Julio Cortazar, Lucas Diye Biri

Olur mu ya, erkek kardeşlerinin kafamda boza pişirmelerine bir şey demeden katlandım ama yürüyüşe çıkmak için seni dört gözle beklediğim bir anda sırılsıklam çıkagelmen hiç olmadı, üstelik daha önce çok gördüğüm o asık suratınla. Bu şartlar altında anlaşabilmemiz olası değil anlıyorsun değil mi? Nasıl bir gezinti olacak ki bu çok merak ediyorum, başıma gelecekleri bilmek için sana bakmam yeter, birlikte olduğumuzda iliklerime kadar ıslanacağım, gırtlağıma dek suyun içine gireceğim, tüm kahveler nem kokacak ve Allah bilir şarap kadehimin içinde bir sinek olacak.

Öyle görülüyor ki seninle sözleşmek bir işe yaramıyor, oysa her şeyi nasıl da tek tek hazırlamıştım, önce kardeşlerini ortadan kaldırmıştım çünkü her zaman ellerinden geleni yaparlar amaçları canımı sıkmak ve yavaş yavaş içimdeki isteği, senin gelip bana biraz temiz hava, bir parça güneşli sokak, çocuk ve topaç dolu parklar getirmen isteğini yok etmektir. Her birini açıkça görmezlikten geldim, âdetleri olduğu gibi beni oynatmasınlar diye, örneğin durmadan telefon etmeler, özel ulak mektup yollamalar, sabahın sekizinde ortaya çıkıp tüm hasat boyunca ayak altında olmalar. Onlara hiçbir zaman kaba davranmadım, onlara karşı sevecen olmak için elimden geleni yaptım, onlara iyi davranmak için kendimi zorladım bile, bana yaptıkları baskıları, sürekli olarak her konuda önüme sürdükleri zorlukları anlamıyormuş gibi yaptım, sanki seni kıskanıyorlar, sanki seni görmek, seninle çıkmak isteğimi yoketmek için seni gözümde küçük düşürmek istiyorlardı. Hepimiz biliriz ya aile işte, ama şu anda onlara karşı benim yanımda yer alacağına sen de onlarla birlik oluyorsun, bana durumu kabullenip idare edecek kadar bile zaman tanımadan böyle çıkageliyorsun üstünden sular süzülerek, soğuktan ve fırtınadan grileşmiş bir su bu, yavaş yavaş erkek kardeşlerinin üstesinden gelirken beklediğim şeylerin ezici bir yadsıması bu, oysa ben tüm gücümü ve neşemi korumaya çalışıyordum, ceplerimi para dolu tutmaya, izleyeceğimiz yolları planlamaya çalışıyordum, kuşlarla genç kızların arasında yemek yemenin çok hoş olduğu, ağaçların altındaki o lokantada patates kızartması yiyecektik, en iyi provolone peynirini salık veren, bazen akordeon çalıp şarkı söyleyen ihtiyar Clemente’yle birlikte.

Seni gözden çıkartıyorsam kusura bakma ama iğrençsin, şimdi artık bunun tüm aileye özgü olduğuna kendimi inandırmam gerek, sen de farklı değilsin; her zaman senin bir istisna olduğunu, sen gelince tüm ağırlık veren şeylerin silindiğini, hoşlukların, uçucu sohbetlerin, köşe bucak gezintilerin geldiğini umdum ama görüyorsun sonuç daha da kötü, umutlarımın tam tersi olarak ortaya çıkıyorsun, alay eder gibi pencereme vuruyorsun ve orada durup lastik çizmelerimi giyinip yağmurluğumla şemsiyemi bulmamı bekliyorsun. Sen de ötekilerin suç ortağısın, oysa ben pek çok kez seni farklı gördüm ve seni bunun için sevdim, üç dört kezdir bana aynı şeyi yapıyorsun, arada bir arzularıma yanıt veriyor olman ne işime yarar ki sonuç böyle olduktan sonra; seni böyle, saçların gözlerine girmiş, parmaklarından gri bir su akarken, konuşmadan bana bakarken gördükten sonra. Sonuç olarak erkek kardeşlerin neredeyse daha iyi, en azından onlara karşı savaşım vermek zaman geçirtiyor, özgürlük ve umut savunulduğunda her şey daha iyi gidiyor; ama sen, bana yalnızca boşluk veriyorsun, evde kalmak, her şeyden düşmanlık aktığını bilmek, gecenin, rüzgârlı bir perona varan rötarlı bir tren gibi, içilen bir sürü mate’den, bir sürü haber programından sonra geleceğini bilmek, erkek kardeşin Pazartesi’yle birlikte; en kötüsü çalar saatin beni yine kendisiyle yüz yüze getireceği erkek kardeşin Pazartesi’nin kapının arkasında sana yapışmış bekliyor olması, ama sen yine ondan öyle uzaktasın ki, Salı’nın arkasında ve Çarşamba’nın vb…

Julio Cortazar, Lucas Diye Biri

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın