Jose Saramago, Bilinmeyen Adanın Öyküsü

Bilinmeyen Adanın Öyküsü kitabından bir alıntı

 

Peki ya tayfa, diye sormuş kadın, gördüğün gibi kimse gelmedi, Geleceğim diye söz veren bile mi çıkmadı, diye sormuş kadın, Bilinmeyen ada diye bir şeyin kalmadığını ve kalmış olsa bile evlerinin huzurunu terk edip yük gemilerindeki güzel hayatlarını bırakarak denizin karanlık olduğu günlerde yapmış oldukları gibi bir hayalin peşinde koşmaya ve okyanusta maceralara atılmaya yanaşmayacaklarını söylediler, Peki sen onlara ne karşılık verdin, Denizin halen karanlık olduğunu söyledim, Bilinmeyen adadan bahsetmedin mi peki, Kendim bile bilmiyorken başkalarına bilinmeyen bir adanın varlığından nasıl bahsedebilirim ki, Ama bilinmeyen adanın varlığından şüphen yok, Denizin karanlık olduğuna da şüphem yok, Şu anda buradan göründüğü kadarıyla, yeşim rengi sulara ve gökyüzüne kızı alevler saçan günbatımına bakılırsa deniz bana hiç de karanlık görünmüyor, Seninki göz yanılması, bazen adalar da suyun üstünde yüzermiş gibi görünürler, ama bu doğru değildir, Tayfan olmadan ne yapmayı düşünüyorsun,Henüz bilmiyorum, Burada kalıp bir yaşam kurabiliriz, ben limana gelen gemileri temizlerim, sen de, Ben de ne, Yok mu bir işin, zanaatın veya şimdilerde dendiği gibi bir mesleğin, Var, önceden de vardı ve gerekirse yine olacaktır,

ama ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum, Bilmiyor musun ki, Kendinden dışarı çıkıp bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin,

Kralın âlimi boş vakitlerinde yanı başıma oturur ve uşakların çoraplarını yamamamı seyreder, bazen de felsefe yapmaya başlar ve her erkeğin bir ada gibi olduğunu söylerdi, bense kadın olduğumdan hiç üstüme alınmaz, ‘alimin bu laflarına hiç önem vermezdim, sen bu konuda ne düşünüyorsun, Adayı görmek için adadan dışarı çıkmak gerektiğini, kendimizden çıkmadıkça kendimizi görmemizin mümkün olmadığını düşünüyorum, Benliğimizden çıkmadıkça, demek istiyorsun herhalde, Hayır, aynı şey değil.

Gökyüzünün kızıl rengi yerini gecenin karanlığına bırakmaya, denizse aniden mora bürünmeye başlamış, artık temizlikçi kadın bile denizin karanlık olduğundan şüphe edemezmiş, en azından günün kimi saatlerinde. Felsefe işlerini kralın âlimine bırakalım, neticede onun işi bu, şimdi karnımızı doyurmaya bakalım, demiş adam, fakat kadın onunla aynı fikirde değilmiş, Öncelikle tekneni gözden geçirmelisin, onu sadece dışarıdan gördün, sence ne durumda, Yelkenlerdeki birkaç dikişin sağlamlaştırılması lazım, Sintiye indin mi, tekne su alıyor mu, Dibinde biraz su var, salmanın tekneyle birleştiği yerde, ama bence bu doğal bir durum, tekneye zararı değil yararı var, Sen tüm bunları nerden öğrendin, Öğrendim işte, Nasıl öğrendin, Tıpkı senin gibi, sen de liman reisine denizciliği denize açılınca öğreneceğini söylememiş miydin, Henüz denize açılmadık ki, Ama denizin üstündeyiz, Ben hep denizciliğin sadece iki ustadan öğrenilebileceğini düşünmüşümdür, birincisi deniz, ikincisiyse tekne, Peki ya gökyüzü, Evet, tabii, bir de gökyüzü, Rüzgârlar, bulutlar, Gökyüzü, Evet, gökyüzü

 

 

Kırmızı Kedi Yayınları
Çev: Emrah İmre
İZDİHAM

  İzdiham Dergisi 36. Sayı   Ağustos-Eylül 2018   İzdiham 36. Sayısını söyleyemediklerini sessizliğe emanet edenlere ithaf ediyor.  Siz de okurken bu dünyanın gürültüsünden uzaklaşacaksınız.  Bu sayının sürprizi Sadri Alışık’ın hiç bilinmeyen ve yarıda kalmış filmi olan Ayyaş’ın hikayesi ve hiçbir yerde yayınlanmayan fotoğrafları.  İzdiham, büyük keyif alacağınız bir sayı ile karşınızda.   Dergiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın