İsmet Özel, Yazmak Nedir? Veya Bir Sevgili Ne İşe Yarar? (3)

Allah bizi bir erkek ve bir dişiden yarattı. Bu kelâmı söze “önce namazdan soracaklar” diye başlamışken yazışımın serencamı içine ne münasebetle dâhil ettim? Bunu bana letafeti elden bırakmayışım yaptırdı. Yaptığım araya lâf sokuşturmak değil, kaçınılmaz ve zaruri bir müdahaledir. Zihin ortamının eleştirisi söz konusu olunca yabancılaştırma efektinin yerini hiçbir şey tutamaz. Dünya hayatı dedikleri şey içinde paçayı letafette ısrar ederek sıyırdığımı bilirim. Sıyırdım da kârlı mı çıktım? Bunu ederse benim şahsi letafetim değil, sizin şahsınıza mahsus letafet tespit edecek. Bir tür letafet yeni bir tür letafetle buluşacak mı? Merakımız bu yöndedir, zira dua, insanın uhdesindeki en yüksek değer bildiğimiz dua müşterektir, iştirake teveccüh eder, iştiraki intaç eder. Hayra da şerre de müştereklik hesabına dua edilir. Günlük hayatta duyup görmektesiniz: Letafeti askıya almak isteyenler sık sık acı gerçeklerden, katı gerçeklerden söz ediyor. Bununla kesafeti öne çıkarıyor, kesafetin galebe çalmasına yardımcı oluyorlar.

Süreç içinde üzerlerine her nasılsa ilişmiş letafeti askıya alıp böylelikle eline bir şeyler geçiren her kimseden koptuğuma memnunum. Letafetten uzak, kaba bir yaklaşım Allah’ın insanları bir erkek ve bir dişiden yarattığı fikrine herkesin kolayca ulaşabileceği hükmünü içine alacaktır. Eğer siz de letafeti askıya alıp kabalığın aldatıcı rahatlığına kapıldıysanız kabalık sizi benim yaptığımın malûmu ilâmdan öte bir şey olmadığı fikrine götürür. Kaba görünmek hoşunuza gitmeyebilir. Kendinizi kabalıktan uzak durmağa şartlandırmış olabilir, zekânıza güvenebilirsiniz. O halde uyanıklık taslamağa da yeltenmeyin. Yani yazımın yukarıdaki cümlesini namazla insanın yaradılış gayesi arasındaki münasebete açılan bir bahse geçmemin bahanesi olarak yazdığımı keşfetme imtiyazına da konamayacaksınız. Malûmu ilâm ettiğim filân yok. Bilâkis, bu hükmü kimi cahilleri tenvir gayesiyle ikrar ediyorum. O mahut cahilleri tenvir etmenin bana mı kaldığını sual etmeniz isabetlidir. Onları, o bilmişlik taslayan kibirli zümreyi münevver kılmanın başlı başına bir mesele olduğuna kaniim.

Allah (…) yarattı. Yıllar önce dinleyicilerim arasında Muhsin Yazıcıoğlu’nun da bulunduğu, bilhassa bulunduğu bir topluluğa Allah (Türkleri Diğer Milletlerden Üstün) Yarattı serlevhalı konuşmayı yapışımın akabindeki karşılaşmamızda Şili devleti eşhasından biri bana benim bu kadar ileri gidebileceğimi düşünmediğini ifade etti. Belli ki akıllarına benim bu kadar ileri gidebileceğim gelseydi bana Gabriela Mistral nişanı vermeyeceklerdi. Acaba Allah Türkleri diğer milletlerden üstün yarattı demekle ne kadar ileri gitmiştim? İtiraz Allah’ın yarattığına, yaratıyor oluşuna mı, Türklerin üstünlüğüne mi idi? Biraz dikkatle bakınca kabalık sırıtıyor. Çünkü katı gerçeklere boyun eğenler bulanıklıktan haklılık elde etmeğe çalışıyorlar. Böyledir, insanların çoğu letafetin tesirinden kaçınmağı menfaatlerine uygun sayar. Allah (…) yarattı. Kabalık insanları işe yarayan her ne ise onun parantezin içine yerleştiğine inandırır. Lâtif yaklaşımla öğrenilebilir ki, bir erkek ve bir dişi Allah’ın yaratması hesap dışı tutulduğunda hiçbir şeydir. Zira o erkeği ve o dişiyi de Allah bir erkek ve bir dişiden yaratmıştır. Çağlar boyu toplum hayatının an be an devam ettirilişi ancak o ânın atlatılmasına yarayacak bir uzlaşma sayesinde imkân dâhiline girdi.

Ne zaman mezkûr uzlaşma şerefli davranışla geriletilemez oldu, işte o zaman Allah biz insanlar letafeti hatırlayalım diye ya bir nebi, ya bir resul gönderdi. Bu sebeple Allah’ın yaratması yaratılmışlığın insan canibinden okunmasını işaret eder. İşareti gör, resmi gör. Allah (insanı bir erkek ve bir dişiden) yarattı cümlesi kendi yerimizin hangi hikâyede bulunduğu istikametinde seyrettiğimizin resmidir. Hangi erkek, hangi dişi? O erkeğe erkekliği, o dişiye dişiliği hangi vesileyle verilmiş? Kabalığa düşmekten imtina eder, letafete ne kadar yakın durursak hayatımızın resmin tahkiyesine dönüştükçe hayatımız olduğunu görürüz. Tarih içinde Türk şiiri o resmin en cazip renklere bürünmüş halini arz eder iken, yine tarih içinde modernliğin hikâyeyi romana çevirdiğine şahit olduk. Allah’ın bizi bir erkek ve bir dişiden yaratmış olması o erkek ve o dişinin her roman dilimi ânının önemini artırıyor. Roman kentsoylu hayatına denk düşen bir edebiyat türüdür. “Her aşk gecesi bir romana bedeldir” sözünü acaba sahiden dünya romanının en gösterişli sütunu Honoré de Balzac mı söylemiş? Nerede okuduğumu veya kimden işittiğimi hatırlayamadığım için bundan pek emin değilim; ama Google’dan aşk hakkında şunları söylediğini çıkardım: “Günden güne büyümeyen aşk sefil bir ihtirastır. Aşk dedikleri iki ruhun tek ruh haline gelecek şekilde kaynaşmasıdır. Aşk yüzünden öyle bir duygu yakınlığı doğar ki birleşen iki kalpten birinden ne geçecek olsa o şey öbüründen de geçmese olmaz. Hele bir kez aşka düşmeğe görelim, o zaman bütün varlığımızı sanki bizde kendisinden başka bir şey yokmuş gibi aşk kaplar; âşık olduğumuz sırada adeta ummanın ortasındaki teknede bulunur haldeyizdir ve gözümüze gökle denizin temasından başka bir şey gözükmez.” Kemiyet ve keyfiyetiyle tatminkâr romanlar yazdı Balzac. Onun romanları olmasaydı Batı Medeniyetinin meşrebini keşfe kimsenin gücü yetmeyecekti.

İsmet Özel, 1 Mart 2019, Kaynak: İstiklal Marşı Derneği Portalı
İZDİHAM

izdiham 38. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.


İzdiham’ın 38. Sayısı çıktı. Birbirinden genç ve usta kalemlerin yer aldığı bu sayıda Yıldız Tilbe’nin edebiyattan ve şiirden de bahsettiği röportajını okuyabilirsiniz.

 
Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Atakan Yavuz, Turan Karataş, Mehmet Narlı, Yasin Kara, Hakan Göksel, Seda Nur Bilici, Enes Aras, Burak Süme, Erhan Tuncer, Dilek Kartal,  İbrahim Varelci, Melda Zirek, Meltem Gülname Kaynar, Tuğçe Kaplan Şahin, Faruk Sarıkavak, Ecem Aktaş, Yunus Meşe ve daha birçok yazarın şiirlerine, denemelerine, hikayelerine ve incelemelerine rastlayacaksınız. Büyük keyif alarak okuyacağınız bu sayının kapağında müzik de var.
izdiham dergisinin 38. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın