Jean Arp, Yonttu, Çizdi Ve Yazdı

Fransız heykeltıraş, ressam ve şair Jean (Hans) Arp, Dadaizm’in kurucularındandı. Sürrealistlerin ilk sergisinde, Picasso, Miro, Ernst ve Klee gibi ünlü isimlerle birlikte onun da eserleri yer alıyordu. 1930flu yıllardan itibaren ise yazmaya daha çok ağırlık verdi.

Herkes hayatta belki farkında olarak belki de ruhu bile duymadan birtakım görevler alarak yaşıyor. Seçimlerle devam ediyor her şey. Yaratıcı, yoran, sıkan, güzel ya da kötü. Binlercesinin arasından benim kendime seçtiklerim bana iyi gelenlerdi. Yonttum, çizdim ve yazdım.
Alsas’da doğdum, Fransız bir anne ve Alman bir babanın oğlu olarak.

Fransa-Prusya Savaşı sırasıydı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Alsas Lorenfin Fransa’ya verilmesinin ardından Fransız yasaları, adımın Hans yerine Jean olarak değiştirilmesine karar verdi.

Sonraları benim adım Almanca konuştuğum zamanlarda Hans, Fransızca konuştuğum zamanlarda ise Jean olarak kaldı.

Strasbourg Sanat Meslek Okulufna girdim. Ardından Paris’te Academie Jullan’a. Burada bir yandan edebiyat hayatıma girmeye başlamışken, bir yandan da gördüğüm modern tablolar aklım’ başımdan alıyordu.

Ancak şu bir gerçekti ki, mevcut resim teknikleri benim için yeterli dedi. Ancak can sıkıntısı getirebildi bana. Bu yüzden kendimi şiire adadım bir süre. 1904 yılında ise şiirlerim ilk kez yayımlandı.

Kelimelerle sevişmekten haz duysam da, resim ve heykel tutkumu yeniden keşfetmek adına bir şans vermeliydim onlara.

1912 yılında Münih’e gittim. Kandinsky sayesinde Der Blaue Reiterte dahil oldum.

İlk sergimi açacaktım. Ya beğenilmezse korkusu bütün bedenimi sarıyordu. Başarısız alamazdım. Midemde bir yumrukla günlerimi geçirdiğimi hatırlıyorum. Ancak sonunda kendimi doğru ifade edebildiğimi gördüm. Sonraki yıl Berlin Hebrstsalonicia eserlerim sergilendi.

Artık kendimi yavaş yavaş bu dünyadan hissetmeye başlamıştım. Güzel şeyler yarattıkça daha da çok çalışıyor, daha çok çalıştıkça da daha inandığım işler çıkarıyordum ve bu beni fazlasıyla tatmin ediyordu.

Sonra yine Paris’e döndüğümde Modigliani, Picasso ve Delaunay gibi ressamlarla tanıştım.

1915 yılında Zeırihite ilk soyut çalışmalarımı sergilemiş olmam da hep bu ilişkilerim sayesinde gerçekleşti. Bir yandan da ahşap rölyefler yapmaya başlamıştım.

Sonraki yıl, yani Birinci Dünya Savaşı sırasında, Zürih’te Dadaizm’i kuranlardan biri oldum. Hugo Ball’un açtığı Cabaret Voltaire’cle, Marcel Janco, Richard Hülüsenbeck, Tristan Tzara, Emmy Hennings ve ben burada bir bildiri açıkladık.

Kölnie gittiğimde ise Max Ernst ve Johannes Baargeld ile Dada Köln grubunu kurduk. 1920 yılında Berlin Dada Sergisinde çalışmalarım yer aldı.

1925 yılında sürrealistlerin ilk sergisinde, Galeri Pierre Paris’te benim de çalışmalarım sunuldu, Chirko, Ernst, Klee, Man Ray, Masson, Miro ve Picasso ile birlikte.

Tabii ki henüz kendimi sürrealizmden çekmeden önceki bir zamandı.

Sonraları karakteristik şekillerim çok daha keskin ve geometrik olmaya başladı. Yaptığım heykellerin soyut değil, somut olduğu konusunda oldukça ısrarlı olduğumu hatırlıyorum. Çünkü onlar bir yer kaplıyordu. Evet, evren üzerinde durdukları ve dolayısıyla kapladıkları bir yer vardı. Hâlâ “soyut” sıfatının verilmesi cahillikten başka bir şey olamazdı.

Bu arada artık yalnız yaşayan bir adam değildim. 1922 yılında evlendim. Sophie Taeuber ile.

1926 yılında, birlikte Paris yakınlarında Meudon adındaki bir kasabaya taşandık.

Burada çok şiir yazdım. Kelimelerle oynamayı özlemiştim. Sonrasında, Arp on Arp: Poems, Memories by Jean Arp ve Arp’s Collected French Writings Marcel Jean tarafından yayıma hazırlandı.

1930’Iu yıllardan itibaren yazıya ağırlık verdiğimi söyleyebilirim.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Meudon’dan kaçıp yine Zürih’te yaşamaya gittim. Karımı 1943 yılında burada kaybettim. Beklemediğim bir acıydı.

Kendime göre yaşadım bu acıyı, bir kısmını attım, bir kısmı ise içimde kaldı diyebilirim.

Tekrar evlendim. Hem de hemen. Koleksiyoner Marguerite Hagenbach ile. Kimilerine göre karımın ölüsüne saygısızlık ettim. Bana göre asla. Yalnız kalmayı pek sevmediğimden de yapmadım bunu sadece. Asaletine âşık olmuştum.

Sonraki yıllarımı çoğunlukla Amerika’da geçirdim ve burada Harvard Üniversitesi için ahşap ve metalden büyük bir
rölyef çalıştım. 1958 yılında ise Paris’te Unesco Binası için bir duvar rölyefi.

Şimdi dönüp baktığımda yazdığım yarattığım her şeyi iyi ki yapmışım diyorum. İnandığımı iyi ki savunmuş, inanmaktan vazgeçtiğimi iyi ki hayatımdan çıkarmışım.

Jean Hans Arp 1966 yılında Basel’de öldü.

Hayatı boyunca olduğundan farklı görünmeye çalışmadı o. Hiç anlamadı 0 sürekli aklı oyunlara çalışan insanları. O hep dürüst ve net oldu. Kendini, içini, hissettiklerini hep açıkça paylaştı. Açıkça yarattı ve yazdı.

Arp, şiire, resme ve heykele her daim büyük bir tutkuyla bağlı olarak yaşadı. Sakinliği dinginliği sevdi.

O insanoğlunun sürekli gürültüyü artıran makineler icat ediyor olmasına da anlam veremedi hiçbir zaman. Bunun düpedüz insanları, yaşamdan uzaklaştırdığına inandı.

O ise, yaşamın hep içinde oldu. İçinde hissettirdi.

Begüm Başoğlu
İZDİHAM
 
Kaynak: K

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: