Jack Kerouac, Yolda

1957’de yayınlandığında Amerika’da gerçek anlamda bir devrim yaratmış.
Jack Kerouac’ın Yolda adlı romanı 1957’de yayınlandığında Amerika’da hem edebi çevreler hem gençlik açısından gerçek anlamda bir devrim yaratmış. Kerouac’ın yollarda geçen hayatından kesitler anlattığı otobiyografik eseri hem anlatımındaki cüretkârlık, kural tanımazlık hem de kahramanlarının yaşam biçimi ile ilgi toplamış, tartışmalara neden olmuş. Bazı eleştirmenler Yolda’yı bir başyapıt olarak kabul ederken bazıları da edebi açıdan yetersiz bulmuşlar. Zamanla Yolda, Beat Kuşağı’nın kült kitabı olarak kabul görmüş. Kerouac, Amerikan ve Dünya Edebiyatının en önemli adları arasında tartışmasız sayılmaya başlanmış.
Okunup tartışılan, sevilen, sonuç olarak modern klasikler arasında sayılan Yolda’nın aslında iyice kesilip biçilmiş, sansür edildiğinin ve dil, anlatım ve konu olarak aslının çok daha heyecan verici olduğunun ortaya çıkması için bu kült romanın yayınlanışının üzerinden elli yıl geçmesi gerekti. Yolda’nın 1957’de yayınlanan ilk baskısı 283 sayfa (Çev. Güzin Özkan, Ferruh Armutçuoğlu, 1993, Kıyı Yay.), 50. Yıl şerefine 2007’de basılan “orijinal rulo” olarak sunulan redakte edilmemiş hali 385 sayfa (Çev. Can Kantarcı, 2009, Ayrıntı Yay.). Roman yaklaşık 100 sayfa, “orijinal rulo” baskısının küçük punto ve paragrafsız olduğunu da gözönüne alırsak belki daha fazla kırpılmış.

Yolda’nın altı yıl süren yayına hazırlama macerası da bir roman olacak ilginçlikte. Bu kırpma işleminde Kerouac’ın bilgisi, onayı, hatta katkısı var. Kerouac romanı yaklaşık üç yıl boyunca aldığı notlar ve yaşadıklarına dayanarak, üç haftalık bir oturumda, daktiloda, kendi hazırladığı uzun, tek bir ruloya hiç aralıksız, tek bir paragraf olarak yazmış ve rulo 36 metreymiş. Yayıncılar romanı, içinde gerçek isimler geçtiği için tazminat davaları açılabileceği, cinsel açıdan açık sözlülük, özellikle eşcinsellikten söz etmesi, uyuşturucu kullanımı, suç işlemeye özendirme gibi nedenlerle yasaklanabileceği korkusuyla ve yapı olarak klasik romanlara benzemediği için biçimsel olarak defalarca okumuş, düzeltmişler. Kerouac da ruloya yazdığı ilk metni 297 ve 347 sayfalık versiyon olarak iki kez yeniden yazmış, romanın dizilmesi aşamasında da gerek editörlerin gerekse hukukçuların uyarılarıyla birçok düzeltme yapmış. Romandaki gerçek kişilerin adlarını değiştirmekle kalmamış, onlardan izin belgeleri de almış. Altı yıllık mücadele sonucunda yayıncıların büyük tereddütleriyle basılabilen Yolda, büyük tartışmalara neden olmakla kalmamış, çok okunmuş, kısa sürede üç kez basılmış.

Yolda 1940’ların sonunda Kerouac’ın tek başına ve arkadaşlarıyla çıktığı yolculukların, o yolculuklarda yaşadıklarının öyküsünü anlatıyor. Kerouac’ın en önemli yol arkadaşı Neal Cassady, Beat Kuşağı’nın da simge isimlerinden. Annesini on yaşındayken kaybeden Cassady, evsiz ve alkolik bir adam olan babası tarafından büyütülmüş. Çocukluğunun büyük bölümünü babasıyla birlikte kenar mahalle otellerinde ve ıslahhanelerde geçirmiş. İlk kez 14 yaşında araba hırsızlığından tutuklanmış. Suç dosyası oldukça kabarık biri. Aynı zamanda da lider ruhlu, karizmatik bir kişi. Kadınların ve erkeklerin ilgi odağı. Her cinsten sevgilileri olmuş. Özgürlüğün peşinde. Yollara düşmeyi, sık sık mekân değiştirmeyi seviyor. Başta Yolda olmak üzere Beat Kuşağı’nın konu edildiği birçok roman ve hikâyenin kahramanı olmuş, şiirlere ilham vermiş. Kendisinin de az sayıda yayınlanmış eseri var.

Cassady’yi tanıyıp çok seven, belki de yoldaşını bulduğunu düşünen Kerouac, ilk yolculuğuna kısıtlı bir bütçeyle, otostop yaparak çıkıyor. New York’tan yola düşüp binlerce mil katettikten sonra Cassady ve diğer arkadaşlarına ulaşıyor. Neal Cassady ve Kerouac, birlikte iyi bir ikili oluşturuyorlar. Cassady ne kadar atak ve girişkense Kerouac da onun aksine içine kapanık, silik bir tip. Cassady yaşıyor, Kerouac kayda geçiriyor sanki. Doğudan Batıya arabayla ve beş parasız amaçsız yolculuklar yapıyorlar. Yollarda ya da ziyaret ettikleri arkadaşlarıyla yaşadıkları Yolda’nın ana temasını oluşturuyor.
“Yolda’nın geleneksel yazma biçimlerine uymadığı da bir gerçek”
Kuşkusuz Yolda’nın yaşandığı, yazıldığı ve nihayet yayınlandığı 40’lı, 50’li yıllar Amerikası ve gençliği için ayrı bir anlamı var. Yolda, tüm değerlendirmelerde belirtildiği gibi, ideal Amerikan yaşam biçimini kabullenmeyen, iyi bir iş, iyi bir ev, iyi bir aile gibi değerlere boyun eğmedikleri için dışlanan, ötelenen insanların kahramanı olduğu bir roman. Onlar evleri, adresleri, işleri olmadan genellikle beş parasız yaşıyorlar, her şeylerini paylaşıyorlar, yarını düşünmüyorlar. Yaşadıkları yerler de yoksulların yanı. Amerikan rüyasının anlatılmayan yanını işçilerin, yoksulların, serserilerin, çaresizlikten kendini yollara vuranların dünyasını anlatıyor roman. Bir anlamda “size anlatılandan, önerilen başka bir hayat var!” diyor. Okurun gözüne tüm gerçekliğiyle sokuyor. 50’li yılların sonunda yayınlandığında dönem gençliğinin ruh haline adeta tercüman olmuş Yolda. Çünkü Beat Kuşağı’na, çiçek çocuklarına, hippilere yeni bir yaşam biçimi öneriyor. Bu nedenle de başucu kitabı oluyor.
Tabii Yolda’nın elli yıldır sürekli okunmasında sadece ne anlattığının değil nasıl anlattığının da payı var. Kerouac’ın romanını tek bir ruloya hiç aralıksız, tek bir paragraf olarak yazması biçim açısından da bir mesaj veriyor. Yaygın kanı Kerouac’ın Yolda’yı “Bilinç akışı” tekniği ile yazdığı yönünde ve rulo efsanesine dayanıyor. Romanın üç haftalık kesintisiz bir maraton halinde yazılmış olması da “ Bilinç akışı karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir” tanımına cuk oturan bir kanıt. Ama Yolda, Virginia Woolf, James Joyce ve William Faulkner’ın eserlerinden bildiğimiz gibi bir bilinç akışı romanı değil. Anlatıcısının duygu ve düşüncelerinin kontrolsüz aktarımı ya da iç monologlardan oluşmuyor. Yolda’nın anlatıcısı Kerouac, bize çok fazla betimlemeler, ruh tahlilleri yapmadan, kolay anlaşılır bir biçimde yaşadıklarını anlatıyor. Zaten yazmaya oturmadan önce de üç yıllık uzun bir hazırlık evresi geçirmiş. Yaşadıklarını defterlere not almış. Defalarca romana başlama denemeleri yapmış. Philip Whalen, Kerouac’ın yazma düzenini şöyle anlatıyor; “Daktilonun başına otururdu ve bir sürü cep defteri vardı ve bu defterler masasının sol tarafında açık dururdu ve başlardı yazmaya. Hayatınızda görüp göreceğiniz en hızlı daktilo yazarıydı. (…) Sonra bir yanlış yapar ve bu da onu yeni bir paragrafın muhtemel bir bölümüne götürür; bu bölüm kâğıda geçirme sürecindeyken ekleyeceği komik kısa bir pasaj gibi bir şey olurdu.

Sonra defterin bir sayfasını çevirir ve o sayfaya bakınca iyi olmadığını fark ederek sayfanın ya da sayfanın bir kısmının üstünü çizerdi. Sonra biraz daha yazar ve bir sayfa daha çevirir, o sayfanın tamamını yazar, bir sayfa daha çevirir ve oradan yazardı.” Kerouac’ın Tanrı’nın verdiği ilhamla yazdım sözüne kanarak romanın hiçbir ön hazırlık olmadan bir oturuşta, gerçeküstücüler’in yaptığı gibi, yazıya bilinciyle müdahale etmeden, daha sonra da üzerinde düzeltmeler, eklemeler yapmadan, adeta trans halinde “otomatik yazı” ile yazdığı iddiası da böylece havada kalıyor. Zaten ruloyu inceleyenler de rulonun üzerinde kalemle düzeltmeler, eklemeler, çıkartmalar olduğunu belirtiyor. Ama Yolda’nın geleneksel yazma biçimlerine uymadığı da bir gerçek. Editörlerinin kitap üzerinde uzun süre uğraşmalarının ve onu tanımlara uygun bir roman haline getirmeye çalışmalarının nedeni de bu.

Jack Kerouac’ın bilinçakışı tekniğine, otomatik yazıya sıcak baktığını biliyoruz. Ama bu yöntemleri Yolda’dan çok onu izleyecek romanlarında kullanıyor. Yolda’yı yayınlatmak için uğraştığı günlerde kaleme aldığı ve bir süre Yolda adıyla çeşitli yayınevlerine sunduğu anlaşılan Visions of Cody tipik bir örnek. Visions of Cody, Kerouac ünlü bir yazar olduktan sonra bile yayıncı bulamamış, ancak yazarının ölümünden üç yıl sonra 1972’de basılabilmiş. Kerouac’ın tüm eserlerine baktığımızda klasik tarzda yazdığı ilk romanı The Town and the City ve Zen Kaçıkları dışında en kolay nüfuz edilebilir yapıtının Yolda olduğu görülüyor. Diğer birçok eserinde çok daha yenilikçi, deneyci ve zor bir yazar.

“Orijinal rulo” Yolda, Allen Ginsberg, William S. Burroughs gibi tanınmış kahramanları ile daha gerçekçi ve daha çok bir anı kitabı havasında. Bu anısal hava ve Kerouac’ın anlatımındaki samimiyet ve akıcılık okurun romana çok daha kolay ısınmasını ve hızla okumasını sağlıyor.
Metin Celal tarafından kaleme alındı.
İzdiham

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: