İlkay Yaprak, Bir Kayıp Kitap Bir Garip Dünya

 Oğuz Atay modası başlamıştır. 

Bir Oğuz Atay hali ki sorma gitsin. Bildiğinden bahsetmeyeceğimse kesin. Sen bilir misin Eylembilim bir yarım kalmışlığın satırlar arasında ruh bulmuş halidir. Tutunamayanlardan bahsetmiyorum. Hoş, bu kitaba kaç kişi tutunabildi, hiç bilmiyorum. Sosyal ağlarda Olric adı sıkça geçmeseydi, sayfa sayısına bölünebilir miydi okuyucunun adedi? Farklı kelimeleri başka kitaplarda kullanabilmenin derdi, sanırım Oğuz Atay birikiminin yalnızca vücuda gelmiş hali. Hiç düşündün mü; “bu ülke…” diye başlayan her cümlenin tam yerine denk geldiği zamanlardan kalma yitik krallık parçaları nasıl da Atay’ın dökülüyor hasta yatağından!

 

Yarım kalmışlığın can sıkıntısından mustarip, ölümün kollarını kendi ellerinden yakın gören bir adamdan bahsediyorum sana. Hem yoldaşı olan ölümü kendinden bilip kabullenen, hem hasmetmekten öteye gidemeyen kavgalarda kendini ölümle deneyen bir adamdan. Sözden duyulan nidanın çağrısına kulak kesilerek bilinen bir anlam. “durumum cok kötü sevgilim, belki bugünlerde intihar ederim. Bana yasama gücü veremez misin?” nidasına karşılık gelen gönüllerdeki selam!

 

Şimdi elimde duran kitabın yarım kalışının öyküsü budur belki de. Bir dünya ki içine sığmaz, durulmaz. Cümle alemin değişmeyen kadim kurallarından önce gelen insaniyetini hatırlatma çabasıdır belki de bu. Yoksa neden gitsin ki “insancı”ların arasına o kahraman?

 

Sadeliğinin, zarifliğinin altında yatan bin bir kavganın parantezini içimde açan bir kitaptır bu. Şöyle bir cümleden hareketle; “ Bu ülkede bireyler ve toplumlarla ilgili hiçbir şey yolunda gitmiyor beyler ve işte açıkça söylüyorum ki insanlar kendileri öldürüyorlar.” dününü, bugününü şiddetle anlamaya çalıştığımız toprağın derin hafızasını şöyle bir kurcalayışı. Biliyorum tavrı, öngörüyorum güveni ve yaşıyorum hissi. Şimdi dur bekle, bilmediğin dilde seslenen iç kavganın, harita üzerine dağılmış şehirlerinden kendini toplama derdi. Kolay mı?

 

Belki tamamlansaydı ustalık eseri olurdu, kurgusu harikaydı, sayfaları sonradan gelen bir zarfla kızı tarafından yayımcıya teslim edildi vs. ilgilenmiyorum! Bak sana ne diyorum; her gün içinden geçirdiğin onlarca kelimeyi yalnızca kendine hapsettin. Ne kadar çok kelime ile muhatapsan , o kadar bildin, söyledin. Ama neden kendine geldiğinde bunu bizden esirgedin? O esirgemedi, öylesine söylemedi, anlatmış olmak için anlatmadı. İstedi ki, dil ona erişebilsin. Fakat bu da mümkün olmadı. Şayet olsaydı; “ Bu ülkede çok az görülen kişilik kavramının anlamını hiç düşünmüşler miydi?” diye sormak zorunda kalmazdı.
Şimdi bile olsa az gayret, biraz çaba ile bu yükü onun sırtından alma zamanı. O yorgun. Üstelik, bizim için yorgun. Şimdi, karakterlerden başlayarak, Oğuz Atay’ı ilmek ilmek çözmek zamanı. Zira gün ağarırken geç olabilir.

 

İlkay Yaprak 

İzdiham

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın