Kaan Koç, Yabanca

güller birbirini eleştirirken camdan bakan annem
tersyüz edilmiş çağındayız belki insanlığın
benim ağzım senin yaralarında merhem ve sevdiğim kadınlar
isa’yı ardından 5 kez bıçaklar, seninleyim meryem!

jülieti sevmedim romeosuyla haspa ve hoppaydı baştan sona
leyla bir çocuğu bırak iki dirhem süt bile vermedi mecnuna
bu yüzden hırpalama sevdiğim ayaklarını sen, uzat balkonlar kıskansın
tüyüne kibrit çakılmış kuşlar kıskansın göğüslerinle sen bak
ne onursuz bir padişahsın

çayımı içerim, suların bile buruk tadı saçların dökülmediyse içine
zavallı böcekler cumhuriyetinde elinde sancağıyla ve kırılmış dişleri
kudüsten buraya yol olmaz mı dersin ama babam da fay hatlarında
ev kurmayı sever sen de bilirsin ve oğlun
dünden bugüne kimseyi incitemedi

anne, bir meryem sen değilsin, bir de başkası var
onun da tenine vakitsiz atlar koşar, yaralı ağzıyla gökten kan tutar
varislerim olursa belki kıçı kırık bir musa belki uzun ince ayşa
onlara benden, iki meryemi çivilediğim birbirine
bir güzel çarmıh kalır anca

bu akşam pek hüzünlüydü gözlerime ulaşmadı bile yüreksuyum
yoksunum şimdi bir trenin rayları silip götürmesinden
dört telli bir çalgıdır yani şu tren yolu dedikleri de zaten, başka ne ki
ya neşet ertaş ya david gilmour vurup durur gece gündüz
değil miydi tanrıcılık dedikleri, dünyayı semerinde taşıyan bir öküz

ah babam, ne benzerim ona kırılmak ve öfkelenmekte
o tuzluğu sever limonsuz ruhuna dökmek için
benim kalbimi silmeye bir elbezi yeter her yemekte

güller yani, bırak birbirini yesin dursun anne
senin halin gülün deldiği topraktan nice

içimde kalmadı ne şiddet ne öfke, ben şimdi kendime bir iz bırakıp
geliyorum çağları çağlayıp sana meryem!
yatağı hazır et, suları soğut, iki sansürü sütleyip at memelerinden

ne zaman belini tutsam, eğrilmiş sırtıyla yorgun ağlıyor annem
elele dolaşsak caddelerde, kemikli bir avuçtur toz toprak elimde
ve gözlerinde mezar böcekleri görüyorum bazen

anla işte! karışıyor birbirine sen nerdesin nerde annem

ben seni bu yüzden hiç gözlerim kapalı öpmedim öpemem
meryem!

Kaan Koç
İZDİHAM
İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın