Jack Kerouac, Yalnız Gezgin Kitabından Alıntılar

Nihayet farkedip, “Aman, nasıl olsa her şey tekrarlanıp duruyor,” deyinceye kadar dünya daha ne kadar çılgınlaşabilir acaba? (sf.8)

“Ah Amerika, ne kadar büyük, ne kadar üzgün, ne kadar karanlıksın, Ağustos sonu gelmeden solup buruşmuş yaz yapraklarını andırıyorsun, ümitsizsin, herkese tepeden bakıyorsun, kuru, kasvetli bir ümitsizlikten, ölümün ne kadar yakın olduğunu bilmekten, şu anki yaşamında acı çekmekten, başka hiçbir şey yok, Noel ışıkları ne seni ne de başkalarını kurtarabilir, Ağustos’ta ölen kuru otların üzerine daha fazla Noel ışığı koyabilir ve bir şeye benzemelerini sağlayabilirsin ama kaç para, bu beyhudelikte…bu kara bulutlar içinde Noel’in ne anlamı kalıyor?” (sf.18)

La Tierra esta la notre- (toprak bizimdir) (sf.23)

Mutluluğun yolu, mutluluğun harika, garip bir düş olduğunu anlamaktan geçiyor.(sf.34)

“Tepelerin böyle görünmesine neden olan, insanların riyakarlığıymış meğer.” (sf.54)

…tıpkı Baskervilleler’in köpeği gibi fırladım, demiryolunun hemen yakınındaki bir bahçeden birkaç tane ham erik çalıp kaçtım, bahçenin sahibi beni suçluluk duygusu içinde lokomotife doğru koşarken gördü, hep koşuyordum ben, makas değiştirmek için koşuyordum, uykumda koşuyordum, şimdi koşuyordum- mutluydum. (sf.67)

Ayakları tozludur ama tırnaklarına oje sürmüştür -incecik, kahverengi bir beli, tıpkı bir kuğununkine benzeyen küçük, yumuşak bir çenesi, kadınsılığını ön plana çıkaran incecik bir sesi vardır, ve o bütün bunların farkında değildir- (sf.68)

“Ah, ben öyle aynı yol üzerinde bir aşağı bir yukarı gidip gelmeyi sevmem, bana sorarsan, gerçek yaşam, denize doğru gitmektir, otostop yaparak New York’a gidiyorum, ne olursa olsun, demiryolu işçisi olmayı istemezdim.” – “Sen ne diyorsun ahbap, sürekli hareket halinde olursun, para kazanırsın ve kimse de canını sıkmaz.”- “Ama aynı yol üzerinde gidiyor musun gitmiyor musun, onu söyle sen?” (sf.70)

Jack Kerouac yalnız gezgin ile ilgili görsel sonucu

Bütün bu gürültü patırtıdan, hatta daha fazlasından sonra, öyle bir noktaya gelmiştim ki, yalnız kalmaya, “düşünme” mekanizmasını durdurup “yaşam” denilen şeyin “keyfini çıkarmaya” ihtiyacım olduğuna karar vermiştim, çimenlerin üzerine uzanıp bulutları seyretmek istiyordum.
Eski bir deyişteki gibi: “Bilgelik dediğin, ancak yalnız kalarak kazanlır.” (sf.103)

Bazen bağırarak uçurumun karşısındaki kayalara ve ağaçlara sorular soruyordum, -“Hiçliğin anlamı nedir?” diye soruyordum, yanıt tam bir sessizlik oluyordu, tıpkı beklediğim gibi. (sf.111)

İnsanların yalnız kaldıkları zaman kitaplara duyduğu açlık ne kadar şaşırtıcı. (sf.112)

Gökkuşağı nedir
Tanrım?- bir çember
biz ölümlüler için (sf.113)

Uçsuz bucaksız bir mezarlığa doğru bitmez tükenmez bir eğitim, işte yaşam dediğimiz şey, bundan ibaret. (sf.121)

Paris, nihayet kalbe saplanan bir hançer. (sf.140)

Paris bir kadın, ama Londra bir pubda oturmuş piposunu tüttüren özgür bir erkek. (sf.145)

 

 

 

 

Kaynak: SibiryaKoylusu

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın