Yassılaştırıyor. Isıtıyor. Eziyor çiviyi.

Ezik çivinin rabtı zayıf olur.

En çok baş tarafları eğri çivilerin. Keserle kanırtıldığı için. Asılı asılıvermişler yerinden. Asılırken de baş kısmının dibinden eğriltmişler. Bazılarının başı kopmuş. Bazılarının başı kaybolmak üzere. O zaman rabtı güzel olmuyor. Asılırsın çıkıverir. Baş, sağlıyor rabtı. Baş yoksa veya doğrulturken ezilmişse, küçülmüşse veya zedelenmişse bağ zayıflıyor.

Başı zedelememek gerek.

Çivilerin yarısından fazlası baştan eğri. Başın dibinden. Kalanları belden. Tam ortadan. Söken kişi nasıl kullanmışsa çekici, tam belinden ikiye bükmüş. Bazılarının başı ile ucu birbirine yaklaşmış. Bel kısmı çabuk doğrulur, kolay doğrulur, sanılıyor. Ama öyle değil. Çünkü doğrultulmuş, tam, dosdoğru, aslı gibi olmuyor. Bir kere eğrilmiş ya. Özgün doğruluğunu kaybetmiş ya. Dikliği kırılmış ya. Bir vuruşta doğrulmuyor. Bunun için önce alta sert bir zemin koymak gerek. Taş olur, tahta olur. Sonra az az yuvarlamak lazım kendi etrafında. Hafif hafif yuvarlamak ve yuvarlarken çekiçle az az dövmek. O zaman doğruluyor.

Uzun iş.
Ne yapıyorum ben?
İşim ne?
Çivi doğrultmak.
Güzel, önemli ve onurlu bir iş.
Ama bir şey var:

Eğriliğini kaybetmiş çiviyi doğrultmaktansa çivileri hiç eğriltmemek gerek. Bir şey daha: Bir kerede çakmak, sağlam çakmak, dosdoğru çakmak ve bir daha yerinden sökmemek gerek.

 

Kamil Yeşil
İZDİHAM

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: