İlknur Temizel, Bir Astronotun Güncesi

O bayrak nasıl dalgalanıyor ateistler açıklasın.

Genellikle, kapsül şeklinde yiyeceklerini yiyen astronotlar, su gibi bardaktan çıktımı, peşinde koşmak zorunda kalacağı sıvı şeyleri pipetle içiyorlar. Gerçi, son zamanlarda üç boyutlu yazıcı teknolojisinin ilerlemesiyle, astronotlara uzayda pizza bile yeme lüksü tanınacak diye dedikodular çıktı ama bakalım. Bir süre daha bilindik yöntemlerle beslenecekler galiba.

İnsanoğlu kuş misali bir orada, bir gün burada… Hatta mesafeler vız geliyor bile diyebiliriz, bunun canlı kanıtı olarak da astronotlar gösterilebilir sanırım. Adamlar buradan uzay gemisine biniyor, biniş o biniş. Samanyolu’nda kendilerini el ele atmosfersiz ortamda uçarken buluyorlar. Tabi birkaç ışık yılı uzaklığı kat ettikten sonra. Böyle anlatınca işin ehemmiyetini ve meşakkatini küçümsemek kesinlikle istemem, çünkü bu adamlar, fizyolojik ve biyolojik olarak bambaşka bir ortama ayak uydurmak ve aylarca orada yaşamak zorunda kalıyorlar. Haydi gelin bir göz atalım, bakalım ne yer ne içermiş bu adamlar Allah’ın uzay boşluğunda, gözde ırak, atmosferden uzak bir şekilde.

Kim istemez ayakları yere bassın ama süzülmeye de var mısın?

Efendim şöyle ki, atmosferden çıkış yapıldığı andan itibaren, bu arkadaşların üzerindeki yer çekimi baskısı kalktığından mütevellit boylarda bir uzama, bir serilme serpilme oluyormuş. Ortalama 2,5 inç yani 6-7 santimetre kadar uzayan astronotlarımız, eklemlerini açtırarak önce bir ortama ayak uyduruyor.

Uzay mekiği içerisinde hareket etmekte ayrı bir sıkıntı tabi. Bunu sıradan vatandaş anlamaz. Adam bildiğin uçuyor. Siz hiçbir fındık tanesinin peşinden tavana kadar süzüldünüz mü? Bu adamlar süzülebiliyor işte. Elinden kaçtığı an bittin. Buz devri filminde ki sincap gibi fındığının peşinde şekilden şekilde girersin. Gerçi astronotların, bazen bilinçli olarak bunu yaptığını, bu şekilde kendilerini eğlendirmenin bir yolunu bulduklarını söylemekte mümkün. Bu adamlar ne yer, ne içer? Sadece fındık değil elbet. Genellikle, kapsül şeklinde yiyeceklerini yiyen astronotlar, su gibi bardaktan çıktımı, peşinde koşmak zorunda kalacağı sıvı şeyleri pipetle içiyorlar. Gerçi, son zamanlarda üç boyutlu yazıcı teknolojisinin ilerlemesiyle, astronotlara uzayda pizza bile yeme lüksü tanınacak diye dedikodular çıktı ama bakalım. Bir süre daha bilindik yöntemlerle beslenecekler galiba.

Uyumadan önce ise kendilerini bebek misali kundaklıyorlar. Herkesin kendine ait bir uyuma kabini var ve kendilerini bu kabin içerisinde, bebek gibi boyunlarına kadar kundaklayıp, yerlerini sabitliyorlar. Velev ki bir şeyleri unuttunuz, velev ki kendinizi sabitleyemediniz. Vallahi, uyurken havada süzülür vaziyette bulabilirlermiş kendilerini, benden söylemesi. Ayrıca 2001 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yeryüzünde horlayarak uyuyan astronotların, uzayda çıtının bile çıkmadığı tespit edilmiş. Hal böyle olunca, galaksi manzaralı, sessiz sedasız deliksiz bir uyku çekebiliyor astronotlar.

Beyler, bayanlar bu adamlar 16 gün doğumuna şahit olabiliyorlar. Biz bir tanesinin karşısında bile manzaranın karşısında kendimizden geçiyorken adamlar 16 kere bu güzelliğe şahit olabiliyor. Ama gülü seven dikenine katlanıyor işte. 16 gün doğumu gören bu adamlar, tuvaleti kullandıktan sonra kapağı sıkı sıkıya kapatmazlarsa eğer, yine ve yeniden yerçekiminin olmamasından dolayı, bazı tanımlanamayan objeler ile burun buruna gelebiliyor.

Bunların hepsinden ziyade, en çok güldüğüm şey ve bir o kadar da üzüldüğüm, astronot kıyafeti içerisinde, kaşı gözü burnu kaşınan astronotun çaresizliği. Yılların refleksi olarak elini burnuna götürdüğü an, elini kıyafetin baş kısmına çarpıyor. Burnunu kaşıyamayacağını ve o an kıyafeti çıkaramayacak durumda olduğunu anlayan astronotlardan birisi de kendince bir yöntem geliştirerek, “anlık bir çözümle kafamı kıyafetin içinde ulaşabildiğim en yakın bölgeye sürterek bu ihtiyacımı gideriyordum, ya da dünyayı ve onun güzelliklerini hayal ederek, konsantrasyonumu o can alıcı kaşıntıdan uzaklaştırmaya çalışıyordum” demiş. Kolay değil tabi, böyle bir işe gönül verip, tüm ceremelerine katlanmak ama olur da aranızdan “astronot olmak istiyorum ben” diyen birileri çıkacak olursa, kendisine başarılar diliyor, inşallah dar zamanlar da kulağınızın arkası kaşınmaz diyorum.

 

İlknur Temizel
İzdiham

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: