İsmet Özel, Nihayet Bulmuş Seferberlik Başlamamış Alman Harbi

Niçin cehennemi tatmağa heveslendiler? Dünya sistemi politikasının ihya ettiği bütün devletlerin dünya liderliği özentisine son veren Birinci Cihan Harbi hangi sebeple başladı? Çocukluğumdan beri harbi başlatan zahirî sebebin Arşidük Ferdinand’ın suikasta kurban gitmesi olduğunu işittim. Bize görünürdeki sebebi es geçmemiz, dikkatimizi asıl sebebe çevirmemiz telkin edildi. En başta her millet içindeki medeniyet muhiplerini kasıp kavuran bu büyük harbe anılan ölüm hadisesinin bilhassa sebebiyet verdiğini açıklamaktan hem başta, hem de sonda ısrarla kaçınıldı. Çünkü gerçek sebeple görünürdeki sebebin aynı olduğu söylense idi mütegallibenin halkı bilgiçlik taslayarak kontrolü altında tutma mekanizması ölümcül bir yara alacaktı. Dikkat edilsin ki, modernliğin moda oluşundan bu yana insanlık tesmiye edilen şey yalanın “bilimsel” olanından çektiğini başka hiçbir yalanlardan çekmedi. Tuhaf görünse de gerçeklik şunu izhar eder: Tarih boyu “bilimsel yalan” tabir edilebilecek her ne ise onun insanların gadre uğramasındaki payı insanların sıkıntılarını hafifletmedeki payına denk düşmüştür. İnsan gözüne cicili bicili yalan yalın doğrudan daha güzel görünür. Arşidük Ferdinand’ın imparatorluk tahtına çıkmasına birkaç ay kala öldürülmüş olması yeryüzünün şahit olduğu modern anlamdaki imparatorluklar çağını kapatmış, sermayenin mutlak hâkimiyetine giden yol üzerindeki büyük engeli kaldırmıştı.

Kapandı imparatorluklar çağı ve daha savaş bitti denilmemişken Rus Çarı devriliverdi. Böylelikle ABD’nde tecelli ettiği şekliyle en mücerret anlamını edinmiş kapitalist düzen kendine bir çakma hasım icat etme başarısına kavuştu. Kafamızı imparatorluklar çağı kapanmasaydı ne olurduya takmayalım. Çünkü o çağı kapatanlar imparatorlukların bıraktığı boşluğu doldurmak üzere zuhur eden teşkilatlanma tarzına da son vermek üzere İkinci Cihan Harbi’ni başlattı. Max Planck 1920’de bilimsel doğrunun keyfi bir kabulden öte bir ikna gücü olmadığını açıklamıştı. Siyasetleri sürükleyen doğruların ikna gücü hangi merkezde olsa gerekti? Büyük Millet Meclisi faaliyete geçtikten yedi yıl ileride, 1928’de, bakın Mussolini neler söylüyor: “Bugün İtalya’da bir devlet içinde iki devlet, iki hükümet ve iki şef mevcuttur. Ben Milano Ankara’sının kararlarında seri, nizam harici, muzaffer Mustafa Kemal’iyim: Karşımda ebedî Bizans, zayıf ve kötürüm Roma İstanbul’u var.”

Mussolini’nin kendini Mustafa Kemal’le tezkiyeye çalışmasının anlamına varmak gerekir. Modernliğin dünya karşısına Faşizm kılığında çıkmasıyla dünyaya Türklüğün kendini ne kılıkta olduğu arızî kılınarak kabul ettirişi arasındaki fark esasa taalluk eder. İki harp arasında Türkiye Cumhuriyeti imparatorluklara alternatif sayılsın diye imal edilen siyasi düzenlerin varlık bahanelerini kendi bahanesiymiş gibi kullandı. TC önce SSCB ile taraflar itiraz etmezse on yılda bir otomatik yenilenecek bir dostluk ve saldırmazlık paktı imzaladı. TC bünyesine devletçi kapitalizme mahsus incelikleri komünist Ruslardan, korporatif işleyişin araçlarını faşist İtalyanlardan, tek şef, tek millet, tek vatan ideologisini nasyonal sosyalist Almanlardan uyarlamakta fütur eylemedi.

Bütün bunlar karşısında Türk milletinin bir diyeceği yok muydu? Hayır, yoktu. Seferberliğin hezimete dönüşmesi Türk milletinin zihninden “ulaşılabilecek bir iyi” kavramını kökten söküp atmıştı. Milletler merdiveninde bir basamak seçme hakkı biz Türklere tanınmıyordu. Tercihimizi sıfırla bir arasında yapmak zorunda idik. Türk milletine varlık hakkını Sakarya Meydan Muharebesi vesilesiyle Allah nasip etti. Modernlik bahsinde Türk varlığı ile kapitalizm arasındaki münasebetin her şeyi izah ettiği bir dava konusudur. Yunus Emre “Ben gelmedim davi içün” demiş. Ben geldim. Yerli ve beynelmilel sermayenin darbe önleme atağına karşı bir Türk şair, komünist bir Türk ve bu ikisinin uzantısı olarak ehlisünnet ve’l cemaat bir Müslüman vasfını baş üstü kılmam hasebiyle ne yapabilirim? Binlerce yıl dolma yutma şampiyonasında derece almış olanlar millî iradeye silâh doğrultma dolmasını kemal-i lezzetle elbet yutacaklardır. Bizde o dolmayı yutacak göz mü var diyen uyanıklar ahaliye hap, kazık, yaprak sarma biçimine sokulmuş kendi imalatlarını yutturma hazırlığındadır.

 

 

 

 

 

İsmet Özel, istiklalmarsidernegi.org

İZDİHAM

 

 

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: