İsmet Özel, Anamdan Gayrısının Yalan Ağladığını Bildiğim Halde

Benim bir hamal olarak dille münasebetim ve bir yük olması hasebiyle dilin benimle münasebeti bunca yıl hangi şekli husule getirdi? Böyle veya buna yakın sualleri kendine sormayan insan yaşamanın ehliyetsiz yani kaçak yaşama oluşundan fayda uman insandır. Soracağız: Derya içre olup deryayı bilmezlerden biri miyim; yoksa beni de dil ile ikrar ettiklerimden ötürü bir derya saymak mümkün müdür? Ben de kendime soruyorum: Bu yazıları kendime yarasın, bir şekilde fayda sağlasın, kendi yarama merhem olsun diye mi yazıyorum. Yoksa yazdıklarımın işlerine yaradığını düşünen birileri var mı, hiç oldu mu? Marifetim isabetli bir yazı izlencesi ortaya çıkarma hududuna mı mebnî? Neyi yazıya geçirmekten umduğum ne? Meselâ bu kış sabahında  (20.01.2016) eve nereden girdiklerini anlayamadığım iki serçeyi benim dünyamdan çıkarıp kendi dünyalarına gönderme meşguliyetim yazmağa, kayda geçirmeğe değer mi? Zira iki serçenin hali bana hafızama nakşolmuş iki kadını hatırlatıverdi. Birinci Cihan Harbi arifesinde Söke’de Moralı dağındaki bir odaya annemin çocuklukla genç kızlık arasındaki çağına rastlayan günlerde sığınan biri âmâ iki ihtiyar siyahî kadını. Geldikleri gibi gittiler demişti 1902 doğumlu annem. Bir türlü nereden geldiklerini anlayamadığımız gibi nereye kaybolduklarını da anlayamadık.
Bir yerden gelip bir yere gitmenin yeryüzü yetkelerinin salahiyet dairesinde olmadığını fark edebilmek Müslümanların imtiyazıdır. Yeryüzü yetkeleri kendilerinde çevreye şekil verme iktidarı bulunduğu vehmiyle hareket eder. Onların hareketlerine uyum sağlayan herkes küfre düşer. Biz Müslümanların küfrü bir millet sayışımız tevekkül yüzündendir. Vekâlet verme vesilesiyle kârda mı, zararda mı olunacağı hesabının Avrupa’da meydana çıkardığı modernlik dinler üstü bir gerçekliğin aranılmasını kıymete bindirerek başarı kazandı. Müslümanlar modernliğe iyi gözle baktıkları kadar istiğnadan sıyrılma çabasını savsakladılar. Kendini müstağni sayan kâfirle arasına mesafe koyma endişesinden süratle uzaklaştılar. İlmiye sınıfı mensuplarının düşüncesine göre Medeniyet meşalesi Müslümanların elinden düşmüş ve Batı meşaleyi düştüğü yerden kapıp yükseltmişti.
Fark edebilmek, din günü şuuruna sahip olmak Müslümanların imtiyazıdır. Nâzil olur olmaz Kur’an-ı Kerîm’e olan itiraz her bakımdan şuurlanmaya itirazdır. Dünyada ne işimiz var? Daha doğrusu dünyada bulunuşumuz kasıtlı mıdır? Kâfirin fikrine göre geldiğimiz yerde şuur yoktu ve gideceğimiz yerde bizi şuursuzlukta/la yok oluş bekliyor. Müslüman bilinen insanlar dünya süsüne değer biçmekle kâfir fikrinde bir haklılık bulma ihtimaline kuvvet kazandırıyor.
Bunlar gibi birçok sebepler yüzünden ağyara lâf anlatma becerisine sahip değilim. Gerçi buna hiç talip olmadım. Dikkati sadece bir tarihte yazdıklarıma gıpta edenler çıktığı için çektim. Bu da şiirle oldu. Bundan ötesi bahis konusu edilecekse bütün işimin gücümün bizzat kendimi yola getiririm beklentisiyle ömür törpümün maliyetini kurtarma endişesi taşımaktan ibaret kaldığı bilinmelidir. Ömrümü önce sanatla ve akabinde siyasetle olan irtibatımdan başka bir şey törpülemedi. Ben bunu sarahatle ve bütün tafsilâtıyla biliyorum. Şiirle açılan yazı hayatımı düzyazıyla devam ettirmemin sebebi bu bildiğimi benden başkasının da bilmesini isteyişim midir? Elbette değil. Hâlâ kendimi yola getirmekle uğraşıyorum. Müslüman olarak ölmekten başka gayem ne kadar yoksa anlattıklarım sebebiyle neler husule geleceğine akıl erdirmemin de imkânı o kadar yok. Müslim olarak üzerime sarılmış yükün muhtevasına vâkıf değilim. Aldanışlarıma mı, yoksa uyanışlarıma mı istinaden yazıyorum? Ömrümün son deminde bu sualin tatminkâr bir cevabından her gün biraz daha uzaklaştığımın farkındayım. Bildiğim şey biri ortaya çıkmadan diğerinin meydana gelmediğidir. Tuhaf olan şu ki aldanma dalgasına kapılma lezzetiyle uyanış acısı duymam arasındaki münasebet yazma kolaylığı veriyor bana. İleri yaşıma rağmen suyu sıkılmış, posası kalmış duruma düşmeyişimin zehabından teselli buluyorum.
Dil ile ikrar etmiş olduğum, etmekte olduğum ve inşaallah son nefesimde ikrar edeceğim kelime-i şahadet posa olmadığımın izahıdır. Gençken suyu sıkılır olmayışım ihtiyarlığımda posaya dönüşmeyişime delil oldu. Aklım dünya işlerine ilk gençliğimde ne kadar erdiyse benden “Hamle et ya kâfir!” âvazından başka bir ses işitilmedi. Ömrümün hiçbir safhasında güçlülerin nazarında kullanışlı biri görüntüsü arz etmedim. Ömrüm boyunca bütün yaptığım güçlülerin işine burnumu sokmaktan ibaret kaldı. Böylesine bir delişmenlik kendimi de hayrete düşüren neticelere vardı. Hayretler içinde kaldığımı ikrar edeceğim.
Kulun dil ile ikrar edeceği kelime-i şahadet ise bir şairin hayat dalgasını tevhidin izharına mümasil sayma teşebbüsü densizlik olmadığı kadar nüfuz etmeğe müstahak sayılmalıdır. Bütün ömürlerde sırıtan leke, bütün ömürleri canından bezdiren çıban, bütün ömürlerin huzursuz edici ve/veya tatlı kaşıntısı dünya hayatında tahakkuk etmiş necat olacaktır. Kurtulmuşluğu peşinen hissetmek isteriz. Şiir bu hisse bir mazeret üretir. Sırf bu yüzden şairin dertlendiği husus dikkate değer.
İsmet Özel, 22 Ocak 2016, İstiklal Marşı Derneği sitesinden alınmıştır.
İZDİHAM
İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: